İnsan ırkı yeryüzünde ihtiyacından fazlasını tüketen tek canlı türüdür. Doğayı, hayatı ve en çokta zamanımızı tüketiyoruz.  Her şeyi sınırda yaşıyor, iki uç arasında gidip geliyoruz, ne mutlu orta yolda kalabilmeyi öğrenenlere. 

Sınırlar kalktığında içine yuvarlandığın doyumsuz dünya bir kara delik haline gelip seni yutuyor. Sen farkında değilsin, hep daha fazla istemekte daha fazla tüketmektesin. Sadece maddi şeyler olsa belki biraz olsun anlayış gösterirsin, ancak duygular da bundan nasibini alıyor. Bir gün ölesiye sevdiğin bir insandan, eşyadan, diğer bir gün ölesiye nefret ediyorsun. Kontrolden çıkmış son hızla giden bir aracın içindeymişiz gibi hissederken etrafımı seyrediyorum; bir gün mutlu, umutlu, sevgi doluyken, başka bir zaman mutsuz, ümitsiz ve sevgisiz olabilmeyi nasıl başardıklarını anlamaya çalışıyorsun ve nasıl bir tepki vereceğini bir türlü öğrenemediğin için ayrık otu gibi kalıyorsun.

En pahalı giysileri giymenin, en büyük evlerde oturmanın, en lüks aracı kullanmanın ya da son model bir telefonun sana bir paye katacağını düşünüyorsun ve yanılıyorsun. Ölesiye taptığın her şey hatta içinde bulunduğun beden bile bu dünyanın malı, bırakıp gideceksin hepsini, o çok sevdiğin bedenin toprak olacak, diğerleri dünyada bir başkasının malı olarak kalmaya devam edecek. Yeni yetişen nesilde yukarıdaki her şey vücut bulmuş halde ve bunların üstüne birde kariyer hırsı eklenmiş. Hayatı önemse, gözet daha iyi yaşamaya çalış ama abartma, sonuçta bir gün gideceksin, evin beş oda değil de bir oda olsa ne çıkar, sonuçta başının üzerinde bir çatı olduğu için mutlu ol. En lüks araca binemiyorsan ne olmuş, onu bile bulamayanları düşün, en lüks marka giysileri giyemiyorsan ne olmuş sonuçta giysiler seni korumak için var, on bin liralığı da on liralığı da aynı amaca hizmet etmekte. Hesapsız paran olmasa ne fark eder, olanlar en fazla senden daha fazla gezip, harcarlar sonuçta kimseye muhtaç olmadan yaşıyor, ihtiyacın olanları alabiliyorsan, senin zenginliğinde budur. Rahmetlik anneannem hiç okula gitmemesine rağmen bilge bir kadındı, “asla kendinden yükseğe bakma, hep senden daha zor durumda olanları düşün, ona göre hareket et” derdi. Biz bunu öğrenebildik mi, sanırım yaş kemale erdikten sonra öğrendik, elimdekilerle mutlu olmayı öğrendim ama hala kendimi sınırlardan orta yola çekmeye çalışıyorum. Sezen Aksu’nun şarkısındaki gibi, bu dünya Sultan Süleyman’a bile kalmadıysa, bana mı kalacak diye düşünmeyi, uyanıp yeni günü görebilmeyi, aldığın nefesin bir gün biteceğini fark edebilmeyi başardığın sürece, hayatın grili siyahlı renkleri değişmeye başlıyor.

Bu yazıyı okuyorsan sen de başını ellerinin arasına alıp bir düşün istersen; neleri ne kadar abartıyorsun, bir bak kendine, karşılaştırma, yarışma, sadece elindeki ile mutlu olabilmeyi öğrenmeye çalış. Maddi olarak ulaşabildiğin her şey seni mutlaka mutlu edecek, hayatını değiştirip kolaylaştıracaktır ama almadığın zamanlarda da o mutluluk halinin içinde kalabiliyor musun, kalabiliyorsan eğer almak senin için ihtiyaçlarını karşılayan bir araçtır, mutlu olma amacın değildir. Maddi alabildiklerin kadar manevi olarak kendini geliştirebilmek adına öğrenebildiklerin, bakış açını değiştirip asıl mutlu olmaya giden yolda durmanı kolaylaştırıyor.

Şimdilerde kendi içinde sevgiye, şefkate ve hoşgörüye daha çok yer aç, nefret ve kibir duyguları ile daha çok mücadele et, affetmeyi öğren, kendi değerinin, sağlıkla yaşadığın her günün, yanında olan sevdiklerinin ve aldığın her nefesin daha çok kıymetini bil. Hepimiz bir gün zamanımız geldiğinde mutlaka dönülmez yolculuğa çıkacağız, önemli olan iyi hatırlanmak, sevgiyle anılmaktır.

Unutma ki alabildiklerinle değil, sevebildiklerinle hatırlanacaksın.

Sevgiyle ve mutlulukla kalın. Namaste.

SİTEDE ARA

Go to top