Zamanı durdurmak, biraz olsun bile yavaşlatmak mümkün olmasa da, zamanın içinde an’da kalmak, o an’ın farkına varmanın önemini anladıysan eğer mümkündür.

İnsan hayatının ilk on sekiz yılını bir an önce büyümeye, sonra ki on yılını kendine bir hayat kurmaya çalışarak, geri kalanını o hayatı dengede tutmaya çabalayarak geçiriyor. Sanırım en çok emek isteyen hayatını dengede tutmaya çalışmak. Deliler gibi bir an önce büyümeyi dilerken başımıza geleceklerin, yaşayabilmek için vereceğimiz mücadelenin bu kadar zor olacağı aklımızın ucundan bile geçmiyor. Senin hedefin büyümekti ve hayatının en dertsiz, en mutlu günlerin parmaklarının arasından akıp giden kumlar gibi ellerinden kayıp gitti.  Ne çok hata yaptığının farkında olmanın, son pişmanlığın fayda etmediği o yerdesin. Geçen zaman seni büyütüp, bütün kalbinle varmayı dilediğin on sekiz yaş istasyonunda trenden attığında ilk önce kendini çok güçlü hissediyorsun, hemen ardından aslında ne kadar hayalperest olduğunu anlıyorsun. Çocukluğunun aydınlık dünyası yavaş yavaş kararırken el yordamı ile yönünü bulmaya ve yaşamının dengesini kaybetmemeye çalışıyorsun.

Dengede kalmaya çalışmak öyle kolay değil, tam bu sefer tamamdır dediğinde hiç hesapta olmayan bir fırtına kurduğun kağıttan kulelerini yerle bir ediyor. Sen altında kalıyorsun, vazgeçmeyi düşünüyorsun, sonra bir el uzanıp seni yıkıntıların altından çıkarıyor, sen yaşadığın an’a geri dönüyorsun. İçin ümitle doluyor, bu umudunu kaybetmemen gerektiğini sana hatırlatıyor, yeri geldiğinde yıkıldığın gibi kalkmayı da bozulan dengeleri yeniden kurmayı da zamanla öğreniyorsun. Öğrendikçe aslında bir gün kimselere haber vermeden, hatta kendinin bile haberi olmadan çekip gidivereceğin hayattan çok fazla bir şey beklememek, çok fazla anlamlar yüklememek gerektiğinin aslında yaşadığın an’ın en önemli gerçek olduğunun farkına varıyorsun. Karanlıktan, aydınlığa çıkan yolu kendi çabanla buluyorsun, beklemek yerine kendi hayatının efendisi olmayı seçiveriyorsun.

Eğer hayatını ikiden bir yaptıysan çoğalıyorsun, senden çoğalanlar hayatına renk katarken bir sürü yeni telaşı peşinden sürüklüyor, onlarda kendi heveslerinin aynısını görüyorsun. Endişe kuyularına batıp çıkıyorsun, hep en iyiyi diliyorsun, ama müdahale etmek, akıl vermek, yol göstermek haddine değil, çünkü sende kimseyi karıştırmadığın için özgür bırakıyorsun, şimdi onlar kendi an’larındalar. Çoğalıp, büyüttüklerin ne kadar ışığın, nefesin canın olsa da bu hayatta kalabilmek için onlarda kendi dengelerini bulmak zorundalar.

Dünya bir telaşeler yumağı. Kaçırdığın, kıymetini bilemediğin zamanların geçip giderken, sana kattıkları, senin üzerine eklediklerin ve arada kaybedip sonra tekrar kurduğun dengenle farklılaştığını, değiştiğini, eski senin büyürken, büyüttüğün yeni kadının içinde eriyip kaybolduğunu ama içindeki umutlu çocuğun hala orada olduğunu görüyorsun. Değişip, dönüşmeden kendi hayatının içine daldığın ilk başlardaki halinle kalman eşyanın tabiatına aykırı, kabul etmelisin ki sen yola çıkan o genç insan değilsin. Bir kere aldığın yaşlar ile hayata karşı daha objektif, kendine karşı daha merhametli ve zamanın daha çok farkındasın. İçinden, dışına gülümsüyorsun, aydınlanan her yeni güne uyanabilmenin önemini anladığından beri sen artık her gün aslında yeniden doğuyorsun. Geçen zamana üzülmüyor, geleceğe koşmuyor, yaşadığın an’ın tadını çıkarıyorsun. Bu kadar büyüdükten sonra bunu fark etmek oldukça ironik aslında ama böyle ayrıntılara da takılmıyor, sağlıkla bu yaşlara varabilmiş olmanın tadını çıkarıyorsun.

Belki zamanı durduramadım ama içini doğrulukla, mutlulukla ve güzel insanlarla doldurdum, her türlü zorluğa rağmen tekrar başla deseler yine aynı hayatı yaşamayı seçerdim. Kendine zaman yaratmak, kendi başına kalmayı öğrenmek, kendi ayakların üzerinde, kimseye muhtaç olmadan büyüyebilmek için şart. Her şey öncelikle senin için ve bu asla bencillik değil, bu senin hayatına hediyendir.

Unutma sana aslında en çok sen gereklisin, kendini sevmeyi ve kendine özen göstermeyi öğrenmelisin.

Sevgiyle kalın, hoşça kalın, an’da kalın. Namaste.

SİTEDE ARA

Go to top