Bazı anlar vardır. “Ah! Baştan yaşasaydım, her şey başka olurdu…” dedirten.

Akla geldiğinde ya da düştüğünde gözün önüne; durduran, düşünmeden.

Hiç sırası olmasa da, hatta artık hayatında yeri olmasa da zihninde tekrar yaşanan, tekrar dönen.

Bazı anlar vardır. Geçmişten geleceğe taşırken tam, elinden düşüp de, arada bir yerde kaybolmuş gibi duran…

Böyle anlardan biri akla takılmış dururken, sorsan mesela:

“Elinden kaçırdığını düşündüklerin, zamanı geldiğinde, yenileri yakalayabilmen için hatırlatıyor olabilirler mi kendilerini?”

Onu kaçırdığın için belki de, artık “başka” düşünebildiğini fark etmen için.

Öğrenmen için.

Düşünüyorum da yaşandığı zaman dilimi içinde epey dramatik, zorlu, aşılmaz görünen bir sürü olay, istediğimiz halde olmayan/ istemediğimiz halde olan bir sürü şey de dahil, yaşadıklarımızın tümü büyük bir öğrenme sürecine hizmet ediyor temelde. Söz konusu olaylarla karşılaşırken, o telaşla, büyük resmi çoğunlukla gözden kaçırsak da, zaman geçtikçe şöyle bir karşıdan bakabiliyoruz o resme. Ve bakabilirsek anlıyoruz, yaşananların bizde yarattığı asıl değişimi.

Öğrenme süreci de, basitçe, böyle işliyor aslında. Karşılaştığımız yeni koşul, durum ya da olaylara verdiğimiz tepkilerin sonuçlarına göre davranış oluşturuyoruz. İstemediğimiz bir sonuçla karşılaştığımızda, bir sonrakinde başka bir davranış çıkıyor ortaya. Yani önceki deneyime hata gözüyle baksak da, istediğimiz deneyimlere giden yol buradan geçebiliyor. Bundan öğreniyoruz çünkü: Deneyimden.

Olayların bu yönüne bakmak, her yeni anı, yeni bir deneyime dönüştürüyor. Yeni anlarla, yenileriyle karşılaştıkça tekrar deneyebileceğimizi düşündürüyor.

Ve eski hatalara üzülmek yerine onların şöyle fısıldıyor olabileceğini: “Hadi, tekrar dene. Bu kez yapabilirsin.”

 

SİTEDE ARA

Go to top