Omurganın kemik, ligament ve eklem bileşenlerini göz önüne alarak baktıktan sonra, onun kas korsesine geçelim.

Omurga kasları bir çok fonksiyona sahiptir:

  1. Hareket - Kemiklerin birbirine konumunun değişikliğini sağlar;
  2. Bağlama - Omurga parçalarını birlikte tutarak bağlar, ve bu durumda kas fonksiyonu ligamente benzer;
  3. Destek - Belirli kas gruplarının sürekli kısaltılması nedeniyle, vücudumuzun bu veya başka konumunu yeterince uzun süre koruyabiliriz;
  4. Trofik - Omur arası disklerde, mikrobesinler ve diğer gerekli maddeler içerisinde çözülmüş, kaslar güç ve su kaynağı olarak işlev görür.

Hemen söyleyelim ki, bu makalenin çevresinde biz omurga kas sisteminin ayrıntılı anatomik araştırmasını yapmayı planlamıyoruz, okuyucular arzu ederse bilgi için ayrıntılı olarak anatomik el kitaplarına göz atabilirler.

Çoğu hareketlerimize bir veya iki değil bir çok kas katılır; aynı kasın farklı kısımları farklı hareketleri gerçekleştirebilir; bir kas tamamen farklı hareketler sağlayabilir (örneğin, başın başlangıç ​​pozisyonlarına bağlı olarak boynun uzatılması, fleksiyon) vb.

Bu nedenle, insan hareketlerinin biyomekanik analizi bazen titiz ve zor bir iştir. Bu durumdaki görevimiz başka şeyde, yani, omurga yoga terapisinde kullanılması gereken temel ilkeleri anlamaktır.

Omurganın pozisyonunu ve durumunu etkileyen kasları iki kategoriye ayrılabiliriz:

Birinci kategori, doğrudan omurgaya bitişik ve omurgaya bağlanan; ikincisi, omurgaya bağlı olmayan, fakat onun pozisyonunu ve durumunu etkileyen kaslar.

Öncelikle birinci kategoriye erector spinae kaslar (veya omurgayı doğrultucu kaslar) ile ilgilidir.

Bu, birçok bölümlerin ayırt edildiği büyük bir kas grubudur, ancak aşağıdakileri anlamamız önemlidir:

Bu kasın başlangıcı sakrumdan başlar ve tüm omurga boyunca uzar, her iki taraftan da güçlü  tabakalar ile döşenir, spinoz çıkıntı ve transvers arasında; geçerken bu çıkıntılara ve kaburgalara bağlanır; ve oksipital kemiğin tendonlarıyla kaynaşarak yukarıda omurganın dışarısında biter. Ana görevlerinden biri vücudun dikey konumunu korumaktır; Buna ek olarak, oksipital ve sakral bağlanma noktalarını birbirine daha yakın hale getirerek,  omurga rektus kasları öne eğilmelerde aktif olarak katılır ( veya anatomik terminoloji kullanarak – omurgayı doğrultur).

Eğer boyun, ense ve göğüs sabitlenmiş ise, o zaman bu kas grubu pelvisi çevirerek sakrumu çeker ve böylece,  belde fizyolojik bükülmesini (lordoz) arttırır.

Bizim vücutumuzun kaslarının çoğunda karşıt biyomekanik fonksiyonu  gerçekleştiren antagonist kaslar mevcuttur. Omurganın doğrultucu kasların antogonist kasları omurgaya doğrudan ilgili değildir, bunlar rektus karın kaslarıdır. Bu çift kaslar, kasık kemiğine bağlanırlar, diğeri ise kaburgaların ön direklerinin alt kenarlarına tutturularak eşleştirilir. Kısalırken kaburgaların alt kenarını ve pelvisin ön kenarını birleştirir. Gövde ve omurgayı öne büker ve eğer, yani saptırmanın ters hareketini yapar. Sabit göğüs ve sabit kaburgalar ile bu kaslar pelvisin ön kenarını çekerler, bu sebeple pelvisi öne doğru döndürürler, bel lordozu azalır, beli ‘’yuvarlatır’’.  Kasılma halinde intraabdominal basınç artar.

Erector spinae kasları ve rektus karın kasları – antogonistlerdir; onların dengeli gerginliği vücudun dikey bir konumunu, pelvisin doğru konumunu ve lomber fleksiyonun optimal derecesini (lordoz) sağlar.

Omurgaya doğrudan bitişik olan kaslara dönelim, erector spinae kaslarına eşlik etmenin yanı sıra, kelimenin tam anlamıyla “küçük kas kirişleri” ile “örtülüdür”. Onların ana gruplarına göz atalım.

İnterspinales kasları – omurların spinöz çıkıntı arasında bulunurlar, onlar interspinales kasları kısaldığında birbirine yaklaşırlar, böylece eğilme (omurganın bükülmesi) yapılır.

İntertranvesr kasları – tranvers çıkıntı arasında her iki tarafında bulunurlar; tek taraflı kısalmada bir yan eğilme uygulamasında tranvers çıkınrıları yaklaşırlar. Vücudun yan tarafı desteğinde de çalışırlar (vasishthasana).

Transversospinalis  kasları – bel, göğüs kısmı ve boyun spinöz çıkıntıları komşu tranvers çıkıntılarla bağlanırlar; bir, iki veya daha fazla omurlara yayılabilir. Çeştli omurların tranvers ve spinöz çıkıntılarını yakınlaştırır ve böylece çevirmesini ve bir birine göre rotasyonunu sağlar. Omurganın kendi ekseni çevresinde döndürülmesini gerçekleştirir.

Yukarıda belirtilen küçük kas grupları ve Erector spinae kasları doğrudan omurgaya ve intervertebral disklere komşu olarak dayanırlar. Böylece, bu kasların çalışması, onların güçlenmesi ve fizyolojik hacmin artışı ve dolaysıyla kan dolaşımın stimüle ve güçlendirilmesi – intervertebral disklerin yeterli beslenmesi için birincil koşulu ve doğru yapılandırılmış omurga yoga terapisinin en önemli unsurudur.

İkinci kategori – doğrudan omurgaya bitişik olmayan kaslar, intervertebral disklerin trofizmine doğrudan etkilemez. Fakat, onlar omurganın pozisyonunu, fizyolojik ve patolojik açı derecelerini belirlerler, ve bu nedenle bu kas gruplarıyla çalışmak yoga terapi uygulamalarının önemli bir alanıdır.

Omurganın herhangi bir kas gruplarıyla çalışmak, belirli hedeflere ulaşmak için farklı modlarda yapılabilir:

Nefesle ilgili olmayan dinamik çalışma; kasların kasılması ve rahatlaması ritminde yapılır, nefes kendi ritminde. Bu rejim genellikle eklem vyayama uygulamalarında kullanılır ve kaslarınızın ısınmasına, kan dolaşımın etkinleştirmenize, kas tonusunu eşit bir şekilde dağıtıp ve hizalamaya, kasları güçlendirmeye ve hacmi arttırmaya yardımcı olur;

Nefesle ilgili dinamik çalışma. Omurga yoga terapisinde ve nefes alışta çalışan Erector spinae kasları sıklıkla (aynı zamanda interstisyel ve inter-transvers kaslar) kısalır ve böylece eğilme gerçekleştirir; Nefes verişte o kaslar sırt yuvarlak haldeyken gevşer, uzar ve gerilir, alt ön kaburgaların kenarları pubik kemiğe yaklaşır. Bu mod, omurganın erector spinae kaslarını daha da gerdirmesine ve rahatlamasına izin veriyor, çünkü fizyolojik açıdan normal bir nefes, onların tonusun artışı öngörür, nefes veriş ise – gevşeme; bu nedenle, normal fizyolojik mekanizmalar, kaslar ile derin çalışma için kullanılır, ve onların patolojik kas ‘sıkışma’sını kaldırır.

Statik çalışma, kas grubunun güçlendirilmesine yönelik; bu durumda, kas veya kas grubu nispeten uzun bir kasılmaya maruz kalır ve sonra telafi edici gerilme gerçekleşir. Sonuncu kas dokusundaki gerilimi giderilmesi içindir, zira bireysel kas bölgelerinin yerel olarak köleleştirilmesi (“tetik bölgeleri”) kalıcı ağrı hislerine neden olabilir.

Kronik kas köleleştirmesinin kaldırılmasını amaçlayan statik çalışma. Bir veya başka bir kasın hipertonusu intervertebral disklerin ve sinir köklerinin sıkışmasına ve duruş bozukluklarına neden olabilir. Bu nedenle, kas tonusunu normalleştirmeyi amaçlayan sistematik çalışma ve yerel kas bloklarının kaldırılması – omurga yogaterapisinin ana yönlerinden biridir. Dizi egzersizlerini oluştururken post-izometrik gevşeme (PİG) prensipleri kullanılır, burada daha da ayrıntılı kalacağız.

“İzometrik” kelimesi Yunan kökünün “izo” – aynı, eşit olan ve ‘’metre’’ uzunluk sözünden gelir. Yani ‘izometriği’ ‘uzunluğu değiştirmeyen’ olarak çevirilebilir. İzometrik uzunluğu değiştirmeden belirli bir süre kas kasılması olarak adlandırılabiliriz. Statik asanalarda, çalışan kaslar genellikle izometrik azalmaya maruz kalırlar.

Kas dokusu ve nöromüskülerin ilişkileri ilginç bir özelliğe sahiptir. İzometrik kasılmadan sonra kas daha iyi ve daha da derin rahatlar. K. Lewit’e (1980) göre, gevşeme mekanizmaların özünde, omuriliğin refleks aparatının aktivitesinin normalleştirilmesine dayanır.

Birçok patolojik durumlar kronik olarak kas tonusunun artışı veya bunların bireysel alanları eşlik eder, bu yüzden çok sık kasın etkin bir şekilde gerilmesi ve gevşetilmesi için teknikler gereklidir. Manuel terapide PİG ilkelerine dayanan tekniklerin tamamı vardır.

Aynı prensipler omurganın yoga terapi algoritmalarının oluşturulmasında başarıyla kullanılabilir. Örneğin, izometrik kasılmanın tipik durumu sarpasana’da  erector spinae kasların çalışmasıdır, ve sonra da shashankasana (adho mukha virasana) yapılması ve benzer şekilde, bu kas grubunun yumuşak gerilmesine, daha etkili olacaktır.

Doğru yapılmış bir terapötik kompleks sürecinde, omurga kaslarının ana grupları sürekli izometrik kasılmaya maruz kalırlar, sonra da germe ve ardından da gevşeme.

Manuel terapide PİG’i gerçekleştirmek için genellikle 5-10 (bazen 30’a kadar) saniye boyunca izometrik kas gerginliğini ve ardından kasın 10-30 veya daha fazla saniye boyunca hafifçe gerilmesi önerilir.

Omurga yoga terapisinde aynı zaman parametlerinin temelini alabilir. Kaslara yapılan statik çalışma iki hedefe ulaşmanıza izin verir: bir yandan kaslar güçleniyor, diğer yandan gerilir ve gevşerler. Paradoksal bir şey gibi görünüyor, ancak kasların genellikle güçlenmeye ve gevşemeye ihtiyacı vardır.

Böylece, omurgaya bitişik olan küçük kasların güçlenmesi omurların birbirine daha da iyi sabitlenmesi sağlanacaktır – bu sabitsizlikte ve omurların aşırı hareketliliğinde aktüel olur, özellikle servikal bölgede sıklıkla gözlenir.

Kas liflerinin de gerilmesi ve rahatlatılması sıklıkla gereklidir. İntervertebral disk patolojisinde, herhangi bir yapıların sinir köklerine baskısı veya omurganın bölümündeki başka hassas yapılar refleks olarak kas spazmı ortaya çıkar – ilk önce buna küçük kaslar katılır, interstisyel ve inter-transvers gibi, ayrıca, ‘lokal’ bölüm kasları, erector spinae kasları. Öncelikle, kasların böyle bir reaksiyonu tamamen doğrudur – onlar etkilenen kesimin hareketliliğini azaltma eğilimindeler, çünkü içindeki herhangi bir hareket ağrının nedenidir. Fakat, kasın tepkisi çoğu zaman fazla olabilir ve sinir sıkışmasına neden olur. Sinir liflerinin sıkışması ağrıyı arttırır, buna ek olarak kas spazmının kendisi çok ağrılı olabilir. Durum kendini destekleyerek ağrı kas spazmını arttırır ve kas spazmı ağrıyı arttırır – patolojik bir kısır döngüsü oluşur. Bu durumda, durumun üstesinden gelererek ve durumu gidermek için lokal olarak sıkışmış kasların gevşemesi gereklidir; ve aşırı gerginliğin giderilmesi için PİG ilkeleri kullanarak yapılabilir.

Buna ek olarak, her bir kasta kronik olarak onun küçük lokal bölümleri gergin olabilir (‘tetik bölgereri’ olarak adlandırılan) – ilk uyarı (travma veya kronik gerginlik) kas hücrelerinin aktivasyon sürecini başlatarak ve ayrıca kasın ayrı bir bölümünde uzun süreli anormal bir kasılması gelişen, hücre içi kalsiyumun sürekli salınmasına yol açar. Böylelikle, uzun süreli kısalma iskemiye (kan dolaşımının ihlali) inflamasyona ve lokal fibroz gelişimine yol açar (Esin R.G v.b, 2003). PİG prensiplerine göre gerçekleştiren hedef kas gerilmeleri, bu tür yerel köleleştirmeleri ortadan kaldırabilir.

Bu nedenle, kaslar üzerindeki statik yüklerini, aşırı yerel gerginliği telafi edici gerdirme ile desteklenmelidir.

Statik kısalma  ve daha sonra gerdirme oranları amaca bağlı olarak farklılık gösterebilir. Eğer kas ilk önce güçlendirilmeye ihtiyaç duyuluyorsa (örneğin, bel hiperlordozunda kalça kasları) yerel gerginliğin kalıntılarını gidermek için gereken, daha da uzun statik yükler uygulanmalıdır ve ardından kısa bir kompensasyon yapılmalıdır. Eğer kas gerilmeye ve rahatlamaya ihtiyaç duyuyorsa, (örneğin, torakal hiperkifozte göğüs kasları) o zaman PİG prensiplerine göre, izometrik kasılma kullanılmalı ve ardından daha uzun bir gerilme uygulanmalıdır.

 

Yazar: Artem Frolov

Çeviri: Ayman Sozakbayeva

Yazının ilk bölümü için tıklayınız.

 

SİTEDE ARA

Go to top