Bazı ANlar vardır… Seni içine alan, kendinle buluşmana vesile olan ve o AN dışında başka hiçbir şeyin olmadığını düşündüğün, bitmesini istemediğin… Rüya gibi gelir insana ve bu muhteşem rüyadan uyanmak üzere olduğunu hissettiğin bir başka ANda da dersin ki; “Şimdi gerçek dünyaya nasıl döneceğim?” …

Gerçek dünya mı? Gerçek dünya bizlerin zannettiği değil, bizim için her şeyi durdurmuş ve sadece ama sadece ANda olmayı başarabildiğimiz o “rüya gibi” dediğimiz yerde ve zamanda olan “olağanüstü gerçeklik”, diğeri ise bizim illüzyonumuz. O olağanüstü gerçeklikten çıkıp, illüzyonlarımıza geri döndüğümüzde gerçeğin döndüğümüz illüzyonlar olduğunu düşündüğümüz için mutsuz ve huzursuz hissediyoruz ve ne orada ne de orada olabiliyoruz. Araf’ta kalmak gibi bir şey…

Peki neyin olağanüstü gerçeklik, neyin illüzyon olduğunu nasıl anlayacağız? Olağanüstü gerçeklik dediğimiz ve hiç bitmesin istediğimiz o ANlara dikkat edecek olursak, ne oluyor orada? Sadece olan ve biz hiçbir şekilde buna müdahale etmiyoruz. O kadar rahat, o kadar mutlu ve o kadar içindeyiz ki olanın, her şey kolay, keyifli ve sonsuz derecede mutlu edici. Bir çabamız veya bir beklentimiz yok, sadece ANı yaşayıp, içimize çekiyoruz ve olanın kendisi oluyoruz. İşte orada ne oluyorsa ne hissedip ne yaşıyorsak o gerçeğin ta kendisi.

Öte taraftan illüzyonda olduğumuzu nasıl anlıyoruz? İllüzyonun içinde görevler var bir kere, bize verilmiş veya bizim kendi isteğimizle aldığımız görevler. Gürültü var, fazla hareket var, acele var ve tüm bunların sonunda hissedilen yorgunluklar var. Elbette bunlar benim deneyimlerimden, benim elde ettiğim fikirler. Böyle olduğunu iddia etmiyorum sadece deneyimlerimden yaptığım çıkarımları sizinle paylaştığımı düşünün lütfen…

İnsan illüzyonlarını kabul ve farkındalık ile yaşadığında işler biraz daha kolaylaşıyor. Çünkü bu farkındalık orada olan her şeyin içindeki öğretiyi de fark ettiriyor. Görevler bir şeyler öğrenmek, deneyim kazanmak, büyümek için varlar. Layığı ile yaşanmadığında büyüyüp, öğrenemiyor insan. Sır ANda Olmak ise eğer, illüzyonun içindeki anlarda da öğrenmemiz gerekenlere odaklanmalıyız. Bazen düşünürüm; “Gerekli olmasaydı tüm bunlar ve ben bunlar sayesinde büyüyüp öğrenecek olmasaydım, niye bu illüzyon benim oldu?” diye. O illüzyonun içinde ne yaşayıp ne öğrendiysem belli ki onların hatırına yaşamam mümkün oldu olağanüstü gerçekliğimi, tüm olanlar olmasa belki de hiç tanımak, kavuşmak, hissetmek mümkün olmayacaktı. Şükür…

Bütün bir ömür yaşadığımız illüzyonların gerçek olduğunu düşünüp, gerçek olan hiçbir şey ile buluşup kavuşamadan geçip gidebiliriz bu hayatın içinden. Bir kerecik bile olsa bizi mutluluktan, huzurdan sarhoş eden bir AN yaşadıysak şanslıyız ve istediğimizde illüzyonun ötesine geçebiliyoruz demektir. Böyle muhteşem deneyimleri yaşamak için ömrümüzdeki hiçbir ANı iyi kötü, güzel çirkin, kolay zor, eğlenceli sıkıcı diye ayırt etmeden yaşamak gerekiyor. Her ANı tüm farkındalığımız ile yaşadığımızda öğrenmemiz gerekenleri öğreniyor ve biraz cesur isek de eyleme geçiyoruz. Eyleme dönüşen farkındalık da bizi “Olağanüstü Gerçeklik” kapısına götürüyor sonunda.

Kıssadan hisse; illüzyon deyip geçmemek lazım, mucizelere götürebilir…

Aşk OLsun…    

 

SİTEDE ARA

Go to top