Sakın kendine yapamam deme, güçsüzüm deme, benim için bitti deme, artık çok geç deme. Ölmek için doğduk biz. Her gün ölüme bir gün daha yaklaşarak yaşıyoruz. Doğduğumuz gün başladık ölmeye.

İşte bu yüzden anlamak zor insan evladını. Ölüme rağmen sanki hiç ölüm yokmuşçasına yaşıyoruz ama ufacık bir engel, istediğimiz gibi gitmeyen herhangi bir durum karşısında ölüp diriliyoruz. Bitiyor her şey o an bizim için, yaşamak anlamsızlaşıyor. Her şeyin sonuna geldiğimizi hissedecek kadar güçsüz oluyoruz bir anda. İşin en tuhaf yanı da “öldüm ben” diyor, ama yaşamaya devam ediyoruz.

Ne kadar garip bir şey yaşamak bu pencereden baktığımızda değil mi? Hayatta yaşayacağı son deneyimin ölüm olduğu gerçeğini bilen ve bunun aksini seçme şansı olmayan ve de ölüme rağmen hiç ölmeyecek gibi yaşayan insan, neden başa çıkabileceği ve seçimlerini değiştirebileceği durumlar karşısında aciz olmayı seçer ki? Bilmiyorum! Hepimizin düştüğü bir durum bu, kendi gücümüzden hep şüpheliyiz sanki. Daha önce yaptığımızı bildiğimiz pek çok şey bile çöküş anlarında anlamsızlaşıyor bizler için. Belki de tek bilmemiz gereken o ana gelinceye kadar “ölüme rağmen yaşadığımız” dır.

Evet biz her gün, her an ölüme rağmen yaşıyoruz. Ölüme rağmen gülüyoruz, ağlıyoruz, çocuk yapıyoruz, mal mülk ediniyoruz, daha mutlu olmak için çabalıyoruz ve saymakla bitmeyecek daha neler neler peşinde koşuyoruz. Ama küçücük bir hastalıkta, maddi manevi yaşadığımız bir kayıpta, ağır bir travmada hayattan vazgeçebiliyoruz. Niye? Hastalığın sonunda ölüm var nasılsa diye mi, kayıplarımız yerine gelmez diye mi, travmalar atlatılmaz diye mi? Şaka gibi değil mi bu? Bu sırada emin olalım hayat bize şöyle sesleniyor: “Ölüm hep vardı ve sen ona rağmen neler yapmıştın. Seni ben henüz öldürmedim, hastalığın mı öldürecek sanıyorsun. Doğduğun gün ölüme karşı yeniktin zaten, oyunun sonunda ölümün kazanacağı bilinen tek gerçekti her zaman. En ağır travmanı yaşadığını düşünüyorsan da yanılıyorsun çünkü onu doğduğun gün yaşadın, her gün ölüme yaklaştığını öğrenerek.”

İşte bu yüzden güçsüz, aciz, mutsuz, depresif olmaya hakkımız yok bizim. Biz hayatımızın en büyük şokunu doğarken yaşadık zaten, en büyük kaybımızı hayata başlarken verdik ve ölümün sadece oyunun son deneyimi olduğunu bilerek geldik bu dünyaya. Tam da bu sebepten hayatı bir oyun gibi yaşamak lazım. Büyük bir oyun parkındaymışız gibi ve ister iyi ister kötü diye nitelendirerek yaşadığımız her deneyimin sanki bir oyun makinasına jeton atmışız da, süresi dolunca bitecekmiş gibi geçici olduğunu bilerek yaşamak, hoş olmaz mı? Böyle yaşarsak, böyle hissedersek; hiçbir şeyi, hiçbir durumu sahiplenmeyiz ve böyleyken hayat nasıl keyifli olmaz ki. Zaten farkında olmadan böyle yaşamıyor muyuz? Ölüm gerçeğini yok sayarak, kâh gülerek kâh ağlayarak, bazen mutlu bazen hüzünlü geçirmiyor muyuz ömrümüzü?

“Her canlı ölümü tadacaktır” diye müjdelenmiştir ölüm bize. İşte bu yüzdendir insanın ölüme meydan okurcasına, o hiç yokmuş gibi yaşaması. Ve işte bu yüzden “hayatın hiçbir zorluğu seni yenemez” cümlesinin gerçekliği.

İnsanız biz; ölüme rağmen o hiç yokmuş gibi yaşar, her şeyin üstesinden gelir ve şansıysak ve de aşıksak ölmeden önce de ölürüz.

 

Aşk’la…

 

 

 

 

    

SİTEDE ARA

Go to top