İnsan olarak çoğumuz çoğu şeyi kararında yapma becerisine sahip olmadığımız için, spiritüel konularda da ne yazık ki aynen böyle yapıyoruz. Sanki kesin bir çizgi var, ya çizginin bir tarafındasındır ve tamamen spiritüel bir hayat sürüyorsundur ya da diğer tarafındasındır ve dünyevi işlerden başını kaldıramıyorsundur. Öyle mi gerçekten? Ben kesinlikle buna katılmıyorum. Her alanda olduğu gibi, bu konuda da insan dengeli olmalı diye düşünüyorum.

Birkaç gün önce bir sohbette, genç bir bayan bana, “spiritüel yaşamı ile iş hayatını, bu dünyayı, üst üste koyamadığını, ikisinin örtüşmediğini” söyledi. Hatta, dünyevi yaşamına devam edebilmek için, spiritüel düşünmek, yaşamak, deneyimler edinmek gibi bir sürü şeyden vazgeçmeyi seçiyordu.  Böyle olunca da doğal olarak çok endişeli, üzgün ve yıpranmış gözüküyordu.

Pek çok kişinin karşı karşıya olduğu durum bu. İkisini bir arada yapamamak. Spiritüel bir kişiliğe sahipsen otorite kurmak, söz geçirmek, kızabilmek gibi eylemlerden vazgeçmek zorunda olduğundan, işinde artık bunları yapamaz duruma geliyorsun ve oluşan otorite boşluğu seni işini yapamayan biri haline getiriyor bu da seni son derece mutsuz ediyor. Ya da aynı sebeplerden sahip olduğun spiritüel kişilik seni iş yerinde sürekli hırpalanan ve ezilen bir insan pozisyonuna sokuyor. Sonuç; suçlu bulundu: SPİRİTÜELLİK ! O halde derhal vazgeçilmeli ve tamamen dünyevi işlere odaklı bir insan olarak yaşamaya devam edilmeli…

Yapmayın ne olur… İkisi bir arada olur neden olmasın ki. Spiritüel bir yaşama sahip olan insan da kızabilir, üzülebilir, hataya düşebilir, yanlış kararlar da alabilir. Sonuçta adı üstünde insan yani. Ama hep anlık şeylerdir bunlar onun için. Bunlara tutunmaz, bir nefesle dengedeki frekansına dönüverir. Öyle illa spiritüel işler falan da yapmaz. Bankacı olabilir, iş kadını/iş adamı olabilir, avukat, doktor olabilir. Yaşamın her alanında yer bulabilir kendine. İşini severek yapar, onu bir zorunluluk olarak değil, görevi olarak kabul eder ve istediği zaman da görevini değiştirebilecek cesarete ve özgüvene sahiptir.

Çünkü spiritüel bir insan hep söylediğimiz gibi, herhangi bir duruma katlanmaz. Yerinden memnun değilse değiştirir yerini, bahaneler bulmaz. Eğer o işe çok ihtiyacı var ve yerini değiştiremeyecek bir durumda ise de orayı gül bahçesine çevirir. Evet, ara sıra dikenler batar belki eline ama o sadece bir anlık “ah!” deyip geçer ve sık sık duyduğu gülün kokusudur onu mutlu eden.

O yüzden vazgeçmeyin. Yaşayarak öğreniyor insan. Defalarca denemeden, yorulmadan, düşüp kalkmadan nasıl ki bir çocuk yürüyemezse, spiritüellik ile tanışan bir insan da bu çelişkilere düşebilir. Anlam arayışında olmak başlangıçta çok heyecanlıdır ama yorucudur da. Önemli olan hayatla birlikte akabilmektir. Siz elinizdeki spiritüel olan pazıl parçası ile dünyevi olan pazıl parçasını bir araya getirmek için çaba sarf etmekten vazgeçin. İkisi birbirine şu anda geçmeye bilir ama akışta olursanız ya araya ufak tefek birleştirici yeni parçalar girecek ya da elinizdeki parçalar esneyip form değiştirecek, sonuçta aslında bir bütün olan ama sizin ayrı olduğunu düşündüğünüz bu iki parça birbirine kenetlenecektir. Her şey bir arada, birbirine zarar vermeden gerçekleşebilir. Yeter ki anda olalım ve Avustralya yerlileri Aborjinler’in sevdikleri insanlara vedalaşma sırasında söyledikleri gibi hayatımızda “her şey yeterli olsun”…

O halde yazıyı da Aborjinler’in yaşam felsefelerini üzerine kurdukları şu dua ile bitirelim.

Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar güneş diliyorum.

Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum.

Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum.

Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum.

İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum.

Sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar kayıp diliyorum.

Son ‘Elvada’ yı atlatmana yetecek kadar ‘Merhaba’ diliyorum.

Aşk’la…

 

 

 

 

 

 

SİTEDE ARA

Go to top