“Günler ne çabuk geçiyor”, dedim geçenlerde kendi kendime. “Ne çabuk büyüdük, daha dünkü çocuklar”?

Nerede kaldı aldığımız ilk karne, verdiğimiz ilk söz, beraber oyun oynadığımız ilk arkadaşlar? Sonra fark ettim ki, insanın kaçırdığı o kadar çok "an" var ki, hayatın anılarını hep bu "ilk" lerde zanneder. Halbuki hayat ilk ve sonlardan ibaret değildir, hayat bir süreçtir. Hayat öyle bir süreçtir ki içinde bulunduğumuz an, bu sürecin ta kendisidir.

İlkleri özlerken an'ı kaçırmamak elde değil biliyorum, ama böyle küçük farkındalıklarla güzelleşiyor insan hayatı. Yine özlüyoruz biliyorum, çünkü ilklere bağımlılık çok büyük bir problem insan psikolojisinde, fakat bir de şöyle bakmak lazım;  bir bebeğin ilk adımı çok da önemli değildir esasen; hayat boyu o adımları atarken ona destek olmak, onun yanında olmak, ilk ve son adımında değil, elimizden geldiği kadar her adımında onunla anılar yaratmak önemlidir. Fakat biz genelde ilklere takılıp kalırız. "Bebeğim ilk adımını attı, mutluyuz." şeklinde paylaşımlara sık denk geliriz. Peki ama neden? Bu ilk adıma verdiğimiz değeri, evladımız yanlış bir adım attığında da verebilecek miyiz? Ona destek olup bu süreci beraber atlatmak için ona kol kanat gerebilecek miyiz? Yoksa biz de "an"ı kaçırıp o ilk adımdaki heyecanı unutup ona sırtımızı mı döneceğiz?

İşte hayat bir tespihteki boncuklar gibi tek tek anlardan oluşur. Her önemi ilk heyecana verirsek tespihte sadece bir boncuğun çok değerli olduğunu söylemiş oluruz. O boncuk tespihin temel taşıdır, o olmazsa olmaz sanırız. Fakat diğer boncuklar da en az o ilk boncuk kadar değerlidir tespih için. Herhangi biri olmadan tespih tam olmaz. Dolayısıyla bebekken ona gösterdiğimiz narin tavrı, büyüdüğünde de göstermeliyiz. Çünkü çocuk, gösterdiğin ilk hoşgörüyü hatırlamaz belki, ama boncukları tek tek dizerken kendisine en yakın olanı hatırlar ve anılar değişmeye başladıkça hayat değişir. Bir gün değil, her gün sevgi dolu olmalıyız onlara karşı. Çünkü ne yaparsak yapalım çocuklar onlara hissettirdiklerimizi asla unutmazlar. Attığınız tokadı unutur, ama o tokatla hissettiklerini unutmazlar. El ele çarşıda hangi mağazaları gezdiğinizi unutur, fakat o gün yüzünü kaldırıp size bir “dev”e bakıyormuş edasıyla bakıp, kendisinin size sahip olarak, ne kadar şanslı olduğunu düşündüğünü unutmazlar.

Açıkçası hisleri saftır, katıksızdır, hesap yapmaz, geldiği gibi yaşarlar. Bu temiz duyguları asla unutmazlar. Çocuk yetiştirmekteki asıl başarı, çocuğumuzla aramızdaki bu katıksız bağı her daim korumaktan geçer. Bu da tespih metaforumuzdaki tespihin ipi gibidir. Eğer bunu başarabilirsek tespihteki boncukların her daim bir arada durmalarını sağlamış oluruz, onun dışında kopan bir tespihin parçalarını bulmak ve hatta onu eski haline getirmek oldukça zordur. Belki de imkansız. Hayat biriktikçe güzelleşen ve verdikçe büyüyen bir olgudur. Arkadaş biriktirin, anı biriktirin, bol bol sevgi ve iyilik biriktirin ve verin. Sevgi verin, gönül verin, ödün verin, ama ödünç vermeyin, bırakın verdiklerinizin peşini. Verdiklerinizi unutun. O kadar çok sevgi verin ki etrafa, alma sırası size geldiğinde geri dönebilecek şey, sadece sevgi olsun. Ama hesabını yaparak değil, verdikten sonra unutacak şekilde verin. Beklentiye girmeden, özgürce verin. Öyle bir verin ki eliniz titremeden, arkasını düşünmeden... Bir dilenciye para veren orta gelirli bir tüccar gibi hissetmeyin, bir kutlama için halkına altın dağıtan bir kral gibi hissedin. Çünkü insan kendinde ne kadar varsa ancak o kadar ve kendinde ne varsa ancak onu verebilir. O kadar çok sevgi üretelim ki onu bir bir tüm insanlığa dağıtabilelim. Çünkü hayat sevgi varsa güzel. Tespihimizin boncukları ise sevgi varsa pırıl pırıl parlar. Sevginin tüm canlılar arasında oluşturduğu bağı somut olarak görebilseydik eğer, onun gücüne karşı gelemeyeceğimizi çok net bilirdik. Fakat hayatın güzelliği de burada işte, görünmeyen bağlarla bizi birbirimize bağlayıp bizde görünen değişiklikler yaratma gücüne sahiptir sevgi.

Bir anne kediyi yavruları için kocaman köpeklere baş kaldırıp kuyruk kabartırken görmüşsünüzdür, görünmeyen sevgi bağları ve koruma içgüdüsü ile yapamayacağı şey yoktur. Fakat sahiplenici değildir bu sevgi, zamanı gelince yavrularını bir başına sokağa salar ve kendi hayatlarını kurmaları, kendi başlarına hayatta kalmaları için onları serbest bırakır. Kedilerde belki 6 ayda gerçekleşir bu bırakma, ama insanlarda daha geçtir. Kimi aile 10 yaşında kendi kararlarını mantıklı bir şekilde alabilen sorumluluk sahibi bir birey yetiştirir, kimi aile ise 22 yaşında bir üniversite talebesini her gün arayıp “meyve yedin mi yavrum?” diye sorar. Kimi çocuk daha ilkokuldan sorumluluk ve görevlerini bilir, kimisi 35 yaşına gelir fakat hala ana kucağında kundakta bebek gibi hisseder, aileden ayrılınca sudan çıkmış balığa döner. Bu onların hatası değildir elbette ki, eğer bir hata ararsak bu bizim hatamızdır. Seviyoruz diye elini sıcak sudan soğuk suya sokmayız. “Aman ders çalışsın benim kuzum”, diye iki kap yemek yapmayı öğretmeyiz. “Ay dur sen yapamazsın şimdi kendini yakarsın maazallah”, diye gömleklerini ütületmeyiz. Hayatıyla ilgili bir karar anında, “sen bilmezsin böyle olacak”, deyip kendi kararlarını kendisinin almasını engelleriz. Sonuçta, çocuk sıfır hata ile belirli bir yaşa gelir ve siz hayatından elinizi eteğinizi çektiğinizde, tek başına bu koca dünya ile başa çıkamaz. Hata yapmasına izin vermemişiz ki çocuk hatalarından ders çıkarsın. Düşmesine izin vermemişiz ki çocuk nasıl kalkacağını öğrensin. Kısacası hayatı deneyimlemesine izin vermemiş ve onu bir balık gibi karaya atmışızdır.

İşte bunların hepsini sevgi kisvesi altında yaptık, biz çocuğumuzu sevdiğimizi zannederken ona zarar verdik. Hatırlayın hiç kıyamadık onlara ve dolayısıyla hiçbir şey öğretemedik. Halbuki hayatlarında biz varken hata yapmalarına izin verseydik, sonuçları böylece mi olurdu. Bizim hegemonyamızda yaşatmak yerine, onlara küçük birer özerklik verseydik, şimdiye kadar omuzları gelişir ve kendilerini taşıyabilecek kondisyonda olurlardı. Ayaklarının üzerinde öyle sağlam dururlardı ki gururdan gözlerimiz dolardı.

Dedim ya ne çabuk geçiyor günler, daha dünkü çocukken bugün çocuk yetiştirme yaşına geldik. Hep çocuk kalacak sandıklarımız büyüdü, anne baba oldular. Bu yüzden öyle çok da fazla vaktimiz varmış gibi yayılıp işleri ertelememek lazım. Göz açıp kapayıncaya kadar geçen şu kısacık ömürlerimizde, pırıl pırıl ve sapasağlam birer tespih dizip anlamlı birer hayat yaşamamız dileklerimle.

Sevgiyle kalın, hoşça kalın.

SİTEDE ARA

Go to top