Eski bir Mısır papirüsü şöyle der: “Körlük içindeki insana yolunu göstermek için Tanrı rüyayı yarattı.”

Bu söz ile karşılaştığımda, o rüyayı çoktan görmüştüm bile…

Hepimizin rüyalarının ortak noktası, zaman ve yer kavramlarının rüya süresince ortadan kalkıyor olması. Şu an hayatta olmayan, olan veya hiç tanımadığımız, birbiri ile hiç ilişkisi olmayan insanlar bir araya geliyor rüyalarda ve nasılsa herkes birbirini tanıyor. Ya da daha önce bulunduğun veya neresi olduğu hakkında hiçbir fikrin olmadığı mekanlar iç içe geçebiliyor. Uyandığımızda anlatmaz mıyız, annem vardı, sonra hiç tanımadığım biri vardı ki, o aslında teyzemmiş, evime geliyorum ama içeri girdiğimde aslında bizim ev değil orası. Böyle anlatınca da biraz komik de olmuyor değil hani :) Çoğu zaman “ne alakasız bir rüya gördüm” diye uyanıyoruz böylelikle.

Düşündüm de; uzun denilebilecek kadar bir zaman geçti, sizlerle gördüğüm rüyaları paylaşmayalı. “O halde bu hafta rüya haftası olsun” dedim ve başladım yazmaya…

Çok uzun yıllar önce gördüğüm bir rüya var ki; hala gördüğüm sabah ki duygularımı çok net hatırlıyorum ve hiç aklımdan çıkmıyor. Çünkü onunla birlikte değişti tüm yaşamım. Sorduğum sorular değişti, yaşam biçimim değişti, kendim hakkımdaki düşüncelerim değişti. Tabi ben tüm bunları zaman içinde fark edebildim. Yavaş yavaş, hazır olduğumda ve hala hazır olmadığım başka mesajlar taşıdığını da biliyorum. Zamanı geldiğinde, yavaş yavaş almak için bekliyorum…

“Eski bir evdeyim. Güya çocukluğumun geçtiği ev ama benim hatırladığım ev değil, sadece mutfak aynı. Ben rüyayı gördüğüm yaştayım rüyamda da yani otuzumda. Annem mutfağın tam ortasında kocaman bir kazan karıştırıyor. Simsiyah kazanın altında, nasıl yandığı belli olmayan bir ateş ve annemin üzerinde yine simsiyah yere kadar uzanan bir kürk var. Annem olduğundan çok daha genç, neredeyse aynı yaşlardayız. Ben mutfağa giriyorum ve hiç konuşmadan seyrediyorum annemi; annem de hiç konuşmuyor, sadece gülümsüyor. O sırada rahmetli olan anneannem giriyor mutfağa. Aynı kürk mantodan onda da var ve o da hatırladığımdan çok çok daha genç. Ben o kadar seviniyorum ki onu gördüğüme, sevinçten ne yapacağımı bilemiyorum. Anneannem, annem için geldiğini söylüyor. Hadi diyor, hadi gidiyoruz. Annem hiç aldırış etmiyor, gülümsemeye devam ediyor. Anneannem mutfaktan çıkıyor ve ben de peşinden koşuyorum. Çok modern, yani rüyadaki o çocukluğuma ait olduğunu bildiğim ev ile aynı zamanda olması mümkün olmayan bir asansör kapısının önüne geliyoruz. Kocaman bir kapısı var asansörün. Kapı açılıyor ve anneannem biniyor asansöre, ben de peşinden. Nereye geliyorsun diye soruyor, seninle geliyorum diyorum. Hayır diyor, sen gelemezsin. Çok merak ediyorum nereye gittiğini diyorum, ben de geleceğim. Asansörün kapıları kapanıyor ve bugüne kadar bindiğim hiçbir asansörün hızına benzemeyen bir hızla yukarıya doğru çıkmaya başlıyor. Hem çok uzunmuş gibi algıladığım hem de bir an kadar kısa sürdüğünü hissettiğim bir zamanda asansör gelmesi gereken yere gelip duruyor. Kapılar açıldığında, gördüklerim karşısında hayretler içinde kalıyorum. Evet kapı büyük ama o kadar geniş bir perspektiften açıldığı yeri görmemi sağlayacak kadar da büyük değil. Fakat görüyorum, gözümün sanki bir sınırı yokmuş sacına görüyorum. Anneannem iniyor, tam arkasından inecekken; hayır diyor, şimdi değil. Git ve kazanın başına geç.”

Uyandım, hayretler içinde nefes nefese uyandım. Sanki aynı asansör, aynı hızla beni yatağıma bırakmıştı. Ne olduğunu anlamadan.

Tabii o sıralarda bir fikrim dahi yoktu rüyalar hakkında. Anlattığım kim varsa, şimdi oldukça komik gelen yorumlar yaptı. Kimisi “iyi ki inmemişsin o asansörden dedi, yoksa sabah uyanamazdın valla”, annem “anacığım beni almaya gelmiş, niye gitmemişim ki” dedi. Tabi o zaman gülmedim bunlara, inandırıcı bile buldum; hatta korktum desem yalan olmaz :) Ama dediğim gibi o rüya yaşamımı bir yol ayrımına getirdi, yeni seçimler yeni fırsatlar çıkardı karşıma. Tabi ben bunların hiçbirini rüyam ile ilişkilendiren bir farkındalıkla yapmadım. Yıllar geçtiğinde anlamlandırabilmeye başladım, hala da idrake geçemediğim şeyler olduğunun farkındayım. Az önce dediğim gibi, sanırım hazır değilim bazı şeylere.

Asansörün kapısından ne gördüğümü merak ediyorsanız; affınıza sığınarak kendime saklayacağım onu. Ama yıllar içinde o rüyadan öğrendiğimi anlayacağım, kendi adıma çok önemli bir şeyi paylaşmak istiyorum.

Zaman ve mekan sadece bir yanılsama bizler için. Tek bir zaman var, o da şimdi ve tek bir mekan var, o da burası. İşte bu yüzden rüyalarımızda her şey birbirine giriyor ve uyanma eylemimiz ile birlikte kafamız karışıyor. Her şey aynı anda olup bitiyor. Geçmiş ve gelecek, şimdi ve burada yaşanıyor. Rüya gördüğümüzü düşünürken, aslında bir şey bize “uyan” diyor, fakat biz uyanmak denen şeyi her zaman yaptığımız yataktan kalkma durumu ile eşdeğer sanıyoruz. Uyandığımızı düşünürken, körlük içindeki yaşamımızda uyuyarak yaşamaya devam ediyoruz. Düşünün; sadece yiyip içmek, eğlenmek veya şikayet edip mızmızlanmak için gelmiş olamayız buraya. Daha büyük bir şey olmalı, uğruna yaşamaya değer olacak daha büyük ve daha anlamlı bir şeyin parçası olmalıyız her birimiz.

Rüyalarınıza kıymet verin, tam da “neden, nasıl” diye sorduğunuz şeylere cevap ararken, size bir hediye olarak gelebilirler.

Aşk’la…

 

 

 

 

 

Go to top