Özlemlerim var benim. Uzakta olan dostlarıma, kardeş bildiklerime, gönlüme aldıklarıma, bir koşuda yanına varamayacaklarıma özlemlerim var… Özleyenlerim var biliyorum. Sohbetlerimizi, kahvelerimizi, birbirimize kucak açışlarımızı ve sımsıkı sarışlarımızı benim özlediğim kadar özleyenlerim var. Öylesine değerli ki bu canlar. Onların bakışları, sohbetleri, dostlukları, özlemlerimizi karşılıklı daha da artırıyor… Peki özleyen kim, özlenen kim?

Sevdiklerim var benim, hem de çok sevdiklerim. Yüreğimde yer verip sonrasında hep onlara ayırdığım köşelerde sakladığım sevdiklerim var. Araya giren zamanlara, ayrılıklara inat sevmekten hiç vazgeçmediğim güzel ruhlar var… Sevmediklerim yok mu? Olmaz olur mu? Sevmek için çaba harcamadığım, kalbimin bir köşesine hiç yerleştirmediklerim var… Seviyor muyum yoksa sevmiyor muyum şimdi ben?

Dostlarım, kardeşlerim, kardeş bildiklerim var benim. Beni seven, beni olduğum gibi kucaklayan ve aramıza hiçbir şeyin giremeyeceği kadar birbirimize güven duyduğumuz canlarım var… Sevmeyenlerim de vardır elbette. Tıpkı benim sevmediklerim olduğumu itiraf ettiğim gibi, beni sevmeyen, beğenmeyen, eleştiren nice canlar var…  O halde sevilen miyim ben, sevilmeyen mi?

Korkularım var benim. Korktuğum için yapmaktan çekindiklerim, asla yapamayacakmışım gibi düşündüğüm, bana göre olmadığına karar verdiğim şeyler… Buna karşılık çok cesur olduğum, gözü kara davrandığım neler var neler. Başkalarının yapmaya hatta düşünmeye bile korkacağı şeyleri yapmaktan hiç tereddüt etmediğim anlar var… Peki o zaman neyim ben; korkak mıyım yoksa cesur mu?

Yerimde duramadığım zamanlar var benim. Hiç yorulmadan, ne kadar yorgun olursam olayım, yapmak istediğim şeyi yapan bir yanım var. Hiç kimsenin, hiçbir şeyin beni alıkoyamadığı anlar… Hiçbir şey yapmadan öylece tembel tembel oturuşlarım da var elbette. Sadece miskinlik yapmak istediğim, elimi bile oynatmak istemediğim anlar… O zaman enerjik miyim yoksa tembel miyim?

Gülmelerim var benim. Bazen gözümden yaşlar boşanırcasına kahkahalarla gülmelerim, bazen tatlı tebessümlerim… Ağlamalarıma engel mi bu gülüşler? Hayır… Hıçkıra hıçkıra ağlamalarım da var benim, sebepsiz yere gözlerimin doluşları da ağlamak için sebep arayışlarım da… Gülmeyi mi seviyorum ben şimdi, ağlamayı mı?

Doya doya anı yaşadığım zamanlarım var benim. Öylece sadece keyif aldığım anlar, zamanın yok olduğu durumlar, sebepsiz mutluluklarım var… Kaybolduğum zamanlar var bir de. Dalıp dalıp gitmelerim, arayışlarım var. Kendimi ararken, kendimden uzaklaştığım ve özümden koptuğum anlar var… Mutlu muyum mutsuz muyum bu durumda?

Nasıl tanımlanırım şimdi ben?

Bazen öyle, bazen değil; kimine göre öyle, kimine göre böyle; var mı bir tanımım benim ve de senin? Kendimiz için cevap vermek zor değil mi? Ama başkalarını tanımlamak daha kolay, etiketlemek, öyle biri olduğuna karar vermek… Tanımlamak zorunluluğumuz var ya herkesi ve her şeyi, işte bundan sebep mutsuzuz hepimiz. Oysa hiçbir şey her zaman aynı değil.

Yogaya başladıktan sonra bunu çok daha iyi kavradım. Hiçbir ders bir diğerinin aynısı değil mesela. Aynı asanaları yapsan bile aynı ders değil. Ruhu başka, enerjisi başka, felsefesi başka her dersin. Aslında o gün sınıfın neye ihtiyacı varsa o ortaya çıkıyor. Ezber bozuyor dersler… Sen tam “şimdi bu gelecek arkadan” diyorsun, başka bir şey oluyor. Daha doğrusu ne olması gerekiyorsa o oluyor. Tıpkı hayat gibi. Belki biz bunu kabul etmek istemiyoruz ama hayat bize aslında bugün neye ihtiyacımız varsa onu veriyor, yoga dersleri de öyle. Olan iyi oluyor ve sonuçta sen her dersten mutlu ayrılıyorsun, izin ver hayatta seni mutlu hissettirsin.

Tanımlardan uzak yaşa Aşk’la…

 

 

 

 

 

 

SİTEDE ARA

Go to top