Geçen gün bir arkadaşlarımla sohbet ederken yapmak istediği hayalini anlattı,

ama o hayali gerçekleştirmeyi o kadar çok istiyordu ki, hayali ona motivasyon sağlamak yerine içeride bir yerde sıkıştırmaya başlamış, yolunu karıştırmıştı. Sürekli bir şey yapması gerektiğini geç kaldığını hissediyordu, kendini ne kadar bu şekilde yorduğunun da farkında değildi. 

Çocukluğumuzda öğretilen kalıpları değiştirmemiz, bazen bir ömür sürüyor! Ve biliyor musun bu durum: ‘tamam bu kalıbı değiştirdim bitti’ demekle olmuyor! Sürekli olarak eski kalıplarımızla tetiklenme halimiz devam ediyor, sadece artık “farkında” olmaya başlıyoruz ve özgürlük dediğimiz şey, ne istiyorsan onu yapmanın ötesinde tam da buradan başlıyor!

Ne demek istiyorum? Hayatım boyunca kendini ön planda tutmanın iyi olmadığı bana öğretildi. Ben de uzun süre her konuda, tüm sevme hallerimde hep kendimi ikinci planda tutum. Kendimin istekleri, öncelikleri hep ikinci plandaydı.  Günün sonunda hep kırılan ben oluyordum ama nedenini anlamıyordum. Sonra zamanla öğrendim bunun bencillik olmadığını ve bir şeyler değişmeye başladı. Birileri bir şey yapalım dediğinde kendi seçimlerimi, kararlarımı, gönlümü ön plana almaya başladım. İnsanın bunu öğrenmesi kocaman, uzun, derin bir yol. Çünkü içinizde geçmişin sesini her adımınızda duyuyorsunuz ve sizin ne kadar yanlış olduğunuzu, karşınızdakini nasıl da üzdüğünüzü anlatıp durdukça, olmayan duvarların üstünüze geldiğinizi hissediyorsunuz. Sanırım her tetiklendiğinizde durmak, derin bir nefes almak ve bu fikrin kimden geldiğini sormak, yol pusulası oluyor. Gerçekten cevabının ortaya çıkmasını beklerseniz size ait olmadığını da anlayacaksınız. 

Yani aslında bana hayat, geriye dönüp baktığımda çok sihirli geliyor. Çünkü bir türlü anlamadığım kendi kendime ördüğüm örümcek örgülerini yırtmam -mız- için ‘her şeyi’ yapıyor. İşin en ironik kısmı, ‘o her şeye’ uzun süre lanet yağdırıyoruz. Bir haberim var, nasıl görünürse görünsün: HAYAT BİZİM DÜŞMANIMIZ DEĞİL! Hayat, bizim düşmanımız değil! HAYATIN tek istediği göstermek istediğini anlamamız ve o ‘birliği’ bir boyutta algılayabilmemiz. Tıpkı bedenin sağı ve solu, önü ve arkasının ‘bir’ olması gibi… 

Dolayısıyla en kolay çözüm yolu, şu an olduğun kişi için başkalarını (aileni, etrafını, eşini) suçlamak. Hepsi bir bütün! Her şeyin en temeli çocukluk yıllarında yatıyor. Küçüklüğümüzde yaşadığımız büyük ya da küçük ayrımı yapmadan her durum domino etkisi yaratarak günümüzü etkiliyor.  Her durum herkesi aynı da etkilemiyor. Yani geçmişinde şiddet görmüş iki kişi aynı şekilde davranmayabilir. Yani 2 + 2= 4 ile gemi gitmiyor, hatta bu düşünce gemi batırıyor! Hepimizin çocukluk yıllarımızda yaşadığımız travmalar var. Travma denilince genelde büyük şeyler akla geliyor. Hayır her şey bedende bu etkiyi yaratabilir. Yaşadığımız ama korktuğumuz için tepki vermemeyi seçtiğimiz her durum sinir sistemi tarafından unutulmuyor ve aslında şifalanmak için bizi tetikleyip duruyor. Yani küçükken köpek tarafından ısırıldıysanız ve durumu yaşarken sinir sisteminiz hareket etmeden ‘donma’ tepkisi verdiyse, ilerleyen yaşlarda her köpek gördüğünüzde bedeninizin aynı tepkiyi verdiğini hissedebilirsiniz. Şifalanma süreci, tam şu anda bizi tehdit eden hiçbir durumun ortada olmadığını algılamak ile başlıyor. Bunun için farklı farklı yollar var: Yoga, meditasyon, aile dizimi, travma çalışmaları ve benzeri başka çalışmalar mevcut.

Hepimizin yaraları var. Koşullar, koşullandırmalar ile hayat bizi yönlendirip duruyor. Ama en kolayı toplumu, ailemizi ya da şu an o yarayı tetikleyen sevgilinizi suçlamak. Neden sürekli aynı şey oluyor diye kendi kendine sorduğun oldu değil mi? Hayat sana, senin görmeyi kabul etmediğin yaranı göstermeye çalışıyor. Yarayı fark etmek, ezberlediğimiz o eğilimin gerçek sahibinin kendimiz olmadığını algılamak ile şifalanmanın ilk adımını atıyoruz. Ama burası ilk adım, her şeyin yeni başladığı yer! 

YARANDAN SORUMLU DEĞİLSİN AMA ONUN ŞİFALANDIRMAKTAN SORUMLUSUN!

Hayatınıza geriye dönüp kuş bakışı baktığınızda her şey yerine oturmaya başlıyor. Yaşarken neden oluyor anlamadığımız bir sürü durumun nedeni var. Dolayısıyla işaret parmağını savurup, karşındakini suçlayarak bana bunu yaptı diyerek koşturmak yerine, durup “ben ne yaptım” ya da “ne yapmadım” diye bakarsan yaralarını daha açıklıkla görebilmeye başlarsın.

Hepimiz kendimizce bir dünyayız! Kocaman dünyanın içinde bir sürü şey oluyor.  Dolayısıyla meşe ağacının toprağa tutunma hali ile başka bir ağacın toprağa tutunma hali farklı olacak. Yani lütfen ama lütfen kendi yaralarını başkalarınınkiyle kıyaslama! Hepimizin kendi dünyasında neyi, nasıl yaşadığını bilmiyoruz, kabımız kadar dolduruyor bize koca yaşam, merak etme!

Göğsüm ne zaman sıkışsa, yol ne zaman karanlık görünse, derin bir nefes alıyorum. Sonra kendime: ‘Buraya kadar geldin, yaşam seni anne karnından tam buraya getirdi. Yaşam, seni aklına gelmeyen şekilde hep kolladı ve tam buraya kadar geldin. Buradan sonra da her nereye gitmen gerekiyorsa, ne olman gerekiyorsa onun için de elinden geleni yine yapacaktır!’

Her ne oluyorsa kocaman dünyanda buraya kadar geldin, buraya kadar bir şekilde korundun ve kollandın. Merak etme, bu hep devam edecek!

Sevgimle

SİTEDE ARA

Go to top