“Mutlu insanın hikayesi olmaz”
demiş Umberto Eco…

İlk duyduğumda içimin cız ettiğini hatırlıyorum. O zaman kendi kendime “hiçbirimiz mutlu değiliz” demiştim. Çünkü hepimizin bir sürü hikayesi var anlatacak. Olanı anlatmak, düşündüklerimizi anlatmak, yaşadıklarımızı anlatmak, hayal ettiklerimizi anlatmak… Ne çok anlatacak şey var. “Nasıl yani mutsuz muyuz şimdi hepimiz?” diye uzunca bir süre düşünmüştüm bu sözün üstüne.

Tabii araya zaman girince insan unutuyor bazı şeyleri. Çok düşünmüş olsan da etkilendiğin sözlerin, kitapların, sohbetlerin, filmlerin üzerine; bir süre sonra gündelik hayatın akışı içinde yok olup gidiyor farkındalıklar.

Ama eğer kararlıysan değişmeye ve aramaya başladıysan kendini; bir şey oluyor ve karşına başka bir şekilde yeniden çıkıyor sana bildirilmek istenen. İşte bende öylece unutmuşken Umberto Eco’nun sözlerini; başka bir yerden, başka bir şekilde, bu defa Yunus Emre ve şeyhi Tapduk Emre’nin bir diyaloğu ile yakaladı hayat beni.

Yunus Emre şeyhine olanları anlatıyordu, üstelik de yorumsuz ve son derece edepli bir şekilde. Hal böyle iken, Tapduk Emre dinledi, dinledi ve sonra şöyle söyledi. “Hikâyeyi anlatmak dahi, şikâyet etmektir Yunus’um.” İşte o an şimşekler çaktı yüreğimde. Birden hatırladım mutlu insanın hikayesi olmayacağını. Ve ne çok konuştuğumu fark ettim. Ne çok anlatmaya ihtiyacım olduğunu ve tüm bunların arkasında aslında anlaşılmak, haklı olmak gibi bir derdim olduğunu fark ettim.

Belki de yaşadığım en büyük farkındalıklardan birisiydi bu. Yaşamıma değen bir sihirdi ve anlamasaydım kim bilir kaç kere daha, kaç farklı şekilde çıkacaktı karşıma.

Oysa ne diyordu Hz. Mevlâna; “Gönlünde kelimelere ihtiyaç duymayan bir ses var. Dinle!”

Eğer bir şey arıyorsan, sessizlikte bulmak çok daha kolaydır. Hiç ses olmadığında, duyulması gereken ses duyulur sadece. Yapmamız gereken konuştuğumuzdan daha çok dinlemek, çok anlatmak yerine iyi anlamak.

Kısaca dili kalbe indirmek, kendine dönmek, tıpkı Mevlâna gibi.

Aşk’la…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SİTEDE ARA

Go to top