Evimde bir süredir dört ayaklı, tüylü ve kuyruklu bir misafirim var. Adı Zarife. Seyahate giden yeğenimin emaneti olarak evin başköşesine kuruldu. Mama ile tuvalet kumu pet shoptan, su musluktan, ilgi, alaka, şefkat ev sahibesinden, mutlu ve mesut yaşayıp gidiyor. Kafasına hiçbir şey taktığı yok.

Zarife hanımefendiye yıllardır bakan sahibesi seyahate gitmiş, başka bir eve yerleşmiş, umurunda bile değil.

Vay efendim terk edildim tripleri, bu yeni sahip benimle ilgilenecek mi, İhtiyaçlarımı giderebilecek mi gibi, insanlara has birtakım endişe, takıntı, beklenti ve dramları yok anlayacağınız.

 Üstelik kendinden, kimliği ve kişiliğinden son derece emin, sakin bir hatun kedi olarak hayatını seksi pozlarla yalanarak geçirmekten de gayet mutlu.

Elbette çok kızarsa tırnaklarını sağa sola geçirip, tıslayarak vahşi olabilme becerisine de sahip.  Dünya yansa umurunda değil anlayacağınız, Garfield misali bütün gün uyuyor dersem kesinlikle inanın.

Karnı acıkıp, ilgi istediğinde ise ihtiyaçlarını ifade edecek kadar da -meoww demeyi biliyor.

Yani tüm ihtiyaçlarının farkında olabildiği gibi, ifade etmekten de onu alıkoyan, “aman ayıp olur mu”, “şimdi sırası değil” gibi sosyal varlık olmanın öğretilmiş stresleri de yok. Üstelik kedilerin beyin ağırlığı, vücutlarının sadece %0,9’unu oluşturmasına rağmen bu böyle. Tam bir kedisel farkındalık abidesi.

Diyeceğim o ki bu kediler an’da yaşamayı çözmüşler. Ne travma biliyorlar ne drama yapıyorlar ne de tak tak takıntıları var. Doğuştan getirdikleri bir özellik bu onlar için. Ben niye kısayım, şişmanım, rengim neden sarı da tekir değilim, minnoşun sahibi çok iyi, ben neden sokaktayım, vay dün biri bana tekme attı da şimdi gidip ona gününü göstereyim vs. gibi ve daha iyi bir versiyonuna dönüşmek için gittikleri bir güzellik veya yoga merkezi, kişisel gelişim kursu, pahalı dönüşüm kampları da yok.

Şimdi biz akıllı geçinen homo sapienslere bakalım birazda.

Kafatasımızın içinde kedilerin beyninden daha ağır ve yapısı farklı bir beynimiz var doğru. Üstünlük tartışılmaz anatomik olarak buna da peki. Ama neden kediler bu kadar huzurlu da biz değiliz ve an’da yaşayamayacak kadar sefiliz?

Sebeplerine gelince;

İnsanın frontal korteksi yani ön beyninin olması hayvanlardan bizi ayıran en büyük özelliğimiz. Yani frontal korteksimiz zarar gördüğünde hayvanlardan pek de farkımız kalmıyor. Bunun nedenini bilim adamları tam açıklayamasa da bu böyle.

Oysa memelilerde sadece sürüngen beyin ve memeli beyin olarak da tabir edilen limbik sistem bulunuyor. Beynin bu kısımlarında ise nefes alma, yemek, uyku, işemek ve dışkılamanın yanı sıra, limbik sistemde duygular, tehlikenin gözetleyicisi, keyif veren ya da korkutucu olanın yargılayıcısı, hayatta kalmak için önemli olan ya da olmayan şeylerin hakemliği yapılır.

Peki nedir bu frontal korteks yani ön beyin? Aslında memelilerde de var neokorteks, ama insanda daha kalın bir katman. Akılcı/mantıklı, bilişsel beyin, beynimizin en genç kısmıdır ve kafatasımızın sadece %30’unu kapsar. Akılcı beyin, temel olarak etrafımızdaki dünya ile ilgilidir: insanların ve diğer şeylerin nasıl çalıştığını anlama, hedeflere nasıl ulaşacağına karar verme, zamanı yönetme ve eylemlerimizi sınıflandırma, soyut ve sembolik fikirleri anlama, öğretmenler ve sınıf arkadaşları ile uyum içinde olma. Dil ve soyut düşünceyi kullanıp, engin bilgiyi sindirip bütünleştirerek, bize anlam katma yeteneğini verir. Ayırt etmemize, empati ve seçim yapmamıza olanak tanır.

Anlayacağımız kedilerde neokorteks çok ince olduğundan ve insanlardaki gibi çalışmadığı için, sadece an’da yaşayabilme yetenekleri var. Sürüngen beyinleri onları hayatta tutabilmek için gerekli bilgiyi sağlarken, limbik sistemleri ise gamsız, rahatlarına düşkün birer tembel olmalarına yardım ediyor. Düşünüp, planlar yaparak yarın acaba karnım doyar mı, ne pişirsem de yesem, bu benim için faydalı mı gibi gelecek için endişelenme güdüleri olmadığı gibi, vah annem beni doğurup kaçtı gibi geçmiş kaygılarını hissedecek bir beyin alanları da yok. Bu sebeple psikoloğa veya aile dizimine de ihtiyaç kalmıyor.

Böylece onlara kalanda şunlar oluyor:

-hayattan sadece keyif alıp tembel tembel yatmak,

-acıkınca yemek aramak, bulunca da tadını çıkararak yemek,

-ilgi isteyince sağa sola sürtünerek miyavlamak,

-avlanmak isteyince ava çıkmak, ağaçlara tırmanmak,

-yağlı bir kapı bulunca içeri dalıp mutlu mesut yaşamak için tüm sevimliliklerini kullanmak,

-mart ayı gelince de bol bol sevişip bebek yapmak.

-pirelenince bulduğu her yerde kaşınmak,

-kızınca da gece gündüz demeden “mav mav” naralar atmak…

Biz insanoğlunun birkaç saniye an’da kalabilmesi için, geçmişe ait travma ve kendimize acıdığımız dramlarımızı bırakıp, gelecek için ise endişelenmekten vazgeçmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Biz insanlar buna bilinçli farkındalık diyoruz. İşte bizi Zarife hanımdan ayıran en temel özelliğimiz de bu. Tabi eğer kullanabilirsek.

Yani bir Zarife kedi farkındalığını, bilinçli kullanabilmek için, daha çok fırın ekmek yiyeceğiz anlaşılan.

Yararlandığım kaynak: “Beden kayıt tutar”  Bessel A. Van Der Kolk

 

 

SİTEDE ARA

Go to top