İhtiyacımız olan tek şey sevgi. Üzüntüde, sıkıntıda, kavgada ve kargaşada, her yerde kurtarıcımız olan tek eksik, sevgi.

Biri bizimle tartışmak mı istiyor, tartışmayalım. Elimizden gelenin en iyisini yapalım, çünkü o insanın içinde de sevgi ve şefkat var. Sadece öfke tarafından engellenmiş, bastırılmış, açığa çıkmak için kendine benzer bir şey arıyor. Güzel günler görebilmesi için, güzel arkadaşlara ihtiyacı var. Onu güzel günlere taşıyacak olan güzel arkadaşlardan olalım. Sevelim, çünkü herkes sevilmeye değer.

Tartışmak çözüm değil, tartışmak çözüm olsa bugüne kadar tüm sorunlarımızın hallolması gerekirdi. Ama olmadı, değil mi? Her çatışmada tartıştık karşımızdakiyle, her çatışmada cephe aldık, ama sorunlar çözülmedi. Demek ki tartışmak, çözümden uzaklaşmak demekmiş. Bu uzun hayat yolculuğu, yoldaki arkadaşlarla tartışarak değil, severek ve sevilerek güzelleşir. Tartışmak için yollar arayacağımıza, sevmek için yollar arasak inanın daha mutlu oluruz. Gün gelir o arkadaşın sırtlanır seni, gün gelir sen onun arkasını kollarsın. Sevmek ve birlik olmak her zaman işe yarar. "Ben" yerine "biz" demek her zaman güç getirir. Fakat, birbirine cephe almış iki insanı teker teker vurmak daha kolaydır. Tek başınayken yılmak daha kolaydır. Sana destek verecek, "hadi" diyecek birilerine ihtiyaç duyar insan her zaman. Bin tane arkadaşı olsa bile insanın, bin birinciye kapısını açmalı. Bilemezsin, belki ruh ikizindir o kişi, belki de en büyük sıkıntıların içinden seni çekip çıkaracak kişi.

Hayatın kişiyi nereye götürdüğünü bilemeyiz. İyisi mi yol boyunca "nereye, nereye?" diyeceğimize, "ne haber, nasılsın?" diye sormalıyız yanımızdakine. Bakarsın bu sohbet hayatının en güzel sohbeti olur, belki de yolun gidişatını etkiler, belki de o yolu yürümenin anlamı olur, bilemeyiz.

Yolun nereye gittiğinin bir önemi yoktur. Yolda "bilincimizin" nereye gittiğinin önemi vardır. Bir sarhoş gibi bilinçsizce, sallana sallana mı gidip geliyoruz o yolu? Yoksa farkındalıkla, bir karıncaya dahi zarar vermeden, gönül rahatlığıyla mı?

Çünkü bu yollar umutsuz çekilmez, sevgisiz çekilmez, arkadaşsız hiç çekilmez. Neyi seversen sev, o da seni sevecektir emin ol. Ve neyi seversen sev, yol arkadaşın o olur. Çünkü sevginin, maddenin içine işleyen bir tarafı vardır. Sen sevgini gönder, o aynı bir güneş ışını gibidir. Kişi ışığı almamak için perdesini çekebilir, ama istese de istemese de güneşin ısısı o eve girer ve odayı ısıtır. Sevgi de böyledir işte. Kime gönderirsen gönder, mutlaka işe yarar. Gider sahibini bulur, gönlünü ısıtır, işini yapar.

Mutlu günler görebilmek için, ilk adımı daima biz atmalıyız. Bir gün mutlu olmayı seçmeliyiz ki devamında da mutlu günler gelebilsin. Bir gün inadı, nefreti, öfkeyi ve önyargıyı bırakmalıyız ki mutluluğa yer açılsın. "Kabın kadar dolarsın" der Mevlana. Eğer kabın doluysa daha fazla almaz. Şekli, şemaili, hacmi, hammaddesi önemli değildir. İçinde ne olduğu önemlidir. Kabına dön de bir bak. Öfke var mı, hüzün var mı, nefret, ön yargı, kibir var mı? Kabın neyle doluysa öyle düşünür, dolayısıyla öyle yaşarsın. Yeni bir sayfa aç, seni ağırlaştıran yüklerini kabından at. Şimdi fark etmiyorsun seni nasıl da yorduklarını ve geriye çektiklerini ama atınca göreceksin ki meğer bunca yolu daha rahat yürüyebilirmişsin. Aynı enerjiyle daha büyük işler başarabilirmişsin.

Aslında sevgi ve şefkatle kuşlar gibi süzülerek gidebileceğimiz yolu, nefret ve öfkeyle köstebek gibi yerin altından gittiğimizi bir fark etsek, hayat olduğu gibi değişecek. Gün yüzü görmeden, oflaya puflaya gitmek yerine; manzarayı izleyerek eşimizle dostumuzla, kahkahalar eşliğinde gitsek daha güzel olmaz mı?

Kavgaların bittiği, sevgi ve birliğin daim olduğu, güzel günlerin içinde yaşlanmamız dileklerimle...

Sevgiyle kalın, hoşça kalın...

SİTEDE ARA

Go to top