Aldığımız ilk nefesle birlikte öncelikle hayata dair bir söz veriyoruz. En basitinden “ Merhaba, ben yaşamaya nefes almaya başladım.” diyoruz.

Yani nefes alacağımıza dair söz veriyoruz. Zamanla verdiğimiz bu son derece naif, sade söze büyüdükçe birçok yeni sözler ekliyoruz. Kişiliğimiz oturuyor, kimliğimiz gelişiyor, farklı rollerimiz oluşuyor. Her rolde farklı sözlerimiz oluşmaya başlıyor kendimize ve etrafımıza karşı. Çocuk olarak, anne/baba olarak, öğrenci olarak, çalışan olarak, arkadaş olarak, eş olarak. Anlayacağınız roller fazlalaştıkça sözler de fazlalaşıyor. Ben de, çevremdeki herkes de işte bu sözlerden oluşuyor.

Ben hayata ilk adım attığımda çoğu insan gibi annem ve babamla karşılaştım ve dolayısı ile onların sözleri ile tanıştım. Bana bakıp “Seni çok seviyoruz, seni sonsuza dek koruyup kollayacağız, her ne olursa olsun yanında olacağız” dediler. Yani bana söz verdiler. Sonsuza dek! Ne garip, bu sözü verirken sonluluğumuzun farkında mı değillerdi? Kendi sonları ile benim sonumun farklı zaman ve şekilde olabileceğinin mi farkında değillerdi? Yoksa lafın gelişi, alışıla geldiği gibi öylesine söylenen bir söz müydü? Aslında her aldığımız nefesle şifalanırken aynı zamanda da bir adım daha ölüme yaklaştığımızın farkında değiller miydi? Aslında böyle baktığında her nefes alış, başarısızlığa uğramış bir ölüm provası gibi. Aldığımız ilk nefesle birlikte hayata başlarken geri sayımı da başlatıyoruz, bu geri sayımın kimin için ne kadar olduğu belli değil – en azından insanların kendi arasında bilinen bir şey değil.

Kırk yaşıma geldiğim şu günlerde anladım ki, benim insan olarak, çocuk olarak, anne olarak, yetişkin olarak, eş olarak ve sayamayacağım birçok rolüm var ve bu roller gereği hayata ve insanlara dair verdiğim ve tutmak zorunda olduğum, tutabileceğim ve tutamayacağım birçok söz var. Bunların farkında olarak bedenimin ve duruşumun her zerresi ile ve söylediklerimin hepsi ile vermiş olduğum sözlerin farkına varıp tutmam, tutamayacaklarımı ifade etmem ve tutabileceğim şekilleri ile değiştirmem gerek. Bu benim annemle, babamla, çocuğumla başta olmak üzere birçok kişi ile kurmuş olduğum ve hala sembiyotik bir kordon bağıyla beslemeye devam ettiğim ilişkileri koparmak gerek anlamına gelse bile.

Küçüklüğümden beri bağlı (hatta bağımlı) bir kişiliğim oldu. Hem kızardım bana yardım ediliyor diye hem de içten içe “sakın durma, devam et, koru, kolla, benim yerime yap.” derdim tüm bedenimle karşımdakine başta annem sonra babam olmak üzere birçok tanıdığım güvendiğim kimseye. Hep babama ve anneme bir şey olacağından korktum. Küçükken akşamları annemle babamın nefes alıp almadığını kontrol ederdim sık sık akşam yataklarına giderek. – Sanırım hala devam ediyorum bu kontrole.- kendim yaş aldıkça çevremdekiler yaş aldıkça bu endişem daha da çok artıyor sanırım. Sonsuza kadar yanımda olacakları sözünün yerine getirilemeyecek bir söz olduğunu anladığım için belki de.

Demem o ki… Ben anne olarak annemden ve babamdan öğrendiğim gibi çocuklarımın ilk nefesleri ile birlikte birçok söz verdim. En çok da her zaman yanlarında olacağıma, onları koruyup kollayacağıma dair. Yalandı diyemem ama tam olarak doğru değil bu maalesef. Çünkü bir gün ölüm provamı başarı ile tamamlayacağım ve bu bir gün kesinlikle gerçekleşecek. Hiç kimsenin olmadığı gibi ben de sonsuz değilim. Bu nedenle başta kendime sonra da sırasıyla çocuklarıma, anneme, babama, eşime ve çevremdeki herkese verdiğim sözleri gözden geçirmeye karar verdim. Birkaç basit çıkarıma ulaştım ve anladım ki hakikaten her şey anlatılmaya, yazılmaya, çizilmeye çalışıldığından çok daha basit.

Kendini Tanı, An’ın farkında ol, Kendine uygun söz ver, Sözün tanımını unutma, sevgide kal.

Ama bundan sonra hayatta olduğum her anı gerektiği gibi, hakkıyla yaşayacağıma söz verebilirim. Sevgili çocuklarım ve etrafımdaki herkese sesleniyorum “Siz istediğiniz sürece ve ben uygun olduğum sürece size destek olabilirim.” Bu zamana kadar yapmaya çalıştığım gibi sevgili oğullarım sizin yerinize nefes alamam, sizin yerinize yaşayamam, sizin adınıza karar alamam, çünkü anlıyorum ki ben siz değilim ve siz de ben olmayacaksınız. Ve anlıyorum ki sizin de hayata dair başka sözleriniz var ve bu sözleri yerine getirmek üzere hazırlanıyorsunuz. Dilerim ki verdiğiniz veya vermek istediğiniz sözler sizi üzmez. Biliyorum ve anlıyorum ki bu sözler sizi üzecek dahi olsa yanınızda olmaktan başka yapabileceğim bir şey yok. Sizin yerinize sözünüzü taşıyamam, sizin yerinize deneyimlerinizi yaşayamam, umut ediyorum ki siz de benim küçükken alıştığım ve arzu ettiğim gibi bunun mümkün olmadığını bilerek büyürsünüz. Çünkü inanın sizin yerinize birinin nefes alabileceğini sanmak, yapabileceğiniz birçok şeyi başkasının yapmasına izin vermek, bunun rahatlığından faydalanmak hiç de görüldüğü kadar güzel ve kolay değil (miş). Bunu kırk yaşına geldiğinde dahi bırakın kabullenmeyi, söylemesi bile kolay değil inanın.

Şimdi bu yaşımda her şey çok daha net görülmeye başladığında bile hala yalnız kalma fikrinden deli gibi korkuyorum. Kendi kendime yetebilme becerim yok olmuş gibi hissediyorum. Sanki bir kolum veya bacağım yok olacakmış gibi hissediyorum hayatımdan annem veya babam çıkacak olursa günün birinde. Diyeceğim o ki, anne ve baba olarak hayatta yapacağımız birçok iyi şeyin başında çocuklarımızı kendi kendine yetebilen ve bizden olma fakat bizden ayrı bir birey olduklarının farkında olan kişiler olarak yetiştirmektir diye düşünüyorum. Özellikle bir anne olarak farkına varmalıyız ve kendimize demeliyiz ki;

“Hey! Uyan artık, Göbek kordonu doğumda kesiliyor. “

SİTEDE ARA

Go to top