Namaste, 

İki haftadır sekteye uğradı yazılar… Bir kendime dönme ve öncelikleri gözden geçirme, orada öylece aralık kalmış kapıları kapatma dönemindeyim.

Belki yıl bitiyor diye, belki de zamanı geldiğinden… Hayatımızda böyle atıl kalmış alanlar oluyor. Bir zamanlar bolca kullanılmış, içine sevgi, umut, mutluluk, hüzün ve her nevi tohumlar serpiştirilmiş, zamanında tüm tohumların bereketle ürün verdiği alanlar. Zamanla daha az ve daha az kullanılan, toprağın belki bizi artık o kadar benimsemediği, bizimse solan çiçeklerin arasında yeşillik aramaya devam ettiğimiz alanlar. 

Bazen bu derece yorulup atıllaşması zaman alır, bazı alanların ömrü ise bir an gibidir. Önemi yok… O kapı aralık kaldığında, hayat enerjisi o boşluklara da akar, nafile. 

Bu kapıları fark ettiğinizde de tek tek kapatmak gerekir. İşin sırrı bunu zarafetle yapmakta. Ve bu her zaman mümkün değil. Her insan bir başka boyut adeta ve benim burada kirpiğimi oynatmam başka bir boyutta depreme neden olabilir. Davullar çalsam, başka bir boyut için sinek vızıltısı olabilir. İnsanı anlamak kolay, gökyüzünü anlamak keyifli, insan ilişkilerini anlamaksa boyutlar arası olduğu için oldukça zor gelir bana. 

Yaşam yine, yeniden şekillenirken kapılar kapanacak, enerji akışı sağlıklı hale gelecek yeniden. Belki aynı kişiler ve işlerle yeniden kapılar yapılacak ama başka türlü. 

Aklımda bunlarla haritaya bakıyorum, şu anın Vedik (Jyotish) haritasına. Venüs kendi burcunda ve karşısında tam da Aşvini’de geri hareket eden Chiron var. Chiron ile anlık haritalarda ilgilenmem normalde ama bu karşıtlık ilgimi çekiyor. Yarasıyla yüzleşen bir kadın var haritada ve bu yara ile hakkını verirse yüzleşmenin, o yara o kadını göklere çıkaracak. 

“Yüzleşmenin hakkını vermek” sanırım samimiyet ve zarafet ile hareket edilirse olabilir. Yine kendi burcunda ve Rahu’nun rüzgarını arkasına almış olan Ay da Venüs’ü destekliyor. Bu bir kare açı… Yani zor da olsa kalbinin sesini dinlemeli. Söyledikleri önce hoşuna gitmese de “ama nasıl olur” desek de, samimiyete, zarafete bizi bu ses kavuşturacaktır. 

Venüs sadece kadın değildir elbette. Aslına bakarsanız erildir, Vedik astrolojide. Ve haritalarda defalarca gördüğüm üzere Venüs çok anlaşılmayan, herkesin gittiği yolun tersine giden ya da az seçilmiş yolda yürüyen insanları da temsil eder. Öyleyse bu tür duyguları da temsil eder. 

Görgü kurallarının altında ezilip kalmış, rutinlerin yoğunluğundan unutulmuş, “öyle olur mu hiç ama” ların içinde kurumuş duygular vardır. Onlar hep “asıl böyle olur!” der. Bizse yetişkin muhabbetlerini aşırı enerjisiyle “bozan” çocuklara yaptığımız gibi, “hadi yavrum sen biraz içeride oyna” deriz bu duygulara. Biz şapka derken o duygular “bu fil yutmuş bir yılan” der. İşte o duyguları dinlemeye başlamalı, yaraları dinleyip yaraların bizi şifalandırmasına izin vermeliyiz. Bir süre sonra biz Hades’in dehlizlerine inerken o yaralar bizi yüceltip en büyük desteğimiz olacaktır. 

Gökyüzünde tüm bu olanlar arka planda Mars, Ketu ve Satürn’nün etkisiyle oluyor. Yani duygulardan, yaralardan bahsetsek de mesele olmak ile ilgili. Yeniden olmak, oluşmak, inşa etmek kendini ve gücünü kuşanmak. Bu yüzden bu sahne savaşçı bir kadının ayna karşısında yavaşça savaş kıyafetlerini giymesi gibi. 

Yoga rutinlerimizde de yavaşlığı ve irade gücünü, kendine dönmeyi ve unutulmuşları ortaya çıkarmayı niyet edebiliriz. Uzun tutulan savaşçı pozları, kalça açıcılar ve kök salmaya yönelmek hafta boyu bize iyi gelecektir. 

Go to top