Arayışta olan pek çok insan tanıdım ve biliyorum ki bunun yüzlerce hatta binlerce katı tanımadığım insanda arayış içinde.

Çoğumuz ne aradığımızı bilmeden arıyoruz ve bir tanım yapmak gerektiğinde de daha mutlu daha huzurlu olabileceğimiz bir hayat aradığımızı söylüyoruz. Sanki bunların bir şeyi elde etmemiz sonucunda olacağını zannederek. Oysa mutluluğun sahip olduklarımızla değil, bizimle ilgili bir şey olduğunu unutuyoruz ya da hatırlamak işimize gelmiyor.

İşte bu sebeple her birimiz farklı yöntemler geliştiriyor, farklı kitaplar okuyor, farklı olduğunu düşündüğümüz oysa bizi aynı sonuca götürmesi muhtemel farklı yollar seçiyoruz. Seçtiğimiz yollar, okuduğumuz kitaplar, kullandığımız yöntemler ne kadar farklı olsa da hepimizin aklında benzer sorular oluyor. “Ne olacak yolun sonunda?”, “Varmak istediğim yere vardığımı nasıl anlayacağım?”. Tüm bu sorular bizim beklenti içinde olmamıza ve tüm yol dolayısı ile de tüm yolculuk boyunca beklentide kalarak yaşamamıza sebep oluyor. Ve zihnimiz bu beklentileri kurgularken, biz yolculuğun tadını çıkaramıyor ve yoldaki büyük mutluluklar yaşatacak küçük ayrıntıları kaçırıyoruz.

Mutluluğun en büyük düşmanı beklenti. Bizi mutlu olmaktan alıkoyan şey, hep bir sonraki adımı düşünmek. Hayatı bir film izlerken yaptığımız gibi bir sonraki sahne ile ilgili tahminlerde bulunup, o sırada söylenen cümleleri duyamamak, kimin kim olduğunu anlayamamak, sonra da o kim, ne dedi, ben orasını kaçırdım gibi soruları yanımızdakine yönelterek yaşamak gibi.

Bir sonraki adımla o kadar meşgulüz ki, kendi arayışlarımızda girdiğimiz her yolda bir şüphemiz oluyor. Çünkü hemen bir sonuç bekliyoruz. Tıpkı günlük yaşamlarımızda hemen zayıflamak, hemen müdür veya patron olmak, hemen iyileşmek, hemen dingin ve huzurlu olmak gibi bir beklentimiz olduğu gibi. Yolun bir sonunun olduğunu düşünüyor ve oraya çabucak varıp aradığımız ilahi mutluluğu kucaklamak, sonra da hayatımıza mutlu mesut devam etmek tek derdimiz.

Varılacak bir nokta veya çantamıza koyup tamam buldum diyebileceğimiz bir sonuç olduğunu düşünmüyorum. Her küçük adım bir varış zaten ve orada ne olduğunu, kendinin ne yaptığını fark etmek büyük bir bilgelik, kocaman bir mutluluk. Sadece şu anda ne yaptığımızın farkında olalım ve her ne yapıyorsak sadece onu yapıp, tadını çıkaralım.

Belki de yolun sonu, varış noktası ve beklentilerimizle ilgili en güzel cevabı şu kısacık zen hikayesi veriyordur.


Ustasını ziyaret etmek için evine giden öğrenci onu yemek yaparken görür ve şöyle der; “Ustam… Aydınlanmadan önce neler yapardınız?”

Usta cevap verir: “Yemek yapardım, yemek yerdim, bulaşık yıkardım.”

“Peki ustam şimdi ne yapıyorsunuz?”

Usta tekrar cevap verir: “Yemek yapıyorum, yemek yiyorum, bulaşık yıkıyorum.”

“İyi de ustam, o zaman ikisi arasında bir fark yok ki.”

Usta şöyle der: “Olmaz olur mu… Şimdi yemek yaparken sadece yemek yapıyorum, yemek yerken sadece yemek yiyorum, bulaşık yıkarken sadece bulaşık yıkıyorum.”


Düşünün bakalım biz bunu yapabiliyor muyuz?

Nereye varırsak varalım, yaptığımız bazı şeyler hiç değişmeyecek. Sadece bir an gelecek ve biz belki de her gün yaptığımız şeyleri sanki ilk kez yapıyormuşçasına her defasında hayretle mutlu olacağız. İşte bu aradığımız mutluluk.

Allah hayretimizi artırsın o halde.

Aşk’la…

 

 

 

 

 

 

 

 

SİTEDE ARA

Go to top