“Gönlüm dünleri arayıp, feryat etme.

Zevk almak için yarınlar icat etme.

Dünler düş olup gitti, yarınlar ise hayal.

Cahilce şu gerçek günü berbat etme…” demiş Hayyam.

Yaklaşık 900 yıl önce yaşamış bir şair, filozof, matematikçi ve astronom Ömer Hayyam. Eğer şiirlerine dikkat ettiyseniz ya da bundan sonra dikkat edeceğiniz üzere, çoğunlukla şimdiden, an’dan, dün ve yarının anlamsızlığından bahsetmiş. Göklerde mi gördü bu gerçeği, matematiksel olarak mı keşfetti bilmiyorum ama nadiren keşiflerini kaleme alan biri olarak bilinmesine rağmen, şiirlerinde ısrarla aynı şeyin üstüne basmasının bir sebebi olmalı.

Gerçi şimdi hepimiz biliyoruz bunu değil mi? Sadece şimdinin olduğunu öğrendik okuduklarımızdan, aldığımız eğitimlerden. Peki ne oldu, öğrendik de inandık mı? Belki… Kullandık mı yaşamımızda bu bilgiyi? Pek sayılmaz, zaman zaman, sadece işimize geldiği anlarda…

Zor değil mi? Yaşanmış olan dünü yok saymak. Dün yoksa anlatacak bir şeyimiz de kalmaz maazallah. Bir düşünsenize nelerden bahsederiz iki kişi konuşmaya başladığımızda? Genelde olmuş ve bitmişlerden; bunlardan sebep duyulan pişmanlıklardan ya da övünmelerden. Keşkelerimize hüzünlenirken, gurur duyduğumuz şeylerle övünmekten ibaret anlatır dururuz.

Gelecekten bahsetmeyi de pek severiz aslında. Tatil planlarımızdan, emeklilik hayallerimizden, her şey tam da olmasını istediğimiz gibi olduğunda yapacaklarımızdan ya da pek de pozitif biri değilsen, gelecek ile ilgili endişe ve korkularından…

Hayaller gerçekleşebilir mi? Elbette… İster pozitif ister negatif olsun inanın yoktan var edebileceğimiz tek şey hayallerimiz. Ama gerçek değil, henüz olmadılar ve olup olmayacağı da belli değil.

Kimse şimdi olanı anlatmıyor, anlatamıyor. Nasıl anlatabilirsin ki zaten. Şimdi ol’an sadece olandır ve anlatılacak değil, yaşanacak bir şeydir şimdi. Sessizlik halinin deneyimlendiği bir mucize gibi düşünün şimdiyi. Ustaların pek az konuşmaları da bu yüzden olsa gerek, hep an’da olduklarından.

Küçükken annem bize bir hikaye anlatırdı.

“Tek göz odası olan bir evin, güzeller güzeli bir kızı varmış. Büyüdükçe daha da güzelleşmiş. İsteyeni çokmuş, lakin kız kimseleri beğenmiyor, içlerinden birine de gizliden gizliye aşık olmasına rağmen, hiçbirini istemiyormuş. Annesi bu gizli aşkı hissediyor, neden kızının onu bile geri çevirdiğini anlayamıyormuş. Sormuş bir gün kızına; -neden- demiş, -neden kimse ile evlenmek istemiyorsun? – Kız gözünü tavana dikmiş, başlamış hıçkıra hıçkıra ağlamaya. -Bak anne- demiş.   -Şu tavanda duran kocaman çiviyi görüyor musun? – Annesi ahşap kaplı tavana bakmış. -Evet – demiş, hiçbir anlam veremeyerek. -İşte- demiş kız, -o çividen bütün çocukluğum boyunca korktum ben, şimdi büyüdüm ama ya ben evlenirsem, ya çocuğum olursa, ya bir gün ben buraya çocuğum ile geldiğimde o çivi oradan düşerse, ya çocuğumun kafasına saplanırsa, ya çocuğum ölürse-…

İşte bizimki de bu hesap… Annem bize bunu ilk neyin üstüne anlatmıştı hatırlamıyorum. Ne yapmıştık veya ne söylemiştik acaba? Ama benim pek hoşuma giderdi ve sık sık anneme “çividen korkan kızı anlatsana” dediğimi çok iyi hatırlıyorum😊 ve bazen kendimi “o kıza ne oldu acaba” diye düşünürken yakaladığımı da…

Sahi ne olmuştur dersiniz? Sevdiği adam ile evlenmiş midir yoksa bir hiç uğruna çiviye bakıp bakıp ağlayarak mı geçirmiştir ömrünü?

Bizlerde farklı bir şey yapmıyoruz aslında. Önümüzden gelip geçen nice güzellikleri, eğer negatif yönümüz baskınsa yaşadıklarımıza olan kızgınlıklarımızla veya gelecekte gerçekleşeceğine inandığımız korkularımızla fark etmiyoruz; pozitif yönümüz baskın ise de durum farklı değil. O durumda da yaşanmış ve bitmiş güzelliklere kaptırdığımız için kendimizi ve gelecek için planladığımız muhteşem güzelliklerin hayali içinde yaşadığımızdan yine kaçırıyoruz şimdi olan güzellikleri. Nefesimizi fark edip şükretmiyoruz, bir çocuğun gözlerindeki sebepsiz mutluluğu göremiyoruz, açan bir çiçekteki, yere düşen kuru yapraktaki eşsizliği hissedemiyoruz. Her şey gözümüzün önünden gelip geçerken biz de geçmiş ya da gelecekte dolanıp duruyor, ömür tüketiyoruz.

Ne demiş şair, “ömür dediğin bir gündür, o da bugündür”.

Aşk olsun…

SİTEDE ARA

Go to top