Ablam bahçede biraz zaman geçirdikten sonra yanıma geldi ve “Biliyor musun ne keşfettim?” dedi. Neyi keşfettiğini dinlemek için elimdeki kitabı sehpanın üzerine koyup, tüm dikkatimi ona verdiğimde, gözlerinin o farkındalık anlarını yaşayanlardaki pırıltılarla dolduğunu gördüm.

“Ayrık otları” diye başladı; tam karşımdaki sandalyeye otururken “çok fazlalar ve kendilerini bahçenin diğer üyelerinin arasında hemen belli ediyorlar.”

Doğrusu bu benim için pek de heyecan verici bir keşif sayılmazdı ama devamının geleceğini tahmin ederek ilgili bir şekilde dinlemeye devam ettim; “Ama asıl önemli olan şu ki: O kadar çok ve büyük olmalarına rağmen kökleri hiç de diğerleri kadar sağlam değil.”

Hah, işte şimdi beni yakalamıştı. Bu defa arkasından neler gelecek acaba bakışlarımı fırlatarak ve sandalyemde biraz daha öne doğru eğilerek dinlemeye başladım; “Demek istediğim, yani ayrık otlarını toplama işleminde çok da yorulmadığım. Elime aldığım an topraktan çıkıveriyorlar. Ne enteresan değil mi?”

İşte buyurun; elimdeki kitaba dönmeyeceğimin göstergesi ve gün boyu üstünde düşüneceğim bir konu, tam da kucağıma düşüverdi.

Biz yogilerin ayrık otu olduğumuz söylenebilir mi? Öyleyse ayrık otu olmak iyi mi, kötü mü? Yoksa biz ayrık otu değiliz de kökü sağlam olmayan ya da ayağı yere sağlam basmayanlar mı aslında ayrık otu? Hadi bakalım, çık işin içinden çıkabilirsen.

Kafam iyice karıştı…Nereye varacak bu durum?

İşin püf noktası; kökü sağlam olmayan bitki olmak. Bu durumda diyebiliriz ki; bizler köklenmeye önem veren bir yaşam biçimini tercih ediyoruz. O halde ayrık otu olmak pek akıl kârı değil.

Ama biz hayatımızın hiçbir anında bu bitki gibi olmadık mı? Açıkçası ben zaman zaman ayrık otu kimliğine büründüğümü düşünüyorum. Örneğin bazı ortamlarda kök salamadığım anlarım oluyor; çok dedikoduyu bünyem kaldırmıyor mesela. Ya da politikayı gün boyu evirip çevirmek ya da politik davranışları olan kişilerle bir arada fazlaca kalmak gibi.

O zaman, kolayca bulunduğum ortamlardan gidesim geliyor, yengeçler gibi; usul usul yandan yandan kaçasım…

Düşünüyorum da ayrık otları çoğalırsa bulundukları bahçenin bitki örtüsüne zarar veriyorlar, onların nefes almasını önlüyorlar. “Kimsenin gelişmesine engel olmak istemem” diyorum ancak içimdeki ses, “belki de o bahçedeki tüm bitkiler zehirlidir” diyor “ayrık otları onların da çoğalmasını önlerler”.

İşte yine çelişkiler…

Ne düşünsem, karşıt görüş koşup geliyor ardından ve hiçbirinin “iyi” ya da “kötü” olduğundan emin olamıyorum.

Dönüyor dolaşıyor ve yine çemberin içinde olan ne varsa hiçbir zaman tam anlamıyla “eksik” ya da “fazla”, “iyi” ya da “kötü”, “olmalı” ya da “olmamalı” tanımlamalarını üstlerine giyemeyecekleri sonucuna varıyorum.

Yani; olan olması gerektiği için oluyor ve bize de üstüne evirip çevirip düşünmek kalıyor.

SİTEDE ARA

Go to top