Çiçekleri çok severim, hele ki kardeleni. Kimsenin başaramadığını başarmıştır.

Karların altından canlanıp güneşe doğru yükselmiştir ve bunla da gurur duymaz, böbürlenmez. Bundan bir ego yaratıp, nasıl da çıktım karın altından, demez. Sahte değildir, gerçektir tüm varlığıyla. Sadece kardelendir. Çaba göstermez herhangi bir şey için. Yanındaki kardelenden daha yüksek olmak istemez. Daha büyük ya da daha güzel. O sadece "olur". Olduğu haliyle de tamdır, mükemmeldir. Ama biz öyle miyiz?

Her an'ımız başka bir sahte benlik yaratma çabasıyla geçiyor. O kadar çok "ben" var ki içimizde büyüttüğümüz, asıl benliğimizi kaybetmişiz. Kendimiz dışında her şey olmuşuz. Eşimizin yanımda başka, annemizin yanında başka, iş yerinde başka biri olmuşuz. Çünkü bize bunlar dayatılmış.

Akıllı kızım, güzel kızım, ağırbaşlı kızım, diye sevilirseniz aklınıza bir delilik gelirse yapamazsınız, içinizde ebeveyniniz tarafıdan büyütülen bu bahsi geçen akıllı kız sizi tutar "sen bu deliliği yapamazsın" der ve yapamazsınız. Ama içinizde kalır.

Sizden "büyük adam olacak" diye bahsedilirken ders çalışmamazlık edemezsiniz. Canınız dışarı çıkıp top oynamak ister, fakat sınavdan alacağız 80 ile 90 arasında dağlar kadar fark vardır ailenizin gözünde. Dışarı çıkamazsınız, o topu oynayamazsınız, içinizde kalır.

Eşiniz size çok beceriklisin, işinde çok iyisin, çok iyi bir annesin diye övgüler yağdırırken bunları iltifat sanırsınız, güzel sözlerdir ama arkası boş değildir. Bir gün yemek yapmadığınızda, iş yerinden terfi almadığınızda, çocuğunuz ergen olup onunla anlaşamadığınızda tedirginlik başlar. Çünkü bilirsiniz ki sizden hep daha iyisi beklenir ve canınız yemek yapmak istemese de bazen kalkıp o yemeği yaparsınız. "Ağzımızın tadı bozulmasın Ali Rıza Bey" diye diye geçer ömrünüz...

Hele ki iş yerinde asla kendiniz olamazsınız. O dar eteklerin, pantolonların, gömlek ve kravatların içinde boğazına kadar sıkılmış bir benlik vardır ki sürekli arabanın taksidi, çocuğun okul masrafları, doğalgaz vb. ödemeler yüzünden o iş yerinde suspus olmuş, iyiden iyiye kendini kapatmıştır. Bir adım bile atamaz, tek bir söz söyleyemez haldedir. İtiraz mekanizması bozulmuş, her şeyi yutmaya başlamıştır. Söyleyemediği sözler içinde kalır, sinir olur, stres olur, öfke olur, kanser olur.

Toplum bizi bu hale getirir, bir birey olmanızı engeller, sizi bir numaradan ibaret kılar ki sistemin içinde kalıp eriyin, çünkü toplum bireyleri sevmez, bireyleri yönetemez. Kendi kararlarını kendi alan, sorumluluk sahibi, ne istediğini bilen bireyler toplumdan dışlanır. Çoğumuz birey olamadığımızı farketsek bile, bu dışlanma korkusu yüzünden içimizdeki benliği susturmaya devam ederiz.

İşte korku, stres, öfke ve kendini bastırmak; bunların her biri bizi için için yer. Dışarı vuramadığımız için içimizde büyür ve bir gün patlar, bumm!! "Üzgünüm tahlillerinizden anlaşılıyor ki kanser olmuşsunuz." Bu cümleyi bu yüzyılda her aile en az bir kez duymuştur ve ne yazık ki duymaya da devam edecektir.

Bizim birbirimize yaptığımız bu kötülüğü bir kardelen diğerine yapmaz. Onlarda kanser yoktur, çünkü kardelen olmak dışında bir işleri yoktur, kimse onlara başka bir şey olmaları için baskı yapmaz. Stresleri yoktur, öfkeleri yoktur. Sadece kardelen olurlar. Doğarlar, yaşarlar, ölürler. Biz ise önce birbirimizi üzer, kanser ederiz, sonra da o kanser oldu diye kendimizi üzeriz. Toplum dediğimiz bu tiyatrodan duvarları kırıp çıkmamızın zamanı gelmedi mi sizce de?

Bana göre bu dünyada olan her şeyin bir sebebi vardır. Tesadüfen yaşamayız hiçbir şeyi ve her hastalığın altında fark etsek de etmesek de zihinsel bir sebep vardır. Biz izin vermedikten sonra bize hiçbir şey olmaz. En basit nezleden, en karmaşık hastalıklara kadar geçerlidir bu. Özellikle kanserde bastırılmış öfkenin rolü büyüktür. İçimizin derinliklerine sakladığımız asıl benliğimizin duyuramadığı o ses, istesek de istemesek de maddeleşmenin bir yolunu bulur. Çünkü tüm duygular maddeleşmek zorundadır. Burası madde dünyasıdır. Kelimelere dökülmemiş düşünceler, bağırılmamış öfkeler, içinden geçemediğimiz üzüntüler, içimizde birikir ve kanserleşir.

Dönüp kendinize bakın. Yıllardır olamadığınız o kişi olmanızı ne engelliyor?

İçinizdeki öfkelere bakın. Onları affetmemenizin size yaptığı kötülük ne safhada?

Vücudunuza bakın. Eminim ufak tefek uyarı alarmlarını görmezden geliyorsunuzdur. Kendinize kanser tanısı koydurmanıza ne kadar zaman kaldı?

 

Hastalıkların Zihinsel Nedenleri

SİTEDE ARA

Go to top