Düşün anlamına çeşitli kaynaklardan baktığımızda aşağıdakiler karşımıza çıkar. 

  1. Uyurken insanın zihninde beliren olayların, düşüncelerin, görüntülerin tümü.

“Bu gece düşümde seni gördüm.”: Eş anlamlısı: Rüya

  1. Gerçek olmayan ama olmuş ya da varmışçasına bellekte tasarlanan, düşünülen şey

“Çok para kazanmak düşü içinde günler geçer gider.”: Eş anlamlısı: Hayal

  1. Gerçekleşmesi istenen şey, umut.

“Kazanmak düşüyle girdiği sınavları başaramadı.”

  1. Bir şeyi düşte, zihinde canlandırma, tasarlama, yaratma, düşünme yeteneği
  2. İmgelem.

Son derece sınırsız bir güce sahip olduğu söylenen bu kelime için, son derece sınırlı tanımlamalar ve bir o kadar sınırlı, sabit örneklerle karşılaşırsınız. Bu sizi bir kere daha gelebildiğinizi düşündüğünüz noktadan alır ve binlerce soruyu kafanıza yapıştırır.

Düş kurmak, hayal etmek, imge oluşturmak, geleceği tasavvur etmek için bir yığın yöntem sıralanır, anlatılır. Gözlerini kapar denileni yapmaya çalışırsın.

Mesleğim gereği de birçok uygulamanın içinde olma fırsatı da bulmuş biri olarak, bu uygulamalarda nerelere giden, neler olan, neler yapan insanlara şahit oldum. Bunun sonucunda “Evreka!” “Buldum!” nidaları eşliğinde ve buldukları şeyin etkisiyle gözyaşına boğulan birçok kişiye şahit oldum. Samimiyetle buldukları şeyi anlamaya çalıştım veya sadece bunun sonucunda yaşadıkları mutluluğa ortak oldum. Sonuçta ben anlamasam da insanlar bir şeyin sevincini ve heyecanını yaşıyorlardı. Ortak olmayacaktım da ne yapacaktım.

Fakat bulunan neydi? Ne olur bana bu düş olayını sınırlı kelimelerle değil, yaşayarak biri anlatsın. Yoksa insanlar bir plasebo etkisi içinde midirler? (Plasebo etkisi, kişinin hastalığı için kanıtlanmış tedavi edici bir etkisi olmamasına rağmen bir ilacı aldığında kendisini iyileştirebileceği algısının oluşmasıdır.) Ya da bunu anlamayan sadece ben miyim şu koca yer yüzünde?

Gelin önce sıra ile tanımlar üzerinden gidelim.

Uyurken insanın zihninde beliren olayların, düşüncelerin, görüntülerin tümü.

Düşümde, rüyamda birçok şey olabiliyorum. Hayal ediyorum ve dünyanın tanıdığı bir şarkıcıya dönüşebiliyorum. Oscar Töreni’nde kusursuz bir konuşma yapabiliyorum. Eşim yerine başkasını öpebiliyorum ve bunu eşime rahatlıkla anlatabiliyorum. Sınır yok, imkan yok, korku yok, kaygı yok. Olan tek şey sonsuz olasılıklar. Bunu yapmam için de gereken tek şey gözlerimi kapamak ve düşünmek. Bazen düşünmeme bile gerek kalmıyor hatta o gün yaşadığım bir olay, izleyip etkilendiğim bir film benim bunu düşlememe neden olabiliyor.

Peki soruyorum, gerçek hayatta gözlerimi kapamam yeterli mi bunun için? Mesela düşüm şarkıcı olmak ise sahip olmadığım güzel sesimle ne yapabilirim gözlerimi kapayınca? O zaman ne yapacağım elimde sahip olduklarımla ne yapabilirime bakacağım. Bu durumda soracak bana eğitime gittiğim yerdeki kişiler. Sence şarkıcı olmak sana ne ifade ediyor? Diyelim ki kitlelere hitap etmeyi. Tamam, peki sence kitlelere hitap etmek için sen ne yapabilirsin? Çok iyi yemek yaparım. Bunu yapmak için neye ihtiyacın var? Malzemeye, bilgiye, tarife, eğitime vs. Peki bunları yapabilmek için neleri feda etmeye hazırsın? Hımm düşümeyim… Akşam çocukları eşime bırakabilirim. Şimdi kendini nasıl hissediyorsun? Şey, evet daha rahatlamış. Bak gördün mü kitlelere hitap etmek için illa şarkıcı olman gerekmiyormuş. Evet, teşekkür ederim, çok rahatladım. Evreka! Aldığım bu plasebo etkisiyle ve bir de hemen harekete geçebilen bir kişiliğe sahipsem gerekli kurs, malzeme ne gerekiyorsa alır koyulurum işe. Oyalanırım da belli bir süre bulduğum bu yöntemle; peki ya sonra? Sonrası boş, yalan, kandırılarak geçirilmiş bir süre. Ama ne yapalım artık bu işin içine girdik yaptık yatırımları devam edeceğiz. Ne güzel, Düş’ümdeyim.

Gelelim ikinci maddeye.

Gerçek olmayan ama olmuş ya da varmışçasına bellekte tasarlanan, düşünülen şey.

Aslında yukarıda detaylı bir şekilde anlattığım konuyu bir güzel özetlemiş bu cümle. Cümlenin kendisi zaten başlı başına başarısızlık kokuyor. GERÇEK OLMAYAN YA DA OLMUŞ… Yani kendi kendini tatmin et, oyala diyor sana. Ee beyin de kandırılabilen bir organ olduğuna göre, istediğin sürece takılabilirsin orada. Al karşına birini anlat ona limonu betimleye betimleye. Sanki ordaymış gibi başlar tükürük bezleri salgılanmaya, ağız şaplamaya, gırtlak şişmeye, yüz buruşmaya. Ee bizde bu beyin varken düş’lememek mümkün değil demek ki. Tabi düşleyeceğini bilen şanslı azınlık içindeysen. İmkan konusuna hiç girmeyeceğim çünkü bu sefer başlayacak kitaplar, uzmanlar, düşle sen, sevdiğin şeyi yaparsan kazanç da imkan da arkasından gelir.

Şimdi üçüncü maddeden konuşalım biraz.

Gerçekleşmesi istenen şey, umut

Umut etmek güzeldir, insan umut ile yaşar diye başlayan cümlelerden kurma ne olur bana. Umut duymak güzel ben de bunları yazıyorum da umutsuz falan değilim. Sadece varış çizgisinin yerini bilmiyorum. E o yüzden de bazen tersine gidiyorum, bazen de farklı yollara sapıyorum. Bana sor ne istiyorsun, neyin gerçekleşmesini istiyorsun diye. Bilmiyorum. Sadece arıyorum. Mevlana’nın dediği gibi “Aramakla bulunmaz, lakin bulanlar arayanlardır.” O yüzden geleni yaşıyorum. Şimdi böyle yazınca halimden memnun, kanaatkâr, kabulde olan biri gibi gelmeyeyim sana. Öyle de değil, içimde bitmeyen bir eksiklik duygusu, tamamlanma gereği. Belki de geçmiş yaşamlardan gelen akışık bir kayıttır ne dersin? Anlayacağın umut etmek güzel de, varış da lazım bana. Bu kamyon arkası söz gibi oluyor yoksa. “Beklemek güzel şeydir, bekliyorsa beklenen. Özlemek güzel şeydir, özlüyorsa özlenen.” Ama kamyon arkası sözlerin edebi değeri sorgulanır malumunuz.

Bir şeyi düşte, zihinde canlandırma, tasarlama, yaratma, düşünme yeteneği.

Bu bana genelde eğitimlerde yapılan ve benim bir türlü gözümde canlandıramadığım veya anlamadığım bir uygulamayı hatırlattı. “Pembe fil düşünme.” Bunu söylediğimde pembe fil aklına gelmeyen oldu mu? Evet oldu. Ben. Hadi canım mümkün değil. Vallahi bana göre mümkün.

İmgelem

Son olarak da bu tanım geliyor. Bu da bir şeyi beyinde canlandırma gibi aslında.

Peki bana gerçek hayatta bu nedir derseniz?

“Zaten düşünü yaşıyorsun” gibi bir sonuç çıkıyor.

Bu durumda ben yanlış düşte miyim?

Düşümü bu şekilde mi yaratmışım?

O zaman neden hala eksik bir şeyler hissediyorum?

Tamamlanmak için neye ihtiyacım var?

Zaman zaman istiyormuşum gibi görünen şeyleri denemeye nasıl cesaret ederim?

Önce cesaret mi gelir imkandan ziyade?

Düşündüklerimi nasıl basitleştirmeyebilirim?

Dönüm noktalarımın farkına varabilir miyim?

Harekete geçmek için itekleyici gücü nasıl bulurum?

Ben gerçekten ne istiyorum?

İnsan gerçekten ne istediğini nasıl bulur?

Teoriden pratiğe nasıl geçerim?

Toplayıcı olmaktan vazgeçip uygulayıcı ne zaman olurum?

Geçmiş ne zaman tarafımdan faydaya dönüşecek şekilde yorumlanabilir?

Cesaret cehaletten mi gelir?

Sahte bilgi yerini nasıl aslına bırakır?

Aklımda deli sorular, isterseniz devam edebilirim, ama şu an en azından düşüm ne acaba konulu düşüme yatmalıyım. Zira çok uykum geldi.

Ha bu arada bitirmeden başlık ne alaka derseniz, bazen şunu fark ediyorum; belki düşleyemiyorum ama düşletebiliyorum. İnsanların parlak yönlerini görmeyi, onları parlatmayı, şevk vermeyi seviyorum ve birçok kişinin dilek veya isteğinin ki burada konumuz gereği düş diyebiliriz gerçekleştirmelerine sebebiyet vermişimdir.

Veya düşleyip benim adıma yapılmasını sağlatabilmişimdir. Eşim, ailem baktığımda istediğim şeyleri bir şekilde er ya da geç gerçekleştirmiş insanlar. Kim bilir belki de sadece tembel ve korkağım, ya da düşletenimdir. Hangisi işime gelirse onu mu seçsem? Yoksa gerçeği görmeye niyet mi etsem?

Peki ya çocuklarıma yaptığım. Düşletmek mi, onları düşünebildiğim kalıpta yetiştirmek mi? Nasıl ayırt edilir düşleten mi, çerçeveleten mi?

Bu soru da diğerleri gibi burada dursun.

Ben imgelemimi bulayım ya da düşe dalayım, olmadı rüya göreyim… Adını her ne koyarsan koy bakalım…

İyi Geceler.

SİTEDE ARA

Go to top