Yıllarca dış görünüşüm ile spor arasında bir ilişki kurmaya çalışanlar fena hayal kırıklığına uğradılar. Spor adına yapmış olduğum tek şey lisedeyken, liselerarası maratonuna katılma gafletinde bulunmam ve Uludağ yolunda şişen dalağımla yarış dışı kalmam olabilir.

Uzun yıllar boyunca yürüyüş ve ev işi dışında yaptığım fiziksel bir aktivitem olmadı ama bahanem çoktu, zamanım yoktu, çocuklarım küçüktü, benim spor yapmaya ne ihtiyacım var gibi sıralayabileceğim bir sürü nedenim vardı. Hayat bulunan bahaneler ve sana açılan kapılar arasında gidip gelmekten ibaretmiş ve sen açılan kapıları görmemekte direndikçe bir arpa boyu yol gidemiyormuşsun.

Dersime yetişmek için araba sürüyorum, kafamın içinde kelimeler, önümde giden trafikten daha uzun bir konvoy, bir gözüm yola, bir gözüm kafamın içine bakıyor. Kelimelerden oluşan kuyruk her saniye uzuyor, ben onlara yetişmeye, bir şekilde kaybetmeden hafızama kayıtlamaya çalışıyorum. Biz insanların sonlu bir hayatı sonsuz gibi yaşamakta inat eden garip yaratıklar olduğumuzu düşünüyorum. Hafızamın ekranına ‘’İki el, bir baş için’’ cümlesi düşüyor. Bana kalırsa insanın yalnız bir varlık olduğunu en iyi anlatan cümle. Her türlü kalabalığımıza rağmen aslında herkes en çok kendi kendisiyle.

Bir çoğumuz kendimize gereken özeni gösterip, geçen yıllara meydan okumaya çalışırız. Bizi taşımaya çalışan bedenimiz yer çekimine direnmek için elinden geleni yapmaya çalışsa da çoğu zaman çaresiz kalır. Büyürken eskimek doğal bir süreç, bu süreci durdurmak mümkün olmasa da yavaşlatmak mümkün. Eskiyen bedenin verdiği arıza sinyallerine dikkat etmek, çok geç kalmadan önlemler almak sürdüreceğimiz yaşamın kalitesini belirliyor. Ben bedenimin verdiği sinyallere kayıtsız kalamadım, kalmakta pek mümkün değildi zaten. Her sabah yataktan dinlenmiş değil de dayak yemiş gibi kalkınca haliyle insan kendine ne oluyor bana, bundan sonra hayatım böyle mi sürecek acaba diye korkuyla soruyor. Cevap sorunun içinde. Sen kendine gereken özeni göstermez, yardım çığlıklarını dikkate almazsan hayat böyle her gün daha da artan ağrılarla sürüp gider, çekilmez bir hal alır.

İnsan kırklı yaşların öncesinde bedenin eskiyebileceğini ve seni yarı yolda bırakabileceğini aklının köşesinden bile geçirmiyor, sanıyorsun ki hayat hep öyle sağlıkla sürecek. Ben çağrıya zamanında kulak verip, önümde açılan kapı kapanmadan son dakika kendimi içeriye atıp, kendim için bir şeyler yapmam gerektiğinin farkına varanlardanım. Yoga tam böyle bir ayılma halinde kendime verdiğim en büyük hediyeydi. Hayatıma kattıklarıyla, beni sürekli cesaretlendirerek yürüttüğü yolda sağlıklı bir hayatın keyfini sürmekteyim. Şundan emin olun ki ilk zamanlarda sadece iyi gelme ihtimaliyle yola çıktım. Şu anda geldiğim yerde ben bir mucizenin tanığıyım, keşke diyorum yogaya ilk başladığım zamanlardaki halimi fotoğraflasaydım, en sağlamından bir odunun geldiği noktayı sizlere gösterebilseydim.

Yoga büyürken yer çekiminin bedeniniz üzerinde yarattığı etkiyi azaltmanızda en büyük yardımcınız. Hani bazen ‘’Ahmet amca eskiden bayağı iri yarıydı, sanki ufalmış adamcağız’’ dersiniz ya, işte o insan, büyürken yer çekiminin gazabına uğramış, yüksek ısıda yıkanmış yün bir kazak gibi çekmiş ve küçülmüştür. Bu bir gerçek ve eminim bir sürü insan hayatında bir kez dahi olsa bu şekilde düşünmüştür. Genç bedenimizde omurlarımız arasındaki disk dediğimiz yastıkçıklar kabartılmış gibi dururlar, geçen yıllar bu yastıkların basılıp, incelmesine omurlar arasındaki açıklığın sıkılaşmasına ölçülerimizin değişmesine sebep olur. Çalıştırmadığımız için katılaşan kaslarımız içinde durum aynıdır ve biz yavaş yavaş fark etmeden küçülürken, bedenimizin şeklide bozulur. Şanslıysak eğer çok geç olmadan bizim için neyin gerekli olduğunu fark eder, önlemimizi alırız.

Ben gidişatın vahametini fark edenlerden biriyim, tabi beni ben ve görünen bir varlık yapan bedenimi şimdiki sağlıklı hali bana bir tepside sunulmadı. Ben bu duruma gelebilmek için sabır ve inatla yılmadan çalıştım. Yoga hayatımda bir fark yaratırken, başkalarının hayatlarına dokunabilmeme ve benimle beraber pratik yapmak için bedenlerini stüdyoma taşımayı başaranlara, kendi mucizelerini yaratmaları için aracı olmama sebep oluyor. Yoga öğrenmek ve en iyi şekilde öğretmek benim için vazgeçilmez bir tutku. Sanırım hep hevesli bir öğrenci olarak kalacağım. Haydi bu sefer kendinize yoga hediye edin, bu hayatın tadına varın, sağlıkla uyandığınız her yeni günde kendinize ve yogaya teşekkür edin.

Sağlıkla ve sevgiyle kalın. Hoşça kalın. Namaste.

SİTEDE ARA

Go to top