Uyku yine beni yarı yolda bırakıp gitti, yatakta dönüp durmanın, uykuya dalabilmek için uğraşmanın fayda etmediği bir yerdeyim. Yataktan kalkıp, hava almak için balkona çıkıyorum.

Karşımda bütün heybetiyle tıp fakültesi hastanesi dikiliyor. Bana hayata başlayanları, şifa bulmak için mücadele edenleri ve hayattan çekip gidenleri hatırlatıyor. İçim bir tuhaf oluyor, yaşamanın kaygısını bizi yuttuğunu ve sindirdiğini düşünüyorum.

Zaman son hızla geçip gidiyor, giderken seni de elinden tutup peşinden sürüklüyor, sürüklerken değiştiriyor. Şimdi durduğum yerden geriye baktığımda yolun hangi noktasında değişip bugünkü kadın haline geldiğimi bilemiyorum. Bu dünyaya dair maddi bir sürü hevesleri olan kadınının hangi ara bu kadar olgunlaştığını çözemiyorum. Malum insanın ihtiyaçları bitmiyor, tüketirken tükendiğimizin farkında bile değiliz. Sonu gelmeyen istekler ve aç gözlülüğümüz, bizi hep yeni hedeflere doğru götürüyor. Paylaşmıyoruz, bölüşmüyoruz, yardımlaşmıyoruz, hep ben diyen bencilliğimizle yalnızlaşmakta ve kendimizden bile uzaklaşmakta, her birimiz kendi dünyamızda yaşamaktayız. Bir zaman gelip de ben ne yapıyorum diye durup düşünebilsek peşinden koştuğumuz tüm isteklerin içimizi boşalttığını ve bizi duygusuz bir insana dönüştürdüğünü göreceğiz ama bu duraklamaya izin vermiyoruz, maddi, manevi bir zevkten, ötekine koşuyoruz.

Tam da yukarıda anlattığım tarzda bir kadındım, hep daha fazla alasım, sürekli biriktiresim vardı. Bana ne oldu da ben dünya hevesleri rüyasından uyandım; gerçekle, kendimle ve içini boşalttığım manevi değerlerimle yüzleştim, hala bunu çözebilmiş değilim.  ‘’Bir lokma, bir hırka’’ diyen Mevlana’nın tasavvufi yolundan sapıp, gittiğimiz yerlerde yavaş yavaş kayboluyoruz. Bu açgözlülüğün bizi bitirmek üzere olduğunu anlamamızın, büyümüş olmak, sürekli biriktirme hırsıyla yaşamanın insanı yorduğunu fark etmek, bir doygunluk sınırına gelmiş olmak, hiçbir şeyden mutlu olamadığını korkuyla fark etmek gibi birçok değişik nedeni olabilir.  Maddi olan hiçbir şeyin beni artık mutlu etmediğini,  sanki beni ben yapan insanlığa dair tüm iyi duygular beni terk etmiş gibi hissettiğimde maddi dünyadan sıyrılıp, kendimi tekrar bulmaya odaklanmıştım. Ve doyduğumu fark etmiş, kendime şaşırmış, demek ki her şeyin bir sonu varmış diye düşünmüştüm.  Artık İhtiyacım olmayan her şey bana yük oluyordu ve ben paylaşabilmeyi öğrenmeye başlamıştım. Açgözlülüğün, biriktirme ve sahip olma hırsın, seni sadece maddi olarak değil manevi olarak da eksiltip, azaltıyor. Sen zamanla ruhunu ve doğru yolunu kaybediyorsun. Kaybettikçe yollar çıkmaza giriyor. Sen, ben nerede kayboldum diye düşünüyorsun. Aslında nerede kaybolduğundan çok,  gerçeği nerede bulduğun önemli, gerçekler seni fabrika ayarlarına geri döndürüyor. Kendinle ve açgözlülüğünle yüzleşip yeniden hayata dönüş operasyonuna başlıyorsun. İçinden dışına yaptığın temizlik senin tekrar bütün olmanı sağlıyor. Kollarını açıp bir ağaca sıkıca sarılıyor, ayakkabılarını çıkarıp toprağa basıyor, yattığın yerden toprağın kokusunu içine çekiyor, kendini dünyaya salıyorsun. Kaçırdığın zamana inat kendinle ve tüm canlılarla birbirinize karşı saygılı ve barışık yaşamayı öğreniyorsun.

Değişebilmenin en önemli temeli öğrenmeyi istemek, sonra geldiğin noktada hayatını tekrar yaşanabilir hale getirmeyi başarmak. Bir sürü yol kat ettim ama daha gideceğim uzun bir yol ve öğreneceğim çok şey var. Kararlılıkla, tekrar çıkmış olduğum doğru yolda kalmaya, yeni düzenimi oturtmaya ve herkes için faydalı olabilecek şeyler yapmaya, yeniden insan olmayı öğrenmeye çalışıyorum. Her yoldan, her yanlıştan, size faydalı olmayan her alışkanlıktan dönülebilir, yeter ki iste ve fabrika ayarlarına geri dön.

Her zaman iyilikle ve kendinle kal, fark et, fark edebildiğine şükür et.

Sevgide kalın.

SİTEDE ARA

Go to top