Sürekli şikayet eden, her şeyin en kötü tarafını düşünen, karamsar, umutlarını yitirmiş insanlarla bir arada olmak zordur.

Onların arasında olumlu düşünmekten, güzel şeylerden bahsetmekten imtina ile uzak durursunuz. Çünkü aksini yaptığınızda onların tabiri ile saf ve hayalperest olmaktan öteye geçemezsiniz.

Böyle olunca da iyi düşünmeyi, olumlu konuşmayı hayatının bir parçası haline getirmiş olan ve bunu yaşam biçimi edinen insanlar, doğal olarak kendileri gibi olmayanların yanında inciniyor ve hayal kırıklıkları yaşıyor. İstiyor ki; herkes öyle olsun, herkes güzel düşünsün, güzel cümleler kursun, hep umut dolu konuşsun. Ve bunun tersini her gördüğünde, her duyduğunda üzüntüleri ve kırgınlıkları artarak devam ediyor.

Aslında üzücü olan olumsuz düşünüp, olumsuz konuşan insanların varlığı değil. Üzücü olan, onların zamanla umut sahibi olan insanları da içten içe kemirerek umutlarını kırmaya başlıyor olması. Bir bakıyorsunuz ki, çoğunluğun karamsar düşüncelere sahip olduğu bir konuda, umut dolu konuşan bir insan fikrini değiştirmiş ve “acaba onlar mı haklı” diye soruyor kendi kendine.

Acaba bu karamsarlar gerçekçi mi? Onlar gerçekleri görüyor, hep umut dolu olmayı seçenler ise gözlerini mi kapıyor olana bitene? İşte genel algı bu maalesef. Eğer biraz neşeli, biraz iyimser ve sevgi doluysan, hemen etiketlerler seni “vurdumduymaz” diye. Oysaki vurdumduymaz ve pozitif insan arasındaki farkı iyi idrak etmek gerekir. Eğer bir kişi, bazı durumlarda ters giden bir şeyler olduğunun farkında ise ve bu durumları düzeltmek için elinden geleni yaparken ortalığı birbirine katmıyorsa, insanların içine kurtlar düşürmüyorsa ve büyük bir dinginlik ve sakinlik ile görevlerini yerine getiriyorsa işte o zaman o kişi tüm benliği ile pozitif ve umut sahibidir. Ama ters giden şeylerin farkına varmış olmasına rağmen, “pozitif insan” modelinin arkasına saklanıp, kılını bile kıpırdatmıyorsa o zaman vurdumduymaz denmesinde bir sakınca yoktur kanımca:)

Olumsuz düşünüp olumsuz konuşmak kolaydır. Çoğunluk böyledir zaten ve akışın içinde sanki doğalı buymuş gibi algılanmaya başlar. Zamanla diğerleri de onlara benzer. Pozitif düşünmek, umut dolu konuşmak ise zoru seçmektir. Cesareti olanların seçimidir. Zira bu cesur kişiler, yapmaları gereken mücadeleleri yaparken, şartlar ne olursa olsun güzel konuşmayı, ümit verici olmayı ve öyle davranmayı seçerler. Bunu devam ettirebilmeleri için de, bu cesarete sahip olan nadir insanların yapması gereken en önemli şey, zarafetle kendileri gibi olmaya devam etmek, gerekirse kulaklarını onları yıldırmaya çalışanlara karşı tıkamak ama asla vazgeçmemektir.

Bakın şu hikaye durumu ne kadar da güzel anlatmış:

“Bir kurbağa sürüsü ormanda yürürken, içlerinden ikisi bir çukura düşmüş.

Diğer bütün kurbağalar çukurun etrafında toplanmışlar. Çukur bir hayli derinmiş ve arkadaşlarının zıplayıp dışarı çıkması mümkün görünmüyormuş.

Yukarıdaki kurbağalar, boşuna uğraşmamalarını söylemişler arkadaşlarına: ‘Çukur çok derin; dışarı çıkmanız imkansız’.

Ancak, çukura düşen kurbağalar onların söylediklerine aldırmayıp çukurdan çıkmak için mücadeleye devam etmişler. Yukarıdakiler ise hala boşuna çırpınıp durmamalarını, ölümün onlar için kurtuluş olduğunu söylüyorlarmış.

Sonunda kurbağalardan birisi söylenenlerden etkilenmiş, mücadeleyi bırakmış ve kaderine razı olmuş. Diğeri ise çabalamaya devam etmiş. Yukarıdakilerde, çırpınıp durarak daha çok acı çektiğini söylemeye devam etmişler.

Ne var ki, çukurdaki kurbağa son bir hamle daha yapmış. Sonunda daha yükseğe sıçramayı başarmış ve çukurdan çıkmış.

Evet vazgeçmemiş ve başarmış. Çünkü bu kurbağa sağırmış. O yüzden, arkadaşlarının ümit kırıcı sözlerine kulak asmamış.”

Kıssadan hisse; “ümidini kaybetmiş bir insanın, başka kaybedecek bir şeyi yoktur”.

Hayattan ve kendinden vazgeçme…

Aşk’la…

 

 

SİTEDE ARA

Go to top