Öz; gitmeden bilir, bakmadan görür, yapmadan gerçekleştirir.

                                                                                             Lao Tzu

 Deepak Chopra’nın Başarının 7 Spiritüel Yasası kitabının dördüncüsü yasası olan En Az Çaba Yasası Lao Tzu’nun bu sözleri ile başlıyor. Bence kitabın en etkileyici bölümü bu bölüm. Hayatın karmaşası diye bir kavram uydurduğumuz için kendimizi nasıl da evrenin işleyişinden uzaklaştırdığımızı okurken, yüzünüzde sıcak ve mahzun bir gülümseme oluştuğunu görür gibiyim.

“Bu yasa ‘doğanın mükemmel zekâsı sorunsuz, çabasız, kolaylıkla işler’ gerçeğine dayanır. Doğanın işleyişini izlerseniz çok az çaba harcadığını göreceksiniz. Çimen büyümek için çabalamaz, sadece büyür. Balıklar yüzmek için çabalamaz, sadece yüzerler. Çiçekler açmak için çabalamaz, açarlar. Kuşlar uçmaya çabalamaz, sadece uçarlar. Bu onların gerçek doğasıdır. Dünya kendi etrafında dönmek için çaba göstermez. Baş döndürücü bir hızla dönmek, uzayda hareket etmek dünyanın doğasıdır. Bebeklerin sebepsiz mutlulukları onların doğasıdır… ve hayalleri çaba harcamadan, kolaylıkla gerçekleştirmek, tezahür ettirmek de insanın doğasıdır.”

İşte beni en etkileyen bölümün, en etkili paragrafının özeti. Böyle bir doğamız olduğunu biliyor muyuz? Zahmetsizce hayallerimize kavuşmanın aslında varoluşumuzdan getirdiğimiz doğamız olduğunu ne zaman unuttuk. Yazıp kendime sakladığım, henüz kimse ile paylaşmadığım bir yazımda şöyle bir cümlem vardı: “Çoktan unuttum dedi. Neyi? dedim… Hatırlamıyorum dedi…” İşte tam da durumumuz bu; neyi, en zaman unuttuğumuzu hatırlamıyoruz. Devam edelim kitaptan satırlara.

 “Mucize olarak adlandırdığınız şey aslında En Az Çaba Yasası’nın bir ifade biçimidir. Bu yasanın üç unsuru vardır. İlk unsur kabul etmektir. Kabul etmek basitçe, ‘Bugün ne olursa olsun insanları, durumları ve koşulları olduğu gibi kabul edeceğim.’ diyerek, kendimize söz vermektir. ‘Biliyorum ki şu an olması gerektiği gibidir,’ diyebilmektir. Şu an, yani şimdi deneyimlediğimiz an geçmişte deneyimlediğimiz anların tümünün birikimidir. Eğer şu an ile mücadele ediyorsanız, aslında tüm evrenle mücadele ediyorsunuz demektir. Şu an her şeyi olduğu gibi kabul etmelisiniz, olmasını istediğiniz gibi değil. Gelecekte bazı şeylerin farklı olmasını dileyebilirsiniz, ancak şu an her şeyi olduğu gibi kabul etmeniz gerekir.”

Yukarıda koyu yazdığım cümle var ya, işte o cümle hayatımdaki kilitleri açan anahtar benim için. Ne zaman anı yaşayamadığımı fark etsem, aklıma bu sözler gelir ve o zaman sıcacık bir şükür duygusu kaplar tüm bedenimi ve tekrar akmaya başlarım an ile.

“Bir insan veya durumdan dolayı üzgün ve kırgın hissettiğimizde tepkimizin bu insan veya bu duruma karşı olmadığını hatırlayın, aslında bu insanın veya durumun size hissettirdiklerine tepki veriyorsunuz. Bunlar sizin duygularınız ve duygularınız da kimsenin hatası değildir. Bu gerçeğin farkına vardığınızda ve tam olarak anladığınızda hissettikleriniz için sorumluluk almaya ve onları değiştirmeye hazırsınız demektir. Eğer her şeyi olduğu gibi kabul etmeyi öğrenirseniz, problem olarak gördüğünüz her olay ve durum için de sorumluluk almayı öğrenirsiniz. İşte bu da yasanın ikinci unsuru olan sorumluluktur.”

Şimdi aklıma şu güzel söz geldi ve paylaşmak istedim. Hayatının sorumluluğunu al diyor kısaca Nietzsche, her şey sende başlar, sende biter…

“Peki sorumluluk ne demektir? Sorumluluk, olaylar karşısında hiçbir şeyi, kendiniz dahil hiç kimseyi suçlamamak demektir. Sorumluluk, bir durum, olay veya problemi şu an olduğu gibi kabul ederek bu duruma yaratıcı bir karşılık verebilme yeteneğidir. Her problem içinde fırsat tohumları barındırır ve bu farkındalık sizin o anı alıp daha iyi bir durum veya şeye dönüştürmenize yardımcı olacaktır. Bunu yapabildiğiniz zaman üzücü diye adlandırdığınız durumlar yeni ve güzel şeylerin yaratılabilmesi için fırsat olacak, zalim diye adlandırdığımız herkes de sizin yeni öğretmenleriniz olacaktır. Tüm olanların arkasında gizli bir anlam vardır ve bu anlam sizin evrim sürecinize hizmet eder.

Yasanın üçüncü unsuru ise savunmasızlıktır. Yani farkındalığınız savunmasızlık üzerine kurulmuştur ve başkalarını kendi fikirlerinize ikna etme veya inandırma ihtiyacı duymuyorsunuz demektir. Kendi fikirlerinizi savunmaktan vazgeçtiğinizde daha önce boşa harcadığınız çok büyük bir enerjiyi geri kazanmış olursunuz. Fikirlerinizi savunmaktan tamamen vazgeçin. Savunacak bir fikriniz olmadığında tartışmanın doğmasına da izin vermemiş olursunuz.

Hayatınızı diretme ve sürtüşmenin olmadığı bir yolu izlemeye adayın. Bu yol, doğanın mükemmel zekasının hiçbir uyuşmazlık ve çaba olmadan kendiliğinden açılan yoludur. Kabul etme, sorumluluk ve savunmasızlığın mükemmel kombinasyonunu deneyimlediğinizde hayat size çabasız bir kolaylıkla akacaktır. Mevsim doğru olduğunda, arzularınız gerçekleşecektir. İşte bu En Az Çaba Yasası’dır.”

Özetle; şu birkaç maddeyi anlayıp uygulamak, yasayı hayatımıza dahil etmek için yeterli olacaktır. 

  1. Şu an her şeyi olduğu gibi kabul etmeliyiz, olmasını istediğimiz gibi değil. Ustam der ki; “Varoluşta sadece ol’an vardır. Biz onları iyi-kötü, güzel-çirkin diye tanımlarız.”
  2. Gelecekte bazı şeylerin farklı olmasını diliyorsak, şu an her şeyi olduğu gibi kabul etmeliyiz.
  3. Nietzsche’nin dediği gibi: “Kim mutlu eder seni, sen hazır değilsen? Kim yakar yıpratır, sen izin vermezsen? Kim sever seni, sen kendini sevmezsen? Her şey sende başlar, sende biter.”
  4. Son olarak, Hz. Mevlana’nın şu sözlerini hatırlayalım: “Anlaşılmak gibi bir derdimiz vardı, ne zaman ki kendimizi anlatamadığımızı fark ettik, işte o vakit susuşlar dostumuz oldu.”

İşte bu kadar, yasa yürürlüğe girdi bile.

Aşk ile…

 

Go to top