Çok sevdiğim bir arkadaşım ders sonrası aradı ve dedi ki: ” Taksim’deyim, kahvaltı edelim mi?” Bir şekilde neden bilmiyorum Cihangir’de kahvaltı etmeye karar verdik. Buluştuk, oh karnımız çok açtı, sohbetler başladı, kendi küçük dünyamızdaki sorunları konuşmaya başladık. Sonra telefonuma bir mesaj geldi, biraz ileride Taksim’de bomba patladığını öğrendim.

Oturduğum yere yapıştım, beynim uğuldamaya, kalbim sıkışmaya başladı. Taksim’de buluştuğumuz paralel evrende neler oldu bilmiyorum ama bildiğim teğet geçtiği... Bizi teğet geçti, ama başka yaşamları da tam da ortasından yakaladı :( Tüm bunların olduğuna da inanamıyorum, o kadar şaşkınım  ki ve evet korkuyorum.

Sana korkma demek için yazmıyorum, KORKABİLİRSİN demek için yazıyorum! MIŞ gibi yapmana gerek yok demek için yazıyorum! Korktuğumda benim kalbimin atışı daha hızlanıyor, sanki kalbim ufalıyor, bedenim yangın yerine dönüyor ve kendimi çok çaresiz hissediyorum. Kendimi zorla dışarıdan korkmamaya çalışmam lazım diyerek sakinleştirmiyorum, zaten sakinleştiremem. Korkumla kalıyorum, ben onunla kalmaya başladığımda sular duruluyor, öyle birden bire olmuyor ama değişmeye başlıyor. O yüzden korkmanda bir sorun yok dostum!

Biliyorum, neden oluyor, bunları neden biz yaşıyoruz neden X ülkesinde değil de bizim ülkemizde oluyor diyorsun! İNAN BANA BİLMİYORUM BEN DE ama sükunetle bu kaosun ortasında kalabilmeyi deniyorum bilmediklerim hakkında yorumlar yapmak ya da nefret büyütmek yerine… O suçlu, bu suçlu deyip, işaret parmağımla nefretler, hakaretler yağdırmak yerine gerçekten olana bakıyorum ve sonra kalbimi dinliyorum. Neden insanlar, insanları öldürür? Neden insanlar hayvanları öldürür? Neden insanlar ağaçları keser? Neden insanları çiçekleri kopartır? Biliyorum bir hap cevap duymak istiyorsun ve bir suçlu bulmak, tüm nefretini, öfkeni ona atmak istiyorsun ama yaşam öyle bir şey değil üzgünüm! Ağacın yaprakları her mevsim aynı değil, her mevsim başka... Dünyanın her yerindeki aynı ağaç birbirinin aynısı mı? Hepsi aynı güneşi görüyor ama koşulları aynı mı? Şimdi köklerinin, dallarının hatta var ise meyvelerinin aynı olmasını mı beklemeliyiz? Farklı ortamda yetiştiği ya da doğru düzgün güneş görmediği ya da belki hiçbir kimse kendisine sarılmadığı, dibinde oturmadığı için meyvesi pek de güzel olmayan bir ağaç suçlu mu? Ya da cidden suçlu var mı? Hepsi aynı güneşin parçası değil mi?

Bizi bir şey kurtaracaksa sevgiden başka bir şey kurtaramayacak! İnatla tüm kaosun ortasında sevgi tohumları ekmeye devam etmek...

Sabah kahvaltı ederken sevdiklerim aradı iyi misin diye,  ben de benim aklıma gelenleri aradım ya da yazdım. İnsan nasıl da merak ediyor, sevdiklerine bir şey olacak diye, ya da senin için telaşlanıyorlar! Hayatında eminim böyle insanlar vardır, içini titreten, sadece eşin, sevgilin gibi düşünme lütfen! Annen, baban, kardeşin, arkadaşların. Onlardan başla sevmeye, daha çok sarıl, seni çok sevmelerine izin ver. Sonra ufak ufak içeriden dışarıya aşk düşmeye başlayacak; ağaca, kuşa, tanıdıklarından bilmediklerine yayılacak öylece kendiliğinden... Kalbinde anlayacaksın iki gözün arkasındaki hikayeyi, bilmesen de fikirler yürütmek yerine bir boşluk yaratıp bir acaba dediğinde bir şey değişiyor.

Papağan gibi hepimiz sevgi, sevgi diyoruz! Çok kolay söylemesi ama kalbe inmesinde sıkıntı var! Hepimiz sevilmek istiyoruz, anlaşılmak istiyoruz! Daha da acısı sevilmeden sevmek istemiyoruz! Sevgi öyle bir şey değil ki, belli şeyler olduktan sonra çıkmıyor, zaten kalbin doğasında var! Sevgi dediğin şey, koşullara bağlı değildir. Su gibi, akar gider, önüne setler çeksen de akar gider.

Ama peki nasıl mı olacak? Kendi küçük dünyamızda küçük yüzleşmelerle başlayarak! Öteki, beriki diye ayrımlar yapmadan ayrışmadan o da öyle diyebildiğimizde... Ve biliyor musun o da öyle dediğinde kocaman uzayda bir alan yaratıyorsun. Din, dil, ırk, cinsiyet, kimlik, her türlü ilişkiler  örnekleri çoğaltabilirsin :) aslında herkesin kendi istediği gibi olsun istiyor her şeyi... İçindeki canavarları tanıyor musun? Diyarbakır’da doğan bir gence de, İstanbul’da doğan gence de aynı mı yaklaşıyorsun? Ya da lezbiyen, gay demeden bir kadına ya da adama sarılabildin mi? Sarılmayı geçtim, birkaç saat aynı masada oturabildin mi? Ya da konu din olduğunda başlıyor musun söylemlerine? Farkında mısın liste ne kadar uzun?

Biliyorum bu okudukların hoşuna gitmedi ama artık uyanma zamanı! Biz ve onlar diye bir şey yok!

Hepimizin yaraları var, korkuları var ve bu denizde tek başımıza da yüzsek aslında yaptığımız her hareket birbirimizi etkiliyor. O yüzden ne kadar çabuk öğrenebilirsek, ne kadar çabuk kendi küçük dünyalarımıza gerçekte olan’a bakmaya gönüllü olursak bir şeyler değişmeye başlar! Bu yüzden gerçekten çok önemli yaralarınla her gün ve her gün yüzleşirken içindeki aşkı yayman ve sen yaydıkça aşk çoğalmaya başlayacak.

 

SİTEDE ARA

Go to top