Doğduğumuz gün, herhangi bir şeye inanıp inanmamak gibi bir düşüncemiz var mıydı?

Ya da “acaba ben aileme güvenecek miyim, onları sevecek miyim, bana nasıl bir hayat sunacaklar” diye şüphelere sahip miydik? Nasıl olabilir ki böyle bir şey? Hangi bebek annesinin karnında bunların endişesini yaşar ya da doğarken bunları düşünür, planlar yapar?

Hiçbir şey bilmeden ve hiçbir şey hakkında fikri olmadan dünyaya geldikleri ve bir süre de olsa böyle yaşayabildikleri için masumdur bebekler. Ağladıklarında, ağlamanın ne olduğunu bilmezler, içsel olarak bir sıkıntıları vardır ve sadece bir tepkidir ağlamak bebekler için. Sonra bir gün bakarlar ki, ağladıklarında o içsel sıkıntıları bir şekilde gideriliyor ve rahatlıyor; işte o zaman biraz büyüdüğünde, bunu farkında olarak yaparlar. İlk kez yürümek için ayağa kalktıklarında düşmekten korkmazlar çünkü böyle bir bilgileri yoktur.  Ta ki bir an gelip düştüğünde birisi korkunç bir çığlık atana ya da korkulu gözlerle onlara bakana kadar… Ama bunu bir kez yaşadıktan sonra, artık düşme ihtimalini öğrenirler ve ayağa her kalktıklarında düşebileceklerinden şüphe duymaya başlarlar. Gün be gün, yetişkinlerin tecrübe dedikleri, kendi hayat deneyimlerinden çıkardıkları ve gerçek kabul edip bebeklerine de öğrettikleri bilgilerin gölgesinde büyüyüp serpilirler.

Bebeklik ve çocukluk döneminde şüphecilik durumu çok da basit ve önemsiz gibi görünebilir ama o çocuklar büyüdükçe çevre, okul, iş, hayat, vs. yani adına deneyim denilen şeyler onlara daha çok şüpheci olmayı öğretir. Yavaş yavaş genç yetişkinlik ve yetişkinlik dönemlerinde şüphecilikten kaynaklanan güvenmeme ve sonraları da güvenememekten kaynaklanan bir sevmeme, sevememe karakteri geliştirirler ve bu duygular yavaş yavaş içine işlemeye başlar insanın. Zamanla da değişmek için çaba harcansa bile, bazı şeyler hiç değişmez, değiştirilemez hale gelir.

Oysa öğretide ne diyordu; “sen neye hazırsan, o da senin için hazırdır”. Şimdi biraz moraliniz bozulabilir. Çünkü bu cümle hep, “ay ne güzel, ben zaten iyi şeylere hazırım, demek ki onlar da bana geliyor” şeklinde hayata geçmiyor canlar. Evet neye hazırsın? Gerçekte ne düşünüyorsun, ne olmasını istiyorsun? Güzel hayallerin var ama kafanda hep seni kemiren başka şeyler de var, kelimelerin negatif, hislerin karamsar, dalıp dalıp gidiyor ve inandığın pek çok öğretiden şüpheye düşüyorsun. “Nasıl yani?” diyorsun, “ben hazırım ama olmuyor, değişmiyor hayat”.  Aslında cevap çok basit; şüphelerin sonucu, henüz olmayan bir şey için geliştirdiğin planlarına hazırsın, planlarını hayata geçirmeni sağlayacak şüphelerin de senin için hazır ve dikkat et gerçekleşmek üzere. Sürekli şikayet etmeye hazırsın, belki de iş olsun diye şikayet ettiğin her şey de senin için hazır ve gerçek olmak üzere. Olmasından korktuğun her şey senin için hazır, dikkat et maddeleşmek üzere…Bak gördün mü, aslında hazır olduğun şeyler hazır senin için. Yani öğretide bir problem yok!

Problem sen de! Hoş gelmiyor insanın kulağına böyle söyleyince ama, bazen böyle bakmak daha çok işe yarayabiliyor. Her şeye “ay ne tatlı, ay ne güzel, ay ne hoş” diye, yapmacık yapmacık bakmakla biçimlenmiyor gerçekler. Her an tatlı konuşmak, güzel düşünmek, hoş davranmak, tüm kalbinle inanmak, gerçekten mutlu hissetmek ve hep yolda olmak gerek. Lafta inanmak, iş olsun diye uygulamak, mutsuz olduğunu fark edip o duygu durumunda kalmak için ısrar etmek; aslında hep aklının, kalbinin bir köşesinde “boşuna uğraşıyorsun” diye fısıldayan veya bağıran zihinlerimizin oyununa gelmekten öteye geçiremez bizi.  

İşin sırrı ne bence biliyor musunuz?  Nefese odaklanıp, aklı kalbe indirmek. Ancak bu şekilde gerçekler güzelliklerle şekillenir. Diğer türlü hep olumsuz olana odaklanıp büyüttüğümüzden onu gerçekleştirir, sonra da olumluyu gerçekleştirmek için yaptıklarımızın işe yaramadığından yakınıp dururuz. Elbette yaramaz ve böyle devam ettiği sürece de yaramayacak, çünkü sen içten içe hala o güzele hazır değilsin ve hala aklını kalbine indirmemişsin.

Şimdi tekrar düşün! Nefesine odaklan, aklı kalbe indir ve sor kendine… “Ben neye hazırım?”

Aşk olsun.

SİTEDE ARA

Go to top