Günlerdir kafamın içinde cevapsız sorular, etrafımızda acı, çaresizlik, bolca keder varken ve insanların yüzlerinden gülümsemeleri çalınmış, ruhları olmayan robotlara dönmüşlerken ne anlamsız şeylerin peşinden koşuyoruz.

Bir lokmanın, bir hırkanın yetebileceği dünyada, biz kendimize kurduğumuz şaşalı evrenimizde hiçbir şeyden memnun olmadığımız gibi hep daha fazlasını isteyerek yaşadığımızı fark etmiyoruz.

Ne garip canlılarız, doğduğumuz anda kronometre işlemeye başlıyor ve biz sonsuz olduğumuzu düşündüğümüz hayatımızın içinde bir bez parçası kadar bile kalıcı olmadığımızı fark etmiyoruz. En acısı kendimizi fark etmiyoruz, ben kimim, neden bu koşturmacam, nereye varacağım, benim hedefim ne diye sormaktan korkuyoruz.  Yeryüzünde geçici olduğumuzu, ölümün çok yakınlarımızda dolaşıp bizi sürekli takip ettiğini fark etmiyoruz. Zamanın acımasızlığından yakınıp, onu har vurup harman savurduğumuzu kabul etmek istemiyoruz. Gözümüzü bürüyen tüm hırsların, elde ettiğimiz tüm maddi zenginliğin bu dünyanın malı olduğunu, yanımızda hiçbir şey götürmemizin mümkün olmadığını fark etmiyoruz. Kimseye faydamız olsun istemiyoruz, yardım etmekten, çare olmaktan, paylaşmaktan bulaşıcı hastalıkmışlar gibi kaçıyoruz. Kaçtıkça gerçeklerden uzaklaşıyoruz. Kendi kendimize inşa ettiğimiz küçücük hayatlarımızın dev egolu oyuncularıyız, burnumuzdan kıl aldırmıyoruz.  

Sağlıkla uyandığımız yeni bir günün, birine günaydın deyip, gülümseyebilmenin önemini fark etmiyoruz. Bir güzel sözün, birine sıkıca sarılmanın, karşılık beklemeden kocaman gülümsemenin iyileştirici gücünü fark etmiyoruz. Başkaları ile sürekli bir kıyas içinde yaşayınca kendini de görmeyi unutuyorsun. Bir yarışın içindesin, dur durak bilmeden son hız koşuyorsun, ne yazık ki yarışın sonunun geldiğini anladığında çok geç olacağını bilmiyorsun. İnsanlarla bir arada olmaktan kaçıp, kendi içine saklandıkça bağ kurmanın aslında insan için ne kadar önemli olduğunu fark etmiyoruz. Yalnızlaştıkça daha problemli ve mutsuz insanlar olduğumuzu, tek başına yaşamanın zor olduğunu anlamak istemiyoruz. Hayatımızın temel kelimesi “daha’’ haline gelmiş durumda, biz usulca bizden geçip gidenleri, kaçırdığımız zamanı fark etmiyoruz. Daha fazlanın uydusu olmuş etrafında son hızla dönüyoruz, oldukça yıkıcı bir dönüş bu kimin hayatta kalacağını bilmiyoruz.

Baktığımız güzellikleri görmediğimizi, iyiliği konuşanları duymadığımızı, içimizde bizi insan yapan en önemli iki duygunun sevginin ve merhametin tükendiğini, onun yerine öfke ve nefretin katlanarak çoğaldığını fark etmiyoruz. Hayatın anlamsızlığını savunup kendi anlamsızlığımızı fark etmiyoruz. Korkarım ki fark etmeden bizde geçip gideceğiz ve gittiğimizi fark etseler de yokluğumuza çabucak alışacaklar. Son pişmanlığın ve keşkelerin faydası olmadığını kavradıysan eğer, daldığın derin uykulardan kalk, en büyük hediyen olan hayatını fark etmediğini fark et.

Bugün bir değişiklik yap önce kendine bak ve gülümse bir perdeyi açar gibi aç hayatının üzerindeki tüm olumsuz duyguları. Olumluya yer aç, her şeyin güzelleştiğini ve hayatın kolaylaştığını fark et. Herkesin bir gün ve çok geç olmadan fark etmesini diliyorum.

Farkındalıkla kalın. Hoşça kalın. Namaste.

SİTEDE ARA

Go to top