Yıllar olmuş… Hindistan'ın Indore isimli bir şehrinde, Paramanand Yoga Enstitüsü'nde hocam Dr. Omanand'a "Ben çok şanslıyım," demiştim canımın içinden, eşimden bahsederken.

"Şans değil," demişti, "sen böyle olduğun için o da öyle." Sevgili hocamın diğer sözleri gibi bu sözü de hiç aklımdan çıkmadı.

Paramanand'ı, ilk yoga okulumu nasıl bulmuştum hatırlamıyorum. Yogaya başlayalı daha 2-3 ay olmuşken, Yoga Journal dergisinde tanıştığım “ahimsa” sözcüğü harekete geçirmişti beni, bunu iyi hatırlıyorum. "Yoga nasıl yaşanır görmek, anlamak istiyorum," diyerek girdiğim Google'da, onca ışıltılı seçenek arasında bir şekilde iç sesim “Burası!” demişti. O zamanlar Facebook sayfası da, blogu da, Galaxy of Yoga dergisi de yoktu. Okul ile tek görüşmem, yola çıkmadan önceki gün Omanand'ın eşi sevgili Sunita'ya ettiğim telefon olmuştu, "Beni havaalanından alacaksınız, değil mi?"

Bazısı buna "Ne cesaret!" der, bense Mumbai’den iki havaalanı arasındaki servis otobüsünü bulmak suretiyle yapacağım aktarmaya öyle odaklanmıştım ki, doğru uçağı bulduktan sonra Mars'a da gitsem fark etmeyecekti!

Diyeceğim o ki, yogaya Dr. Omanand ile adım attığım için de kendimi hep şanslı hissettim. Belki de hocamın söylediği gibi, ben o sıralarda öyle olduğum için ruhum beni oraya yönlendirmiştir, kim bilir? Omanand şansımdı çünkü yogayı bilfiil yaşayan bir yoga öğretmeniydi. Derslerinde yılların alışkanlığıyla sayfalarca not almama rağmen defterleri karıştırıp da hiçbir sözüne dönüp bakmadım çünkü zaten içimdeydiler. Ve iki aylık eğitimden sonraki yıllar boyunca ayrı ayrı büyüyüp filizlendi bu bilgiler, idrak anlarında, zamanı geldiğinde. Şanslıydım çünkü yalnızca teknik bilgi boyutunda değil tavır, davranış ve etik değerler anlamında da örnek alacağım biri vardı karşımda. Öğrenciyi kendine bağlamaya çalışmayan… Öğrenciyi eğlendirme, gelenlerin gönlünü hoş tutma çabasına girmeyen… Eğitmenlik eğitimlerinde öncelikli amacın eğitmen adayının kişisel dönüşümü olduğunu vurgulayan... "Kendinde deneyimlemediğin hiçbir şeyi öğretme," sözünü sık sık tekrarlayan... Zihnin doğasını, yoganın anlamını, "bir/bütün" olmanın benzerlerinle beraber olmaktan öte bir şey olduğunu... "Gerçek"in, zihninin doğru zannettiği kalıpların ötesinde bir şey olduğunu... Hissettiren. Ve tüm bunları anlamadığım zamanda dahi zihnimde uçuşan etiketlere, kıyaslara, sorulara, yorumlara değil, özüme bakan. Şefkatle, sabırla bakan... İçim o kadar büyük bir şükranla dolu ki anlatamam.

Belki de bu yüzden, daha Ankara'da, pek şeker evimizde canım kedimiz Mushu’m -ışıklar içinde uyuyor şimdi- ile ilk derslerimi vermeye başladığımda ve sonraki derslerde, ses tonum, "ders" tonum, kendiliğinden akan ırmak gibi, bazen de susup dinlediğim, sesim...

Ankara'da önce bir-iki derken 9-10'u bulmuştu günden güne genişleyen sınıfımız. Evimiz şenlenmişti! Ama ayrılırken çok ağır geldi… Bir yandan hepsi de yogaya yeni başlayan öğrencilerimi daha ilk günden itibaren kendi hocalarıma yönlendirirken, bir yandan da "oyuncaklarımı" toplayıp bir başka ülkeye gitmek zorunda olmak, evet çok ağır geldi.

Bizim hayatımız böyle. İki bilemedin dört yılda bir taşınır, ülke değiştiririz. Şu an düşündüm. Belki de ben böyle olduğum için bu hayatı yaşıyorum? Bu hayat bana ne öğretiyor? Hiç kendine sorar mısın? Ben bazen sorarım. "Bağlanmamayı" öğretmeye çalışıyor olabilir mi?

Derken geldik Paris'e… Burada kendimce yogaya giderim, atölyelere katılırım diyordum ki daha ikinci ayımızdı sanırım, bir arkadaşımın "Bana biraz yoga gösterir misin?" sorusuyla başladı yine her şey. Saydım 20'yi geçmişiz, bir yıllık sürede, yolculuğun ilk adımlarını birlikte atmışız. Şimdilerde, bu şehirden de ayrılış vaktimiz yaklaştıkça içimi bir hüzün kaplıyor, haliyle. Ama bu sefer farklı. Bir yanım kıpır kıpır. Heyecanlıyım çünkü artık hayata güveniyorum. Olacakları ise neredeyse biliyorum. İçimdeki ses "sen yalnızca odaklan" diyor. Yapmam gereken tek şey bu. Olacak, olur. Şimdiye dek olduğu gibi. (Şimdi demişken… Bu bir buçuk yıl kadar önce yazıyı yazdığımda Paris’teymişiz, şimdi Cenevre’deyiz!)

Bugüne dek gittiğim her yerde öğrenciliğim de hep aynı iştahla devam etti. (Ve arkada bıraktığım her hocamı çok ama çok özledim!) Her hocanın dersine, hayatımın ilk dersi gibi girdim; tazecik, boncuk boncuk gözlerimi dışarıdan gördüm. Bazen boş yere haksızlık edip kızdım kendime, utandım kendimden (Çocuk gibiyim!), bazen de beni tatlı-sert haşlayan bir hocamın aslında bende kendi öğrenci halini gördüğünü bildim. Benim karşımdaki her öğrencide, minnetle, kendimi görmem gibi. Ve son yıllarda büyük bir ders olarak, "hocama şefkat duymayı" bildim. Kalbimin en aydınlık halleriyle her hocamı çok sevdim.

Bu, ne yazısı? Yolculuk notları, diyelim…

Şu anda kalbimden geçen, yolu yolumla kesişen her bir ruha kocaman bir teşekkür olsun bu yazı, beni şu anki halime getiren her olaya, bundan sonra olacaklara... Kendimi ve niyetimi bilme yolunda, hayatıma gelen ve gelecek her şey hoş gelsin. Olan, bütünün hayrına olsun.

 

SİTEDE ARA

Go to top