Yoga derslerimizde dinlenme pozları sırasında ustam kimi zaman telkinlerde bulunur ve bunu da genellikle metaforlarla yapar.

Son yaptığımız yoga dersimizde de bizler “savasana” duruşunda iken, duyduğum şu sözler, bu haftanın yazısının konusu oldu.

“Bir taksiye bindin ve arka koltuğa oturdun. İşte o sensin. Bindiğin taksi senin bedenin ve şoför de senin zihnin.”

Nasıl yani derseniz, kendi yorumumla anlatmaya çalışayım. Bindiğimiz taksi gideceğimiz yere kadar bizimle gelen bir araç, tıpkı bedenimiz gibi. Bedenimiz de hayat yolculuğumuz boyunca bize eşlik eden bir yol arkadaşı. Nasıl ki gideceğimiz yere geldiğimizde taksiden iniyorsak, hayatlarımızın sonuna geldiğimizde de bedenimizden çıkıp gidiyoruz. Şimdi şöyle soralım kendimize: “Taksiye bindiğimizde taksiyi sahipleniyor muyuz yoksa varacağımız yere ulaştığımızda inip gideceğimizi bilerek, öyle etrafı seyredip keyfini mi çıkarıyoruz yolculuğun.”  Şimdi bazılarınızın “Canım, taksi yolculuğu da öyle hep keyifle etrafı seyrederek geçmiyor ki. Bunun trafiği var, zaman problemi var, bunların yarattığı stres var.” dediğini duyar gibiyim. Çok doğru, tam isabet. Aynı hayat yolculuğu gibi değil mi? Bazen konforlu, bazen yorucu, bazen stresli, bazen keyifli… Tek benzer şey, yolun sonunda onu terk edip gidecek olmamız.

Peki ya şoför ile zihnimiz nasıl benziyor birbirine derseniz; şoför yol boyunca birtakım şeyler düşünüyor. “O yolda çok trafik var, en iyisi buradan gideyim.” “Falanca yoldan mı gitsem, filanca yoldan mı gitsem.” “Öndeki aracın şoförü acemi, beceriksiz.” “Kesin geç kaldık.” gibi kendince çıkarımlar yapıyor, etiketlemelerde bulunuyor, kesin yargılara varıyor, onun bu telaşlı hali bizi strese sokuyor. Bazen de hiç susmadan konuşuyor ve başımızı şişiriyor. İşte tam da zihnimiz gibi. Zihnimiz de hayatımız boyunca ikilemlere düşmemize sebep oluyor, bizi ayrılık illüzyonunun içinde tutuyor ve bu ikilik durumu da ortaya çıkan kaygı ve endişelerle bizi çoğu zaman doğru olamayan seçimler yapmaya zorluyor. Gördüğü kadarı ile herkesi ve her şeyi etiketliyor, tanımlıyor. Kesin doğrularımız, kesin yanlışlarımız olmasına sebep oluyor. Bazen o kadar dırdır ediyor ki, aklımızı kullanmanıza engel oluyor. Tıpkı kontrol edilmeyen taksi şoförünün bizi oradan oraya dolaştırması gibi, zihnimiz de kontrol edilmediğinde bizi hayat boyunca oradan oraya sürüklüyor. 

Peki ya o arka koltukta oturan bize ne oldu? Sürekli telefonumuz ile meşgul olurken, yolda bilinçsizce tercihler yapan taksi şoförünün elinde meşakkatli bir yoldan geleceğimiz noktaya geldik ve bizi indirmek için ani bir fren yapan ve öne doğru sarsılmamıza sebep olan şoförün yüzüne kızgınlıkla bakarken, taksinin arka koltuğunda emniyet kemeri takacak bir yer bile olmadığını fark etmeden indik mi araçtan?

Yoksa; yolculuk boyunca bize eşlik edecek taksinin her bir parçasını fark ettik, eksiklerini gördük, şoföre emniyet kemeri yuvasını ortaya çıkarması için uyarıda bulunduk, kemerimizi taktık; zamanı ve yol boyunca oluşan seçenekleri doğru kullanması için şoförü kontrolümüz altında tuttuk, onu hiç başı boş bırakmadık; bu arada pencereden gördüklerimizi sadece izleyip geçtik; ineceğimiz yerde şoförün nazikçe durmasını sağladık ve teşekkür ederek aracı terk mi ettik?

Hangisi daha hoş ve verimli bir yolculuk olurdu? Hayat yaptığımız seçimlerden ibaret. Sakin ve huzurlu bir zihin, her zaman akıllıca seçimler yapmamıza olanak sağlar.  Bedenimize gelince; onu sevmek, ona iyi bakmak, onu genç ve sağlıklı tutmak; yol boyunca dinamik, esnek, keyifli bir arkadaşla yolculuk yapmamızı sağlayacaktır. Lakin kendimizi o bedenden ibaret sanmak, yolculuk boyunca yapılan hataların en büyüğü olabilir. Çünkü ustamın dediği gibi; “biz bu bedenden çok daha büyük bir şeyiz”.

Aşk’la…

 

SİTEDE ARA

Go to top