Bugün hayatımda önemli bir değişiklik yaptım ve kendi karaladığım yazılardan birini okudum. Kafadan takıldım hemen bazı şeylere tabii.

Öncelikle nedir o psikolog unvanı dedim kendi kendime. Biz burada birazcık gülümsemeye çalışıyoruz. Psikolojik danışmanlık vermiyoruz. Millete 5 kuruşluk faydamız olmuyor. Kime ne senin ne okuduğundan. Kaldır gitsin efendim. Zaten herhangi bir psikolojik nutuk çeksem, kızım hemen beni kendime getiriyor. "Aman anne senin zamanındaki psikoloji çook değişti. Artık 6 türlü zeka olduğunu biliyoruz. Öyle 'IQ 140 demek ki deha' tespitleri çöpte’’ deyiveriyor.

Siz de benim gibi bozulur musunuz? Bir toplulukta size tanıştırırlar: Ahmet bey, Mehmet bey, Doktor Ali Rıza bey. Ne alaka şimdi? Ali Rıza bey buraya ne yapmaya geldi? Eğlenmeye. Peki Ahmet bey neden geldi? Mehmet beyin okuduğu koca ODTÜ ne oldu? Neden onlar ünvansız? Prof Altan bey anons edildi de eşi Mukadder hanım neden ev kadını muamelesi gördü? İkisi de arkeolog oysa ki.

Bir de şu soyadı karmaşası var. Facebook’ta yazımı, Adalet Çilingiroğlu yazmış, Yoga Dergisi’nde Adalet Sevin. Zaten insan kız çocuğuna böyle ağır bir misyon neden yükler de adını Adalet koyar? Koy be anam çiçek, böcek, ne güzel isimler var. Çıkmadı mı daha Layla, Lara, Mina, Su, İstanbul gibi isimler? Çıkmadıysa Şebboy koy, Sühendan koy, Lülyan koy di mi?

Ben, çok acelem olduğundan 21 yaşında evlendim. 42 yaşında boşandım. Tam orta yani. Yarı orada, yarı burada. Seçme şansım da var. Siz olsanız şaibeli Çilingiroğlu soyadını mı seçersiniz, tüm dünyaya ‘’SEVİN’’ beni emri verebileceğinizi mi? Üstelik de yabancılarla çalışıyorum. Adamlara "hadi telaffuz et bakalım, benim adım bundan sonra Çilingiroğlu’’ şeklinde işkenceye ne lüzum var. All together SEVİN beni olsun bitsin. Konu tam kapandı sandığım teknoloji özürlü yıllarımda, bir aile üyesi bana Facebook hesabı açtı. Tabii mantığını kullanarak soyadımı Çilingiroğlu sandı. Tüm aileye mahkeme kayıtlarını göstermemekle hata ettiğimi anladığımda, sosyal medyada SEVİN olarak boy gösterememiştim işte. Pardon da ne bileyim bir gün sizin de kafanızı karıştıracağımı. Çok da dertti bana demeyin. Belki bir arkadaşa dert olmuştur. Belli mi olur?

Bizim ailenin soyadı ile başı derde neredeyse 75-80 yıl önce girmiş. Annem 3.dedede birleşen uzaklıktaki bir akraba çocuğuyla evlenmiş. Böylece Çilingiroğlu soyadı değişmemiş.

1 kız, 4 erkek 5 kardeşler. Babaları da kumaş tüccarı. Günlerden bir gün bu dedeye banka kredisi gerekiyor. Vermiyorlar. Neden mi? İşte sülalenin filmi burada başlıyor. CSI-Sürmene. Aileden bir karı-koca evlerine bir bankanın müdürünü davet ediyor. Çayına uyku ilacı koyup uyutuyor. Cebinden anahtarı alıp, bankayı soyuyor. Sonra da anahtarı yerine koyup uyanmalarını bekliyor. Tabii yakalanıyorlar ama paralar bulunamıyor. Bu nedenle de verilecek ceza da! Kredi isteyen de aynı sülaleden olunca banka müdürü "git soyadını değiştir de gel’’ diyor. Dede sinirleniyor. ’’Benim ailem daha 100 yıl bu soyadı ile BAKİ kalacaktır’’ diye kükrüyor. Banka müdürünün gözleri parlıyor. "Tamam buldum. Sen git şimdi BAKİ soyadını mahkemeye tescil ettir de gel. Kredin hazır’’ diyor. Vee bir anda annemin sülale BAKİ oluveriyor.

Şimdi bu 5 kardeşten doğan, sonra da onlardan doğan, daha sonra da onlardan doğan 64 kişi bir mekanda buluşuyoruz. Çok enteresan olacak. Zira her kuzenden bir hikaye çıkar bizde.

Bir kuzen neredeyse kundaktan beri resim yapar. Şahidim. 5 yaşındayken İzmir vapuru ortadan ikiye ayrılmış, çok da denize düşüp, ölen olmuştu. Televizyon yok henüz. Kulaktan dolma resmini yapmıştı. Muhteşemdi. Köyde babaannesiyle yaşardı. Hayali ressam olmaktı. Lise bitti. Bizimki ineği ahıra bağladı. Kazmayı kapıya koydu ve İstanbul’a gelip, Akademi sınavlarına girdi. Hocalarına "Ben bu okula gireceğim. Boşuna beni geri yollamayın. Yine geleceğim. Yine geleceğim.’’ dedi. Kabul edildi. Bugün gördüğünüz tüm vitray eserler ona aittir. Eskişehir Cam Müzesi onun ve eşinin eserleri ile doludur. Bilkent Camii’ne gidin ve kafanızı kubbeye kaldırın. Vitray kubbe onun elinden çıkmıştır. İzmir Adnan Menderes Havaalanındaki vitraylar hep onundur. Saymakla bitmez ödülü almıştır.

Bir kardeşim vardır. Hayatı haylazlıkla geçmiştir. Lisede okula gitmez. Devamsızlıktan sınıfta kalır ve hatta iki yıl üst üste kaldığı için de okuldan atılır. Sonra zorlamalarla liseyi bitirir ve kazara üniversite sınavlarında arkeoloji bölümünü kazanır. Film olsa burada davul sesleri yükselirdi. Akıl sır ermez bir şekilde bizimki jet hızıyla okulu bitirir. Devlet bursu almayı başararak İngiltere’ye gidip, 5 yılda doktorasını verir. Öğretim üyesi olarak dünyaca ünlü bir bilim adamı olur. Dekan olur. Yetmeez yılın arkeoloğu olarak Aydın Doğan Ödülü’nü kazanır.

Bizde deli çok. Bir kuzenim 20 yaşında. Lise yeni bitmiş. İstanbul’a Ankara’dan gelmiş. Hiç bilmediği Taksim’de, bilmediği Fitaş sinemasında bir konser var. Ünlü Egzotik Band Rock Grubu. Sahneye fırlıyor. Allah vergisi kulağı ve sesiyle 5 şarkı söylüyor. İşteyim. Gazeteyi bir açıyorum ki bizim oğlan. Putları yıkan adam başlığıyla her yerde boy gösteriyor. Ne mi oldu sonra? Bugün onu tanımayan yok. Geçen haftalarda konseri vardı İzmir’de Dervişan ile.

Son olarak annem diyeyim de fazla sıkmayayım sizi. Annem bir alemdi. Yeni kaybettik. 98 yaşındaydı. Sürmene’de ilk okul bitiren tek kızdı. Sinema, tiyatro ve kitap. Çok düşkündü. 90 yaşını geçmiş bir yılda benden bir kitap aldı okuyacak. "Anne o sana zor gelmesin. John Grisham. Sokak Avukatı. Çok isim var onda’’ dedim. Çok kızdı. ’’Özetini mi çıkaracağım ki zor gelsin’’ dedi. Sustum. Sizin zamanınızda da özet belası var mıydı? diye soramadım.

Ün vs. hiç takmazdı. Bir yaz Sürmene’de. Ben de her gün arayıp, sağlığını kontrol ediyorum. O gün pek bi telaşlı. "Hadi işim var. Neteve gelecek’’ dedi. Hayda!! Bunun tercümesi şöyle: NTV muhabirleri gelecek. Henüz evi toplamadım. Beni lafa tutma da hazırlanayım. Rezil olmayayım gelen insanlara. Derdi asla televizyona çıkacak, tüm Türkiye görecek vs değil. Muhabirler. "Anne neden geliyor bunlar? Ne oldu ki?’’ diye sordum. Cevap çökertmişti beni. ‘’Eee O uşak var da bizde. Hoş beni görmeye gelmeyiler. O uşağı görecekler. Ee biraz hastaydı da. Ama şimdi eyidur. Eyi.’’ Meğer epeyce bir zamandır Cem Karaca, kuzenim tarafından anneme rehabilitasyon için bırakılmış. Sansasyon ondanmış. Ama her gün konuştuğum anam için bu durumun haber niteliği olmadığından bana bahsetmeyi gereksiz bulmuş. Ama bugün eğer ev temiz olmazsa işte haberi o zaman göreceğiz anlaşılan.

İşte böyle bir aileyiz biz arkadaşlar. Mutlaka hepinizin ailesi filmliktir. Eminim. Gülümsetiyorlar bizi işte. Sağolsunlar.

Ailenin delisi siz olun ve sevgi ile kalın.



Vitray kuzenden sorulur


Cami kubbesi de kuzenden


Seyircinin delisi de bizden


Bizim korsan



Ah şu deli gençlik


Konsere hazırlık


Annem


Rehabilite annemden


Annem John Grisham okuyor heyecanla


Son deli de ben



SİTEDE ARA

Go to top