"Farkındalık seçim yaratmaz, seçim farkındalık yaratır"

Gary Douglas

Yine bir günün sonu, yine başım yastıkta ve yine yüzümde bir gülümseme…

Bir film şeridi gibi izlemeye başladım bile o gün olanları. Bunu bir ritüel haline getirdim sanırım. Zaten herhangi bir şeyi büyük bir coşku, sevgi eşliğinde düzenli bir şekilde yapıyorsanız o sizin ritüeliniz oluverir; birdenbire, öylece ve kendiliğinden. Ve inanıyorum ki ritüeller insanın içini çocuksu bir sevinç ile dolduran, her an’ının farkına vararak yaşanan sihirli zamanlar.

Gözümün önünden akıp giderken o güne dair her şey; ne izliyorsam güzeldir ve hoştur, her olan mutlaka bir yerlerde eksik kalan bir şeyleri tamamlamıştır diye hissederim. Ol’an her şeyi izleyebildiğinde; ayırt etmeden, bölmeden, yargılamadan, her günün bir kıssadan hissesi oluyor elbette. Bu yüzden filmi sadece izlemek, filmde asıl anlatılmak isteneni fark etmenin en kolay yolu bence. Ben de her gece böyle yapıyorum; o güne dair her şeyi ve onlar hakkındaki düşüncelerimi sadece izliyorum, akıp gitmelerine izin veriyorum ve son olarak da ol’an her şey için şükrediyorum sessizce.

İşte bu sevinç ve coşkunun eşlik ettiği, gönlünüzdeki şükür duygusu ile gözleriniz kapandığında, Alem’i Misal kapıları açılıveriyor ve uyurken uyanıyorsunuz…

……….. Kalabalığın içindeyim. Her yer ve herkes çok net gözüküyor. Tanıdık, tanımadık bir sürü insan toplanmış. Kocaman bir oda, sınırları olmayan, sonu gözükmeyen… Yerde sessizce oturuyorum ve düşünüyorum; “neyi kutlamak için buradayız”. Bir el dokunuyor omuzuma, “hayırlı olsun” diyor. “Teşekkür ederim” diyorum; gülümserken anlıyorum benim için toplanıldığını. Hep bir ağızdan tekrarlanan sözler var; bildik, tanıdık, insanın ağzından kendiliğinden dökülüveren sözler. Bir anda öyle bir aidiyet duygusu doluveriyor ki hücrelerime, sanki hep oradaydım ve hep o sihirli melodi eşliğindeki o hoş sözcükleri tekrarlıyordum tüm hayatım boyunca.

Birdenbire herkes ayağa kalkıyor. Yanıbaşımda anacığım, nasıl da heyecanlı. “Dur diyor, sana bir şal getireyim” ve elinde kırmızı bir şalla koşarak gelirken, ben mor bir şal ile hemhal olmuşum bile. “Onu sen al” diyorum anneme, “ben bunu istiyorum”.

Bunu söyler söylemez, gök gürültüsü gibi bir gürültü kopuyor!

Sıçrayarak uyanıyorum. Saat 3:03, odada devrilen bir şey beni bu sihirli alemden, sanal gerçekliğime geri getiriyor. Gözlerimi kapatıyorum ve rüyaya geri dönmek için uğraşıyorum. Lakin boşuna… olmuyor, olmuyor, olmuyor. Sonunda pes ediyorum ve diyorum ki; “bunun bir devamı yok, sonunu benim seçimlerim yazacak”.

Bunu kabul etmenin ferahlığı ile gönlümden bu cümleler dökülüyor kağıda.

“Dışarıda olanı boşver, sen içine dön. Yoksa küçücük bir ses, ufacık bir taş, küçük bir meltem, sana dünyanın en büyük gürültüsü, en korkunç engeli ve en şiddetli fırtınası gibi gelebilir. Ve tüm bunlar seni, kendin olma yolundan ayrı düşürebilir…”

Aynı yazının başındaki Gary Douglas’ın sözleri gibi; Alem’i Misal yani Rüya Alemi sırasında deneyimlenen her şey bir farkındalık kazanmamız için oluveriyor. Ama bu farkındalıklar, gündelik yaşantılarımızdaki seçimlerimizi belirlemek için yetersiz kalabiliyorlar. Rüyanın sihrinin yaşamımıza akması için seçimler yapmalı, rüyanın sonunu kendimiz yazmalıyız. Ancak yapacağımız bu seçimlerle yani gerçekleştireceğimiz eylemler neticesinde gerçek farkındalığı elde etmiş oluruz. İşte o zaman mucizeler gerçek olur ve mucizelerin hayatımıza akmasına izin verdiğimizde hayat aniden baş döndüren bir deneyim, hayal ettiğimizden çok daha güzel ve heyecan verici bir hal alır…

AŞK’la

Go to top