Ne güzel demiş atalarımız; öğrenmenin yaşı yoktur. Bir bildikleri vardır elbet, dediğinizi duyar gibiyim. Evet varmış.

Eski sözler hep bugünlere kadar gelmiş; kimisinin anlamını biliyoruz, kimisinin anlamını tahmin ediyoruz, kimisini de cümle içinde kullanıyoruz, fakat açıklayamıyoruz. Kelimeler doğru şekilde sıralanırsa ve arkasında güçlü bir bilgi varsa, o sözler nesilden nesile aktarılır. Ama yavaş yavaş arkasındaki bilgi kaybolur. Çünkü özlü sözler genellikle sırlıdır, anlam kişinin kavrayışına gizlenmiştir. Bu da öyle sözlerden biridir işte. Yaşı ilerledikçe pes edenlere inat, öğrenmenin yaşı yoktur, denir. Evet yoktur, haydi sizle bunu kanıtlayalım.

Uzun zaman boyunca Tıp dünyası, beyin hücrelerinin gelişemediğini ve çoğalamadığını, doğduğumuz günden itibaren sürekli sayılarının azaldığını iddia etti. Fakat 1998 yılında bu iddia nöral kök hücrelerinin keşfiyle çürütüldü. Nöronların aldığı yeni veriler ışığında etrafındaki nöronlarla etkileşime girdiği ve yeni sinapslar yani bağlantılar oluşturulduğunun keşfinin yanı sıra, nöral kök hücrelerinin yeni nöronlar oluşturup olgun nöron seviyesine kadar geliştirebildiği de keşfedildi. Yani yeni bir kitap okuduğumuzda beynimizde yeni sinapslar veya yeni nöronlar oluşuyor. Yeni bir hobi edindiğimizde beynimiz yeni olan şeyleri kaydedebilmek için yeni bağlantı yolları oluşturuyor. Buna nöroplastisite diyoruz.

Nöroplastisite sayesinde insanlar; bir enstrüman çalmayı öğrenebiliyor, yaşı kaç olursa olsun her seferde kendini biraz daha geliştirerek muhteşem bir piyano virtüözü olabiliyor. 50 yaşından sonra bir üniversite daha okuyabiliyor ya da satranç turnuvasında birinci olabiliyor.

"Yok canım, o öyle değil, ben çalıştım başaramadım, yaşlan da öyle konuşalım." diyebilirsiniz. Fakat burda suçu nöroplastisiteye bulmayalım. O işini yapıyor, tek şartı var istikrar. İşte biz onu yapmıyoruz. Başlamak bir işin yarısıdır, fakat biz genelde büyük bir hevesle başlayıp sonunu getiremeden vazgeçiyoruz. Yeni bir alışkanlığı edinmek ya da var olan eski alışkanlığımızı bırakabilmek için 21 rakamının sihirli bir etkisi vardır. 20 gün olmaz, 2 hafta denedim olmadı, olmaz. İstikrarlı bir şekilde kazanmak istediğimiz alışkanlığı 21 gün tekrar etmeliyiz. Bu 21 günde beyin gerekli sinapsları oluşturur ve vücudunuz bu aktiviteyi öğrenmiş olur. 

"Evet ama ne kadar da olsa hala bir çocuk gibi kolay ve hızlı öğrenemiyorum." Haklısınız. Çocuklarda nöroplastisite daha çok çalışır. Çocukluk çağında 24 yaşına kadar halihazırda gelişmekte olan beyin, çevre uyarılara daha duyarlıdır. Onlar bizden daha hızlı dil öğrenir, daha hızlı enstrüman çalmayı öğrenir, kısacası beyinleri dünyaya daha açıktır.

Ve onlarda olup bizde olmayan bir önemli husus daha vardır ki bu da öğrenmelerini hızlandırır; egosuzluk.

Biz "ya doğru notaya basamazsam?" kaygısıyla, "ya bana gülerlerse?" endişesiyle, "ya bende yetenek yoksa?" korkusuyla kendimizi geri çekeriz. Halbuki çocuk öyle değildir. Yanlış notaya basabilir, önemli değildir. Arkadaşlarıyla beraber o da güler, önemli değildir. Çocuğun saflığı her daim onu egodan korur. Böylelikle korkusuz ve endişesiz bir öğrenme yolunda başarıya ulaşır. Çocuktaki bu stres azlığı da aslında hücrelerinin daha hızlı çalışmasını sağlar. Çünkü stres yaştan bağımsız olarak, yeni hücre oluşumunu engelleyen ve sinaps yapılarında bozulma sağlayan en önemli etkendir. Beyin hücrelerimiz stres hormonlarına oldukça duyarlıdır. Bu da, ne kadar çok stres o kadar yavaş öğrenme, demektir.

İki nedenle olmaz, der Buddha; başlamazsan ya da yarıda bırakırsan. Onun dışında bilimin de söylediği gibi, öğrenmenin yaşı yoktur. 

http://tip.baskent.edu.tr/kw/upload/600/dosyalar/cg/sempozyum/ogrsmpzsnm15/15.P6.pdf 

 

SİTEDE ARA

Go to top