Artık bir insana, zor durumda kalan birine yardım ettiği için teşekkür ediyoruz. Hatta, yardım edilen kişi hiç tanımadığımız biriyse, bu duruma şaşıp kalıyoruz.

İyiliği yapana “acaba bana yardım ederek ne çıkar elde edecek?” sorusuyla yaklaşıyor ve zihnimizin türlü oyunlarının hazırladığı filmlerini, tekrar ve tekrar baştan sararak izliyoruz.

Bir bebeğe, bir yaşlıya ya da bir hayvana uzanan el alkışlanıyor, ödüllendiriliyor, sosyal medyada ya da televizyon ve gazetelerde yayınlanıyor. Biz de bu haberleri örnek olsun diye paylaşıyoruz.

İyilik dediğimiz şeyin azalmasından, bunca “olay” haline getirilmesi, taçlandırılması. Gerçi dediğim gibi ona bile şüpheyle yaklaşıyoruz.

Geçenlerde bankada işim vardı ve zor durumda olan bir annenin bebeğiyle ilgilendim, anne işlerini halledene kadar; çünkü bebek fazlasıyla huzursuzlanmaya ve ağlamaya başlamıştı. Önce iletişime geçtim, sakinleştirdim ve sonra da oyunlar oynayarak onu o hem kapalı ortamda tanımadığı kalabalıkların içinde kalmasından kaynaklanan sıkıntısından hem de annesinin sinirlenmesinden ötürü oluşan huzursuzluğundan uzaklaştırdım. Sonra da bu durumu arkadaşlarımla paylaştım.

Dünyanın, ya da daha doğru bir deyişle insanlığın geldiği noktadan ötürü bazı arkadaşlarım haklı olarak hiç tanımadıkları birine çocuklarını emanet edemeyeceklerini söylediler.

Oysa eskiden güvenirdik…Biri bize yardım etmeyi teklif ettiğinde, o kişinin hakikaten iyi niyetle yaklaştığından kuşkulanmaz, şimdilerdeki gibi böyle bir durumla karşılaştığımızda karşımızdakinin niyetini anlamak için gözlerimizi kısarak gerçeği görebilecekmiş gibi duygu ve düşüncelerinin röntgenini çekmeye çalışmazdık.

Masumduk…Paranoyaklaşma sürecine henüz girmemiş, kötülüğün bizlere ve en kıymetlilerimize bulaşma yollarına rastlamamıştık. Her gün haberlerde bir masumun yüzüne bakıp, ağlama krizlerine boğulmamış, bizimkinin de başına gelir endişesini iliklerimize kadar hissetmemiştik.

Biri bize yardım ediyorsa, iyi niyetindendi; zaten iyilik de aslında her attığımız adımda karşımıza çıkan normal bir şeydi.

Biz ne zaman terazinin iyilik kısmını hunharca boşaltıp, kötülüğü istifledik?

Eskiden kahramanlar vardı, şimdilerde onlara deli gözüyle bakılıyor. Çünkü kimse bunca “olağan” kabul edilen kötülüğün içinden çıkıp, rahatını bozarak iyilik yaparak yorulmak istemiyor. Çünkü iyiliğin yapılması için “çaba sarf edilmesi”, “zaman ayrılması” ve bu bölümü koca koca harflerle yazmak istiyorum “FEDAKARLIK” edilmesi gerekiyor.

Bencil, çıkarcı, zorba ve tembel bu insanlığın ne zaman doğduğunu bilemiyorum ama serpilip, büyüdüğüne tanık oluyorum üzülerek.

Yakında çocuklarımızı Nostalji Müzesi’ne götürüp, sırça fanusun içine hapsederek yayılmasını da önlediğimiz “iyilik” kavramını tanıtmak zorunda kalabiliriz; tabii o gün AVM canavarlarına ya da internet krallığına kendimizi kaptırıp, böyle bir müzenin varlığını unutmazsak.

 

 

SİTEDE ARA

Go to top