Tam yazmaya başlayacağım, yan komşuda birtakım işler güçler; bahçedeki beton bölüm kırılıyor. Benim de yazmam için mutlak bir sessizlik gerekiyor; ne yapayım ancak o sessizlikte iç sesimi duyabiliyorum.

Bazısı pastanelere gider mesela; o kokular mis gibi gelir onlara, hatta yazma iştahını açar. İnsan kalabalığı, sesler, gürültüler umurunda olmaz.

Benim işim daha zor, yazı yazarken biri soru sorsa “hııı” dışında bir ses çıkartamam, soru tekrarlanırsa, boş gözlerle kaldırırım başımı ekrandan ve nerede olduğumu hatırlamam, konuyu algılayıp cevap vermem zaman alır; o zaman da yazacağımı unuturum.

Cinsim biraz; ama öyle yazabiliyorum ben de. Uzun zamandır dergiye yazmadığımı fark edince, bahçedeki nefis, hafif esintili havayı ve sessizliği yazı yazmak için ideal bir ortam olarak görüp bilgisayarın başına oturdum ve aniden başlayan betonun kırılma sesleri “tak tak tak.”

“Hadi” dedim kendime, “yine de dene, bu senin için yepyeni bir açılış olsun; gürültüde bile yazabilme ihtimalini araştır.” Normal koşullarda, bilgisayarı kapatır ve yazmayı bir başka sessizlik zamanına bırakırım; ama bu sefer öyle yapmadım, bildiğin gaza getirdim kendimi, sırtımı dikleştirdim ve ilk cümlelerimi “tak tak tak” sesleri eşliğinde yazdım.

“Evet, işte oluyor, devam et” derken karşı komşunun yaz boyu bitmeyen inşaatından matkap sesleri yükselmeye başladı. “Kesin sınanıyorum, anladım. Yoksa bunca zaman sonra hepsi bir arada olmazdı.”

Bazen, böyle olur; hayatımızda uzun süreli devam eden alışkanlıklarımızı değiştirmeye karar verip, üstüne üstlük bir de uygulamaya geçtiğimizde, sınanırız. Bakalım gerçekten de kararlı mıyız? İlerlemeye niyetli miyiz? Vazgeçmeye mi yoksa devam etmeye mi meyilliyiz?

Sınavlar…

Sadece okullarda değil, hayatın her anında varlar. Aslında okuldaki sınavlar, bizim görüp görebileceğimiz en sade olanları; çünkü konu belli, kaynak belli, yapman gereken sadece çalışmak.

Okullara çağırırlar beni; çocuklarla sınav korkusuyla nasıl başa çıkacaklarını konuşuruz o gün. Biraz nefes, biraz yoga yaparız ama çocuklara şunu da hatırlatırım: Çalışmazsan bu öğrendiklerinin sana hiç faydası olmayacak, haberin olsun.

Biz yetişkinlerin sınavlarında ise zorluklar daha bir farklı. Mesela sınava ne zaman gireceğimiz belli değil, ya da hangi konudan sorulacak sorular habersiziz. Her an “çıkartın kağıtları sınav var” ortamında gibiyiz. Bir yandan da zevkli aslında; bulmacalar diyarında Alice misali dolaşıp duruyoruz. Çözdüğümüz her bulmaca, bir sonraki diyarın kapılarını açıyor çünkü. Gerginlikten ziyade, heyecan dolaşıyor kanımızda.

Farkındalık, benimle aynı bedende buluşup, aynı nefesi almaya başlayalı beri, etrafımdaki işaretleri okumaya çaba sarf ediyorum. Ne kadarını okuduğum, hatta doğru okuyup okumadığım konusunda şüphelerim, farklı teorilerim olabilir ancak, anlayabildiklerimin ışığında daha bir anlamlı hayat.

Ben ne yazacağımı bile bilmeden başladığım bu serüvende, kelimelerin içine gömülmüşken, her iki taraftan gelen gürültüler de susmuş, sayfa da anlatmak istediklerimle dolmuş bile.

Yaşasın…içimdeki sesi bir şekilde duyabilmişim. İlk sınavı geçmişim. Belki daha uzun yazılarda da yardımcı olacak bir kapı açılmış önümde. Yaşasın…

SİTEDE ARA

Go to top