Bu yazı yayınlanmadan üç gün önce doğum günümdü. Yani 46 yıl önce anacığımın beni kucağına aldığı, adımı babacığımın verdiği o gün dünyaya gelmişim.

Onlar olmasa olmazdım, hayat denen şu kısacık oyunun içindeki rolümü onlara borçluyum.  Anne-baba olmak, bir çocuğu dünyaya getirmek ve onu büyütmek, anlatmakla bitmeyecek kadar detaylara sahiptir ve bir evlat tüm bunları zaman zaman istemeden de olsa göz ardı etse bile! sırf kendisinin dünyaya gelmesine sebep ve aracı olduğu için bile minnettar olmalıdır onlara.

Hayat her an, her gün, her zaman güllük gülistanlık değil tabi ki. Ama böyle hissettiğim durumlarda hep kartalın hikayesini hatırlarım. Derler ki:

“Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşlarındayken çok ciddi ve zor bir kararı vermek zorundadır. Kartalın yaşı 40a dayandığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir. Gagası uzunlaşır ve göğsüne doğru kıvrılır. Tüyleri kartlaşır, kalınlaşır ve kanatlarına takılmaya başlar. Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır. Dolayısıyla kartalın burada iki seçimden birisini yapması gerekir. Ya ölümü seçecektir ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir. Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir. Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde yuvasında kalır. Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar. En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer. Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine 20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.”

Çok etkileyici değil mi?

Bize de olan bu. Evet her şey, her zaman istediğimiz gibi gitmiyor olabilir. Ama değişim ve dönüşüm sabır, özveri ve emek istiyor ve inanın hayatın her anı o kadar kıymetli, o kadar yaşamaya değer ki, işte bu yüzden dönüşüm süreci de yaşamaya değer. Ve çok uzunmuş gibi gelse de aslında ömür sadece bir göz açıp kapamadan ibaret. Ne demişler; “Gözünü açıyorsun doğdu diyorlar, gözünü kapıyorsun öldü diyorlar. Bu göz kırpışa ÖMÜR diyorlar” …

Peki dönüşüm sürecini kolaylaştıran ve ömrü güzel kılan ne? Bana kalırsa beraber yürüdüklerin, yol arkadaşların. Yanlarında olduğunda güven, neşe, huzur bulduğun, sahip olduğun ya da olmadıklarınla ilgilenmeyen, seni sadece gönlünde barınan ve senin dahi belki görmediğin güzellikleri gören, yakınında olmasa da her an yanında olan, bir an gelip baktığında seven ve sevilenin bir olduğunu gördüğün yol arkadaşları, işte onlar her şeyi kolaylaştırıyor ve hayatı anlamlı kılıyor.

Onların yanında buluyorsun, “insan nedir, can nedir, sevgi nedir, saygı nedir, beklentisiz olmak ve nedensiz mutlu olmak nedir” sorularının cevaplarını. Onlar sayesinde tüm yaşamın güzelleşiveriyor, dahil olduğun her alan o enerji ile sıcacık oluyor ve bunun neticesinde dönüşümün kut’lanacak bir hal alıyor.

Hz. Mevlana’nın dediği gibi; bir kelebeğin ömrü kadar kısa olan şu hayatta, sahici yol arkadaşlarına sahip olduğum için ne kadar şanslı olduğumu bilmenin mutluluğunu yaşıyorum yeni yaşımda.

Can can deyu söylerlerdi, ben can nedir şimdi bildim! Can’lar…

Aşk olsun.

SİTEDE ARA

Go to top