Hayatım boyunca güzel günlerin özlemiyle yaşamayı değil, ne kadar zor olsa da hayatı güzelleştirip öyle yaşamayı seçtim, sonuçta her şey bir seçimdi ve ben oyumu iyiden yana kullandım.

Tabi gençken bu seçimi fark etmeden yapmış ve o yola çıkmışım ama zamanla bu bir farkındalık haline geldi. Hayata bir anlam yüklemeyin, onu sürdürmek için planlar yapmayın demiyorum; tercih sizin, ben plan yapmayı ya da yaptığım planları uygulamayı pek başaramamış biri olarak kendini çok fazla sıkmanın bir manası olmadığını düşünüyorum. Su akar, yolunu bulur ve her şey olacağına varır. Oldukça sıradan cümleler gibi gelse de sonuçta hayat bir şekilde sürüp gidiyor, evren ne isterse o oluyor. İsterse seni oyunun başrolüne koyuyor, isterse figüran olarak kalıyorsun, isterse oyundan atıyor. Kim bilir belki de bize bir şeyler öğretmeye çalışıyor ama biz çoğunlukla öğretmeye çalıştıklarını kaçırıyoruz.

Asılıp durduğun ipleri biraz gevşettiğinde, sanki hayatı sürdürebilmek kolaylaşıyor da çok çektiğinde kopup elinde kalma olasılığı ya da her şeyin tepetaklak olma ihtimali daha fazla oluyor. Ben hayatım boyunca kendim olmaktan, sahip olduğum kadından hoşnuttum. Kendimi farklı biri olarak göstermeye, başkaları için kendimi değiştirmeye hiç çalışmadım. Beni ben yapan, sevgiyle büyüten ailem, beni kendiyle bir bütün haline getiren hayat arkadaşım ve dostlarım her zaman beni olduğum gibi kabul ettiler. Hep biraz deli dolu, bazen patavatsız ama hayatın ve insanların iyi olduğunu düşünmeyi seven bir kız çocuğuydum. Sanırım içimdeki çocuğu hiç büyütmedim. Büyüyüp geldiğim yaşlarda hala aynı enerji ile hareket ediyorum. Eğitimden eğitime yol alırken, ara sıra çocuklarım “Biraz şu eğitimlere ara versen mi?” diye soruyorlar. “Size ne oluyor, bunu söyleme cesaretini nereden alıyorsunuz?” diyorum, konu kapanıyor. Çünkü öğrendim ki, hayatınıza müdahale etmesine izin verdiğiniz insanlar, kim olursa olsunlar bir süre sonra senin hayatının sahibiymiş gibi davranmaya başlıyorlar. Ve inanın bence bu bir insanın başına gelebilecek en kötü şey, herkes kendi hayatının kontrolünü iyi ya da kötü kendi elinde tutmalı.

Eskisi gibi son hızla koşmuyorum, ayaklarımı yere daha sağlam basarak, emin adımlarla, daha fazla anlamaya çalışarak yürüyorum. Biliyorum ki, kendime yüklediğim her yeni bilgi beni hala ilk günkü gibi heyecanlandırıyor, öğrenmeye olan sevgim gittikçe büyüyor. Öğrendiklerim benden çıkıp öğrencilerimi buluyor ve ben paylaştıkça çoğaltıyorum, bilgiyi öğrenmekte ve paylaşmakta hevesli olmayı seçtiğimden beri. Çünkü bu gerçek bir seçim, bildiğim ve öğrendiğim her şey paylaşılmak için kayıtlanıyor. Bize öğretmeyi kabul edenler ve benden öğrenmeye gelenler hayatın bana gülümsemesi, her iki tarafa da minnettarım.

Bazen bir yola çıkmak için önüne çıkan birçok engeli aşman gerekiyor. Sadece kendini alıp çıktığın yolda kararlılıkla yürürken, aynı yolda, iyilikle buluştuğumuz o güzel insanlarda bunu en az benim kadar iyi biliyorlar. İşte sırf bu yüzden bir eğitimin çatısı altında buluşmak paha biçilemez bir deneyim. Yalan yok, zaman zaman “Acaba bu işi alnımın akıyla başarabilecek miyim?” diye endişe duymuyor değilim. O zamanlarda içime dönüp, kendime ve yürüyüp geldiğim uzun yola bakıp, “en iyi olmak zorunda değilsin, elinden gelenin en iyisini yapman yeterli” diyorum. Sonra kalkıp, elimden geleni yapmak için tekrar yollara çıkıyorum. İçimdeki çocuk büyümese de ben büyüyorum. Yaşlanmadan büyümeyi başarmak inanılmaz bir şey, seni daha öngörülü, daha farkında yapıyor. Sanırım yaşamaya ve öğrenmeye duyduğumuz heyecan bizi yaşlanmadan büyütüyor.

Önünüze çıkan engelleri en az hasarla aşabildiğiniz ve sadece kendiniz olabildiğinizde özgürsünüz, bu özgürlüğün kıymetini bilin. Çıktığınız yolların sizi hedeflerinize götürmesini ve vardığınız yerlerde hep mutlu ve iyi olmanızı, yaşlanmadan büyümenizi diliyorum.

Hoşça kalın, sevgiyle kalın. Namaste.

SİTEDE ARA

Go to top