“Çoğu insan ‘Gördüğüm zaman inanırım’ der. Gerçek şu ki, inandığımız zaman görmeye başlarız” …
diyor Kuantum Düşünce Yöntemi kitabının yazarı James J. Mapes.

Kuantum ilginç bir alan. Bu alan içerisinde yapılan tüm çalışmalarda, görünmeyeni görünür kılmak, kişilere, mekanlara, duygulara, kısacası tüm soyut ve somut kavramlara karşı gerçek hislerimizi tanımak mümkün. Peki bu çalışmalara katılan herkes görebiliyor mu dersiniz? Elbette hayır. Bir anlık görse bile sisteme inanmayan kimseler için sistem çalışmıyor. Senin görmediğin, tanımadığın, bilmediğin için reddettiğin herkes veya her şey senin yaşam alanındaki varlığını koruyor ve sebep olduğu şeyler olmaya devam ediyor. Hayata karşı çok güvensiz, güçsüz, sevgiye inanmayan ya da benzer özelliklere sahip, birkaç göbek öncesinde bile bir akrabanız varsa ve hiç kimse ondan bahsetmiyor, adını anmıyorsa, onun bütün bu özellikleri sonraki nesillerin hayatında da yer almaya devam ediyor; ilginç ama öyle…

Bunları yazarken amacım kuantum alan çalışmaları hakkında bilgi vermek değil elbette. Hayat zaten başlı başına bir kuantum alan. Kimsenin sizin için bir alan yaratmasına ihtiyacınız yok. Hayatınızda yolunda gitmediğini düşündüğünüz ne varsa, bilin ki bu görmediğiniz, göremediğiniz ya da görmezden geldiğiniz birisinden ya da bir şeyden kaynaklanıyor. Siz görmediniz ya da görmüyorsunuz ya da sürekli üstünü kapatıyorsunuz diye hiçbir şey yok olmuyor, aksine görünmek isteme çabası ile siz onu fark edin diye daha fazla sizinle uğraşıyor. Düşünün, bazen bir ağacı minik minik böcekler sarar ve içten içe onu çürütmeye başlar değil mi? Önceleri gözükmez bu minik böcekler, sadece bozulan meyveler, cansız yapraklar dikkat çeker çünkü gözümüzün gördüğü o kadarı ile sınırlıdır ve çoğunlukla daha derin düşünmek, “neden” diye kendimize sormak yerine, “aman boş ver” deyip geçmeyi seçeriz. Ama bu böceklerin ağacın gövdesinin içindeki varlığını değiştirmez. Siz onları görmeseniz de onlar içten içe ağacı yok etmeye devam eder. Amaçları ağacı yiyip bitirmek değildir aslında, ağacınızın hasta olduğunu size göstermek için çabalar dururlar. Siz fark edin, daha derinleri görün ve iyileştirin diye.

Her insan kendi kuantum alanında kendi illüzyonunda yaşar. Bunun güzel yanı, kuantum alanda korkuları sevgiye, bilgiyi bilgeliğe, Atman’ı (içsel benliği) Brahman’a (tüm yaşamın birliğine) dönüştürmek ve bunların sonucunda illüzyonu aşmak mümkündür. Görünmek isteyeni görmek, bilinmek isteyeni bilmek gerekir. Evet herkes kendi sınırları içinde bilecek ve kendi kabı kadar su alacaktır, ama sonuçta her insan kendi illüzyonunu aşmayı başarabilecek ve görünce inanırım dediği ne varsa, inandığı zaman görecektir…

Halil Cibran’ın şiirinde dediği gibi;

“Adam fısıldadı: ''Tanrım konuş benimle.''

Ve bir kuş cıvıldadı ağaçta.

Ama adam duymadı.

Sonra adam bağırdı:

''Tanrım konuş benimle.''

Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı.

Ama adam dinlemedi onu.

Adam etrafına bakındı ve,

''Tanrım seni görmeme izin ver'' dedi.

Ve bir yıldız parladı gökyüzünde.

Ama adam farkına varmadı.

Ve yüksek sesle haykırdı:

''Tanrım bana bir mucize göster.''

Ve bir bebek doğdu bir yerlerde.

Ama adam bunu bilemedi.

Sonra çaresizlik içinde sızlandı:

''Dokun bana tanrım ve burada olduğunu anlamamı sağla, ne olur! ''

Bir kelebek kondu adamın omzuna.

Ve adam kelebeği, elinin tersiyle uzaklaştırdı...”

Her şey her an görünürdür, mucizeler her an her yerde gerçekleşir. Sadece biz görmeyiz, duymayız ama onlar olur. O halde bir dönüşüm başlatalım şu an hayatlarımızda; kendimizi bilmekle başlayalım ve algılarımızın ötesine geçelim ki inandığımız her şeyin görünür olabileceğine şahit olalım…

Aşk olsun.

 

SİTEDE ARA

Go to top