Daniel Quinn’in “İsmail” adlı kitabını okuyanlar bilecektir.

Aynı kelimelerle ifade edemeyebilirim, ancak kitabın bir yerinde İsmail öğrencisine şöyle bir soru sorar.

“Günümüz dünyasında yaşayan, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan ve buradaki hayatı gerçekten sefil bir şekilde devam eden biri olsaydın ve sana günümüzden gerilere, insanların avcı-toplayıcı olarak yaşadıkları döneme gidip, bu sorunların hiçbirinin olmadığı bir hayat yaşayacağının garantisi verilseydi, kabul eder miydin?”

Eder miydik?

Paranın, teknolojinin, bizim tabirimizle modernliğin, hastalıkların ve ilaçlarının, geçim sıkıntısının, hava kirliliğinin ve daha bunun gibi saymakla bitmeyecek ve her gün artarak devam edecek problemlerin olmadığı bir zamana gitme teklifi karşısında biz ne yapardık?

Düşünsenize, para diye bir kavram yok hayatımızda. Zaten satın alacak bir şey de yok. Teknoloji yok, onun yerine telepatik yeteneklerimiz var. Bulaşıcı veya tedavisi tam olarak mümkün olmayan hastalıklar ve de ilaç sektörü diye bir şey yok. Otlarla, böceklerle şifacılar tarafından tedavi edilemeyen her şey bizi gerçek yuvamıza geri götürüyor diye benimsenmiş bakış açılarımız var sadece. Geçim sıkıntımız yok, iş bulma derdimiz yok, kariyer planlarımız yok. Dünyamız misler gibi. Sularımız, havamız tertemiz. Doğanın dengesi muhteşem. Mevsimler tam zamanında yaşanıyor. Arada bir doğa ana sürprizler yapıyor ama o da bize bir uyarıda bulunuyor diye düşünüp dualar ediyoruz. Tarım ve Sanayi Devrimleri gerçekleşmemiş. İhtiyacımız olanı avlıyoruz, o an tüketebileceğimiz kadarını topluyoruz. Daha sonra yerim, bu da bulunsun diye stok yapmıyoruz. Şükredecek şey çok ve bunu göstermek için yapılacak ritüel de. Tüm kalbimizle yaradana inanıyoruz. Onu kandırmaya ve onun üzerinden başkalarını kandırmaya çalışmıyoruz. Siyaset falan yok yani. Tüm bebekler aynı şekilde ve aynı şartlarda doğuyor ve büyüyor. İnsan ömrü günümüzdeki kadar uzun değil ama nüfus patlaması falan da yok. Dünya hepimize yetiyor ve paylaşamadığımız hiçbir şey yok, her şey yeterli.

Şöyle bir gözlerinizi kapatıp, kendinizi öyle bir dönemde hayal edin isterseniz, bakalım neler hissedeceksiniz? Ben yaptığımda hayal etmesi güzel geliyor ve hoş duygular bırakıyor kalbimde, gülümsetiyor yüzümü bu deneyim. Yaşadığımız anın ne kadar da karmaşık olduğunu hissediyorum. Ne çok ayrıntı var hayatımızda. Bu yüzden de hepimiz yorgunuz ve hiçbirimizin hiçbir şey için yeterli vakti yok. Bir koşuşturmaca içinde geçip gidiyor ömürler. Bunu hissedince buruklaşıyor yüreğim ve tüm bunlara kendimizin sebep olduğunu bilince de bir acı doluyor insanın içine. Hayatlarımızı nasıl da zorlaştırdığımızı, dünyamızı nasıl da tükettiğimizi, üstelik de zaman zaman bunun farkına varıyor olma lütfuna ermemize rağmen hızla daha da zor bir hale getirmeye, sonumuzu çabuklaştırmaya devam ettiğimizi görmek gerçekten üzücü. Oysa dünyanın var olmak için bize ihtiyacı yok, hatta bizden kurtulmaya ihtiyacı var.

Hayal ettiniz mi? Eminim sizler de benim hissettiklerimi hissettiniz. Ama yine de sorunun cevabı yok değil mi? Samimi olmak gerekirse, kabul eder miydik sorusuna “evet” cevabı verenlerimizin bile içinde bir çelişki var. Kolay değil tabi ki, bir de “nasıl olsa böyle bir şey olmaz” diyen zihinlerimiz var ya arada; bu sebeple soruya cevap vermek güç oluyor ya da cevabımız samimi olmuyor.

Böyle bir seçenek bize verilir mi veya verilirse o anda ben gerçekten ne cevap veririm bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var. Arada gözlerimizi kapatıp, yaşamak istediğimiz dünyanın hayalini kurabilir, o dünyayı tüm kalbimizde hissedebilir ve içine girebiliriz. Bunu sık sık yaptığımızda, bir süre sonra hoşnut olmadığımız, sürekli şikayet ettiğimiz şeyleri nasıl değiştirebileceğimiz konusunda ufak da olsa yapabileceğimiz şeyleri kalbimizde hissediyor olacağız. Suya atılan ufacık bir taş, büyük büyük halkalar yaratarak yayılıyorsa, birimizin kurduğu sevgi dolu bir hayal de yürekten yüreğe yayılacak ve yaydığı frekans benzer frekanslarla birleşerek tüm dünyayı saracaktır. Unutmayın yoktan var edilen tek şeydir hayaller. Daha güzel bir dünya mümkün, hepimizin yapacak bir şeyi var ve tek tek yaptığımız küçük şeyler, bir araya geldiğinde büyük farklar yaratabilir.

Bu arada da “İsmail” haftanın kitap önerisi olsun o halde.

Aşk’la…

 

 

SİTEDE ARA

Go to top