“Rüya görmek yalnızca uykuda olanlar değildir; rüya görmek gündelik zihnimizin uzanabileceğinin ötesindeki rehberlik, şifa ve yaratıcılık kaynaklarına UYANMAKTIR” diyen bir kitap okumuştum bir zamanlar.

Uyurken uyanmak” oldukça anlamlı gelmişti ve o andan itibaren rüya sırasında gördüklerime, duyduklarıma ve hissettiklerime farklı bir gözle bakmaya başladım. Onları bir öğretmen olarak gördüm ve mucizelerinin yaşamıma akmasına izin verdim. Rüyalarımda tüm olanları, uyandığımdaki hislerimi, tarihini, saatin kaç olduğunu yazmaya başladım. Bazen gecenin bir vakti, bazen ise sabahları yazar oldum. Bazılarını aylar sonra dönüp okuduğumda fark ettim bana verdiği mesajları; bir kısmını kaçırmış oluyordum, bir kısmını ise ucundan da olsa yakalıyordum. Zaman geçtikçe mesajları daha hızlı anlamak ve yaşamıma dahil etmek hayatımın bir parçası oldu.

Yazmaya da devam ediyorum, onları kalıcı yapmak, hayatı anlamlandırmak ve şifalandırmak için, Aşk’la...

 

HATIRLIYORUM ve KABUL EDİYORUM

Gözlerim kapalı, derin nefesler alıp vererek uzanmıştım yatağıma. Her nefes alıp verişimde daha da gevşiyor, tüm ağırlığımı altımdaki yatağa bırakıyordum.

Bir süre sonra tüm vücudumun tamamen gevşediğini hissettim. Bir film gibi seyrettiğim düşüncelerim giderek zihnimde kaybolmaya başladı. Oysa çok değil birkaç sene öncesine kadar, yatağıma uzandığımda aklımda ansızın beliriveren bir düşünce; beni alıp ardı arkası gelmeyen başka düşüncelere götürürdü. Kendime geldiğimde “hay Allah, nasıl bu konuya geldim” diye düşünürdüm. Ama şimdi tüm düşüncelerin kayboluşunu izlerken, içime dolan mutluluk duygusu beni uyku dediğimiz başka bir boyuta ve rüya dediğimiz başka bir Âlem’e götürmüştü bile…

Harika…

Kendimi bir patikada buldum. Patikadan, ileride gözüken ormana doğru yürümeye başladım. Ormana geldiğimde pırıl pırıl bir nehir gördüm, kuşlar cıvıldıyor, otların kokusu duyuluyordu. Tanrım, ne kadar muhteşem bir yerdi burası…

Az ileride, yeşillikler arasında bir kapı vardı. İçimdeki güçlü hisle kapının önüne geldim. Üzerinde “hoş geldin” yazıyordu.

Sevinçle tam kapıyı açmak için elimi uzatırken, yumuşacık bir ses duydum.

“Kapıdan geçmek istiyorsan” dedi, o yumuşacık ses; “tüm öfke, kızgınlık, kırgınlık duygularını bu eşikte bırakmalısın. İçeriye girebilmen için gereken tek şey bu. Eğer istersen; sevgiyi, hoşgörüyü, nezaketi, affetmeyi seçebilir ve eşikten geçebilirsin”.

Biraz şaşırdım, biraz korktum. Ama beni bu kapıya getiren o içimdeki güçlü his ile derin bir nefes aldım ve nefesimi verirken tüm öfke, kızgınlık ve kırgınlıklarımı kendimden uzaklaştırdım. Eşikten içeriye teslimiyet ile girdim, başka bir şey gelmemişti o anda aklıma.

Aniden pırıl pırıl, pembe bir ışık kümesi sardı her yanımı. Bu pembe ışığın içinden geçerken sevgi doldu tüm hücrelerime. Tarifsiz bir sevgi; beni yok eden, kendisi ile bir eden kocaman bir sevgi…

Keyif ve neşe ile tadını çıkara çıkara yürümeye devam ederken, bir kapı daha fark ettim. İçimde büyük bir coşkuyla, kuş cıvıltıları eşliğinde ve yemyeşil ormanın kokusuyla bu kapıya doğru koştum. Bu kez şaşkın değildim ve korkmuyordum.

Kapının önünde daha önce hiç görmediğim güzellikteki, kapı bekçisi ile karşılaştım. Beni tebrik etti, bu kapıya ulaştığım için. “Şimdi” dedi; “bu kapıdan geçmek istiyorsan; tüm pişmanlıklarını, keşkelerini ve suçluluk duygularını eşikte bırakmalısının. Eğer istersen kabulü, geçmişi sevgi ile kucaklamayı ve olan her şeye izin vermeyi seçebilir, eşikten geçebilirsin”.

Tekrar derin bir nefes aldım ve nefesimi verirken geçmişi sevgiyle kucaklayarak, eşikten niyetimin gücü ve kararlılık ile girdim…

Pırıl pırıl turuncu bir ışık kümesi belirdi önümde. Bu turuncu ışığın içinden geçerken yaratıcılık doldu tüm hücrelerime ve matruşka bebeklerin içindeki o en alta gizlenmiş minik bebeğe benzeyen kendi özümle buluşturdu beni.

Sahip olduğum sevgi ve yaratıcılık ile yürümeye devam ederken yeni bir kapı daha gördüm. Bu defa kapı kolaylıkla açıldı ve gülümseyerek eşikten geçtim.

Hiç bilmediğim güzellikler ile doluydu etrafım. Her şey güzeldi, fazlasıyla güzel. Kuşlar daha çok cıvıldıyor, ayaklarımın altındaki çimler daha yeşil gözüküyor ve çiçekler daha mis kokuyordu. Yanaklarımı ılık bir meltem okşadı ve sanki tüm hücrelerime cömertlik, kabul, hoşgörü, sabır, neşe, şükür ve AŞK duyguları doldu… Tam havalarda uçuyordum ki;

O anda açıldı gözlerim. İçimi bir telaş kapladı. Şimdi mi uyanmıştım, yoksa az önce tüm o eşsiz şeyler olurken mi uyanıktım? Her rüyadan sonra düşündüğüm tek şey bu olurdu benim. Tekrar derin bir nefes aldım, bir daha ve bir daha… Sonra şu sözcükler döküldü dudağımdan.

“Hatırlıyorum ve kabul ediyorum.”

Sevgiden ve güzellikten yaratıldığımı, kendi yaratıcı gücümü hatırlıyorum. Özümdeki sevgiyi açığa çıkarıyorum. Ol’an her şeyi sevmeyi, AŞK’ı seçiyorum. Bunları yapmak yani özüm gibi olmak beni gerçek mutluluğa götürecek tek seçimdir. Bu bir varlığın olduğu şey olmasıdır. Kuşun kuş olması, gülün gül olması gibi.

Ve ben ancak olduğum şey olduğumu kabul ettiğimde her şey benim için en güzel olacaktır.

AŞK’la…

Servet YILDIZ                                  

                                                                                                                                             

 

Go to top