Hayat hep kendini tekrarlıyormuş, evren bir günden, diğer bir güne kopyala yapıştır yapıyormuş, aynı nefesi alıyormuşuz, birbirinin benzeri günlere uyanıyormuşuz gibi gelse de gerçek hiçte öyle değil.

Sabah uyanmak hayatın içinde oldukça sıradan olsa da, aslında uyanabildiğin her gün yepyeni bir gün ve hayatına yeni başlangıçları da beraberinde getiriyor. Sen sadece her gün birbirinin aynısıymış gibi hissediyorsun. Her gün yeniden uyanabildiğimiz hayatımızın bizim en büyük hediyemiz olduğunu fark etmekte neden bu kadar geç kalıyoruz? Herkes için geçerli binlerce neden sayabiliriz, bütün nedenlerin hepsini gerçeği anlamamak ve hayatı zorlaştırmak için kendimizin yarattığını düşünüyorum. Akışa bırakmayı öğrenmeyi beceremediğimiz için, çok fazla kasıyoruz ve bunun sonucunda yoruluyor, yolumuzu kaybediyoruz. Bazen kendimizi bulmakta bile zorlanırken doğru yolu bulabilmek bayağı zamanımızı alıyor. Ve büyük çoğunluğumuz sona az kala ne kadar yanlış yaptığımızı anlıyoruz. Ne yazık ki son pişmanlık fayda etmiyor ve sen, senden geçip giden hayatın arkasından bakıp, kendini ‘’hadi canım, bu kadar zaman geçmiş olamaz’’ derken buluyorsun.

Bütün suçu hayatın telaşlarına yüklemek açıkça söylemek gerekirse en kolay kaçış yolu oluyor. Kendimizle ve hatalarımızla yüzleşmeye cesaretimiz yok. Kendimizle yüzleşmediğimiz gibi kendimizle kıyasıya savaşıyoruz. Olduramadığımız her hedefle yıkılabiliyoruz, hep bir yarış halinde, en çok kendimizle yarışıp en çok kendimize sırtımızı dönüyoruz. Kendimize dönmeye ve kendimizi dinlemeye vakit ayırmamızın sebebi duyacaklarımızdan korkmamız olabilir mi? Sonuçta hayat dengesizliğin içinde ara sırada olsa dengeyi bulabilme ve elinden geldiğince dengede kalabilme sanatı. Dengede kalabilmek ya da dengeyi hayatında tutabilmek için içindeki huzuru bulman gerektiğini öğrenmek için büyük bir yol kat ediyorsun. Gerçekte her şeyin bir illüzyon olduğunu anlamak için harcadığın zaman koca bir ömür, sadece beden değişmiyor, bir bütün olarak değişiyorsun. Dış kabuğundaki değişikliklerin çokta önemli olmadığını, asıl olanın içindeki değişikliklerin olduğunu ve eğer bakış açını olumluya doğru çevirdiysen kalan zamanda kendini fark etmen mümkün oluyor.

Herkesin kendi gerçeğinin farkına vardığı bir yaş sınırı var, ben daldığım gaflet uykusundan kırklı yaşların başında uyandım. Neredeyse hayatımın yirmi yılı kayıptı, bir sis perdesinin arkasından hatırladığım mutlu, mutsuz anı kırıntılarıyla öylece kalıvermiştim. Çocuklar ne ara bu kadar büyümüşlerdi, hep bir düzenden başka bir düzene bukalemun gibi uyum sağlamaya, dengeyi bulmaya çalışırken yıllarımı kayıp etmiştim. O yıllar artık hükümsüzdüler ve ne kadar anlamsız olsa da elimden gelen tek şey pişman olmak, bolca üzülmekti. Ama ben bir kere uyanmıştım, bir yirmi yılı daha kaybetmek niyetinde değildim ve yapmak istediklerimle, vazgeçmem gereken alışkanlıklarımın bir listesini yaptım. Hep mutlu, hep mutsuz olmak mümkün değildi, ama hep farkında olabilmeyi başarabilmek her zaman mümkündü. Sonuçta her şey bakış açısıydı, minicik bir dönüşle manzaran tamamen değişebilirdi. Buradan çıktım yola, kendime fark etmeyi öğretmeye çabaladım, çoğunlukla da başardım sayılır ama biz insanlar çabucak yıkılmaya programlı gibiyiz ama kendimi böyle durumlarda bulduğumda, deniz kıyısı kurtuluşum oldu ve çabucak varabildiğim o denizin kıyısında bazen sadece ayaklarımı, bazen bütünümü yıkadım. Üzerimdeki bütün kötü enerjiyi suya bıraktım, sonsuz maviliğin içinde sıkıntılarıma bir çare bulamasam da, onları göğüsleyebileceğim cesareti ve umudu buldum.

Ben sağlıkla uyandığım ve yeni doğan günü görebildiğim ve o güne tekrar doğabilmeyi başarabildiğim için şükranla uyanıyorum. Sağlığın varsa güç sende ve unutma hayat her gün yeni bir başlangıçtır, her gün yeni bir güne, yeniden doğmaktasın. Öncelikle bunu fark et; fark et ki yaşadığın hayatın içindeki eşsizliğini görebilesin.

Huzurla ve sevgiyle kalın. Namaste.

SİTEDE ARA

Go to top