Spiritüel bir çevreniz varsa eğer bir sohbette, bir eğitimde veya bu alana merakınız varsa, okuduğunuz bir yazıda (şimdi olduğu gibi:) veya bir kitapta, sık sık her şeyin bize ayna olduğunu duyar, okur veya izleriz. İnanın bazen sıkıcı bile geliyor insana her durumda sürekli bununla bağlantı kurulması:)

Hepimizin bir aynaya ihtiyacı olduğu çok doğru. Kendini bulmak, kendini keşfetmek, kendin olmak ve spiritüel bir gelişim için, kendimizi bilmeye ihtiyacımız var. Yüzümüzde bir şey hissedip, elimiz ile dokunduğumuzda orada bir şey olduğunu anlamak ama ne olduğunu bilmek için koşup baktığımız “ayna” ile aynı şeydir, spiritüel anlamda “ayna”. Kendimizi tanıdıkça, kendimizle ilgili daha fazla detayı fark eder, hislerimizi daha anlamlı bir şekilde hissedip, bedenimizi daha iyi tanımaya başlayabiliriz. Lakin daha derinleri keşfetmek, kendimizi bilmek için bir aynaya ihtiyacımız vardır.

Peki nedir veya kimdir bu ayna. Herkes herkesin aynası mıdır? Her şeyde olduğu gibi burada da şaşırtmaca, yanlış algılama çok mümkün ne yazık ki! Sen şimdi tut; art niyetle, kıskançlıkla, huzursuzluk çıkarmak amacıyla ya da başka bir negatif duyguyla, empati kurmadan, nezaketin yakınından bile geçmeyen bir davranışla, sözle birisi ile iletişime geç. Sonra da o birisine veya başka birine de ki: “canım ben ayna görevimi yaptım, onda ne varsa onu yansıttım ona”.

Evet, tanıştırayım can’lar; “spiritüel fırsatçılar”! Lütfen kulaktan dolma söylentilerle yürütmeyin spiritüel yolculuğunuzu, araştırın, sorgulayın, deneyimleyin ve mümkün olduğunca bu fırsatçılardan uzak durun.

Nasıl anlaşılır o halde gerçek bir ayna derseniz eğer; iyi bir aynanın arkasındaki sırrı nasıl temiz kalmışsa ki bunun da püf noktası aynanın üzerine hiçbir zaman suni bir temizleme malzemesi sürmeyip, sadece duru su ile nemlendirilmiş temiz bir bez ile temizlemekten geçer; senin de spiritüel yolculuğundaki aynan böyle olmalı. Sana ayna olacak can, kendini saf bir su ile temizlemiş, gereksiz yol ve yöntemlerle kendini yıpratmamış ve kendi içindeki sırrı korumuş olmalı. Ona baktığında o ışıl ışıl parlamalı. Çoktan susturmuş olduğundan zihnini, zihni de kalbi gibi her daim aydınlık olmalı. İşte ancak böyle bir can, başka bir can’a ayna olabilir. Diğer türlü ayna değil, kendini ayna gibi göstermeye çalışan kırık bir cam parçasıdır ancak. Ve o kırık camlar eğer dikkat etmezsen elini keser, canını acıtır, ruhunu yaralar.

Gerçek bir ayna sana hiçbir zaman “sana ayna oldum” demeyecektir. O hep; “sen de ne varsa, ben de gördüğün o” diyecektir ve bu cümle tamamıyla egodan uzak, temiz bir kalpten alçak gönüllülükle söylenmiş bir sözdür.

İşte gerçek bir ayna böyle olmalı. Kendini her zaman saf ve temiz tutabilen, zihninin hiçbir zaman kalbinin aydınlığına gölge düşürmesine izin vermeyen; zihnini, duyularını, duygularını kontrol etme yetisine sahip olan biri mükemmel bir ayna olacaktır sana.

Ama daha da önemlisi böyle bir ayna bulduğunda ne olacağı. Sen nasıl olmalısın ki ayna görevini yerine getirsin?.. Görmek istemelisin, tüm kalbinle görmeyi seçmelisin. Gözlerini hakikate kapatacak olursan, isterse karşında kâinatın en güzel aynası olsun göremezsin! Ama görenlerden olursak ne ayna kalır ne biz; biz ve ayna bir olur, ışığımızla parlarız.

Aşk’la bulanlardan ve görenlerden olalım ve Hz. Pir’in güzel dizeleri ayna olsun kalplerimize…

“Bilemezsin
Sana verecek bir armağanı ne çok aradığımı...
Hiçbir şey içime sinmedi.
Altın madenine altın sunmanın ne anlamı var.
Ya da okyanusa su...
Düşündüğüm her şey
Doğu’ya baharat götürmek gibiydi.
Kalbimi ve ruhumu vermemin bir yararı yok,
Çünkü sen zaten bunlara sahipsin.
O yüzden sana bir ayna getirdim.
Kendine bak ve beni hatırla!..”

Mevlâna Celaleddin-i Rumi

 

SİTEDE ARA

Go to top