Beni yataktan kaldıranın ne olduğunu anlamam çok uzun sürmedi. Bursa’da güzel bir yaz gecesi, karşı apartmanda bir çocuk çığlık çığlığa ağlamakta. Bu ses iç içe geçmiş eski mahallelerin size armağanı, çocuğun sizin evde ağladığını zannediyorsunuz.

Saate bakıyorum daha sabahın ikisi; uyumaya çalışıyorum, uyku ile mücadeledeyim. Gözlerimi kapalı tutmaya çalıştıkça kelimeler çıkıyor karşıma, bir görünüp bir kayboluyor, bana el sallıyorlar. Bu onları takip etmem için bir işaret, artık bunu biliyorum, uyuma ihtimalim yok pes ediyorum. Teknesinin başındaki ebru sanatçısı gibiyim. At kılı fırçamı her silkelediğimde, kelimeler öde düşen damlalar gibi genişleyerek çoğalmakta ve kendini yazmakta. Ağlayan çocuk sustu, sokak eski sessizliğine döndü, ara sıra lambaların ışığı ile bozulan kopkoyu siyah kadife bir gecenin içindeyim. Karanlık ve sessizlik gecenin koynunda sarmaş dolaş olmuş önümde uzayıp gitmekte, ben bu derin sessizlikte yazmaya çalışıyorum.

Attığımız her adımla bir günü daha arkamızda bıraktığımız, kendimizi çok fazla önemsediğimiz bir hayatın sıradan, fani yolcularıyız. Hayatın bize sundukları, bizim aldıklarımız, kaybettiklerimizle her şeyi baştan kabul ettiğimiz bir yolda kendi hızımızda yürümekteyiz. Tüm bu süreçte hep kendimiz dışındakilere odaklanıp böyle yürüyüp gidiyor, zamanımızı tüketiyoruz. Bir sürü rolümüze rağmen aslında hep amatörüz, hayatın acemisiyiz. Geçmişten ders alıp, yarına tecrübelerimizle çıkmak ve kendimize gelmek ne kadar zor olabilir ki diye düşünüyorum ama sadece düşüncelerde takılı kalıyoruz. Aslında yarına dair beklentilerin ve planların pamuk ipliğine bağlı ve her an kopup yerle bir olabilirler. Kendimizi görmek, duymak ve anlamak, büyüdükçe daha çok önem kazanıyor.

Tecrübelerden oluşuyoruz, onlarla büyüyoruz. Aslında en büyük yol göstericimizde onlar oluyor. Kendini çözüp, anlamaya başladığında en çok kendini eleştiriyorsun. Doğru bir hayat yaşamanın püf noktası önce kendine dönmek ve kendi hatalarını görmek ve bunların rehberliğinde kendini değiştirmek. Kendini bitmek tükenmek bilmeyen beklentilerinle kapattığın demir parmakların arkasından kurtarmayı başardığında, değişirken sadeleşmenin mümkün olduğunu birdenbire kavrayıveriyorsun. Yalansız, riyasız, kibirsiz, kimseden üstün olmadığını ve kimsenin senden üstün olmadığını bilerek yaşamak hayatını hafifletiyor. Hafifledikçe daha çok aydınlanıyor gibisin, biliyorsun bu dünyada sadece bir nefessin ve bu senaryoda herkes için aynı son yazılıyor, bir eksik bir fazla ve son nefesle perde kapanıyor. Aynı karanlıktan, annemizin içinden çıkıp, aynı karanlığın içine, toprağın altına doğru yol alıyoruz. Bu ikisi arasında yaşadığımız hayat göz açıp, kapayana kadar geçerken, bütün mesele hayata ne katabildiğin, ne kadar iyi kalabildiğin ve çevrene ne kadar rehber olabildiğinle ilgilidir. En mükemmeli aramaktan vazgeçmeyi başarıp, elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışmakla başlayabiliriz. Her şeyin bizim için bir sınav olduğu dünyada, içindeki karanlıkta kaybolmanın ne kadar kolay, o karanlıkların içinden gülümsemeye çalışmanın insana imkansız görünebildiğini çok yakın bir zamanda tecrübe ettim. İçin karardığında, dışının da aydınlığı sönüyormuş, dışındaki geçici aydınlık içine ışık olmuyormuş.

Hayatın ince çizgisinin iki tarafı olduğunu fark ettiğim ve kendimle mücadele ettiğim bir dönemde, şifanın dışarıda değil kendi içimde olduğunu ve herkesin kendi şifacısı olduğunu, kimsenin ışığının seni iyileştirmeyeceğini anlamak… Tüm bunlar beni bir basamak daha yukarıya taşımış gibi hissediyorum. İnsan kendi içinde bütün olabilmeyi zorlu bir süreç sonunda öğreniyor. Kendini bir araya getirmek için sabırla kat ettiğin yollardan geçip, kendi içindeki aydınlığa ve huzura ulaşabiliyorsun. O huzur halinin damarlarında dolaşan kan gibi içine yayıldığını ve senin aydınlığına basamak olduğunu gördüğünde içindeki ışığın, karanlık halini yendiğini ve çok fazla hırpalanmadan kendini iyileştirdiğini görüyorsun. Her şey kendi içinde ve senin hangisini seçtiğin önemli. Aydınlığı mı yoksa karanlığı mı, huzuru mu yoksa huzursuzluğu mu, iyileşmek mi istiyorsun, kaybolmak mı?

Ben kendimi huzurla gelen aydınlığa çıkarmayı başarmanın mutluluğunu soluyorum. Sadeleşirken, hafiflettiğim hayatımda “ben gerçeğim, gerçek olan benim ve her şey benim elimde” demeyi ve ona göre yaşamayı öğrenmeye çabalıyorum. Zaman zaman ayağımıza takılan çelmeler, dik yokuşlar olacak, sorunsuz hayat diye bir şey söz konusu değil. Bunu bilerek yürümek işini kolaylaştırıyor. Böylece gücü içinde hissediyor, aydınlatıp aydınlanıveriyorsun. Hayatın hep aydınlık tarafında içinizdeki güçle kalın.

Hoşça kalın, Namaste 

SİTEDE ARA

Go to top