Yaşam dediğimiz bütün belirli yolculukların bizi kendimize getirmesi gibidir aslında..

Burada bazen yol çıkmaza gider bazen de en kutsal mabede..

Ya bizi kendimize getirir..Ya da biz hiç kendimiz olamamışsızdır..

Belki de önemli olan yoldur da onun sonradan farkına varırırz..

Hani o keşke noktası vardır ya virajı dönünce işte o virajı mutlaka hızlı yada yavaş geçerken farkındalığın aynası dur işareti gibi gözümüze çarpıyor..

Dur ve git..Ama dönme..

Yoksa aslında farkında olamazsın..’

’Yaşamın kaynağının..’’

Bazen gitmenin zor olduğunu düşünüyoruz..

Bu her şeyden yada her bütünden gitmek olabilir..

Kıtaların ayrılması gibi..

İnsanın kendi coğrafyasını bularak oraya yerleşmesi..Tam olmak için..

Yada tam parçayı bulup kendi ülkesinin ilkelerini keşfetmek için..

Bazen de eksik parçayı bulmak için..

Bazen kaçmak..Bazen susmak..Bazende konuşmak..

Dinleyerek ve avaz avaz kelimeleri havada yakalayarak konuşmak..

Gitmenin çoğaltmadığı bir duygu var mıdır acaba ?

İnsan en çok giderek hafifler ve bunu sadece hafifleyince farkeder..

Nereye gittiğin değil..Yol ayrımları değil..

Önemli olan sadece burada ‘’gitmenin dayanılmaz hafiflliği..’’

Ne demiş Victor Hugo;

Hep yol almak isterim, hiç duramam yerimde,

Tanığımdır dalga, o denizde titriyorsa,

Rüzgara seslenirim: gidelim! rüzgar dönse,

Dalgadadır sıra: Haydi daha uzağa!

 

İlerlerim, kasırga alır götürür beni...

İnsanlar, aşklarınıza dört elle sarılın,

Kapının önündeki taş sedire oturun,

Ve geçen günlerinizin arkasından bakın!

Arkasından baktığımız her şeyde ya kalmış olmanın pişmanlığı..Yada gitmenin hiç bilinmeyen ruhu..

Ya karanlık ya aydınlık..

Aradaki mesafe de dengeye durmak gibi..

Durduğun bir konuda soru işaretleri varsa ve gitmek zor geliyorsa insan her zaman çemberin içinde kalmayı tercih eder..

Çember daralır..Çember kaybolur..Ve insan gider..

Sonuç olarak yol yine çıkar..Kutsal mabede! Yani kendine..

İnsan gitmeden dengeyi bulamıyor..İnsan gitmeden bilemiyor..

Yolun yolculuğun hafifliğini hissedemiyor..

Çünkü eğer gidersek hayatı küçük kardeşimizmiş gibi alttan alabiliyoruz..

Yoksa büyüklük hep bizde kalıyor..

Gitmek kendinde kalmak aslında..Büyük olmak yerine hep küçük kalmak..Hatta kalabilmek..

Çırpınmadan boğulmadan yaşamak..

Kısacası gidersen bedenin ağır kalmıyor..Gövdeni Hafif tutuyorsun suya güveniyorsun ve yüzüyorsun..

Zaten o zaman hayatın kaldırma gücü ancak bu şekilde çalışıyor..

Gitmenin hafifliğini yaşayın..Elden gitmek için yada serden gitmek için..

Yaşamdan gitmek için..Hatta kendinize gelmek için bile gidin..

Ben olmak için gidin..

Giderseniz kendi hayat sahnenizde kendi filminizi istediğiniz gibi çekip renklendirebiliyorsunuz..

Yoksa sadece orada izleyen..Ve bütün yönlendirilmeleri sadece izleyen..

Çiğ kalmak yada pişmek..

Gitmenin hafifliğini bilirsen yaşama zaten ekmek için gelmiş olduğunu biliyorsun..

Fırın ise gitmek..

Sahneye bakmak..Yada sahnede olmak..

Oyuncu olmak yada..Yönetilen olmak..

Arada kalmak değil..Dengede kalan olmak…

Denge yaşamdır..Yaşam ise gitmek...Gitmek ise bulmak..

İnsan sadece giderken buluyor cevapları..

İzlediğin orada manzara olmuyor aslında kendi yaşamının renklerini buluyorsun..

Sevdiğim bir sözü alıntı yaparak bitiriyorum..

‘’Bilgelik için tek anahtar devamlı soru sormaktır.

Şüphe ederek bir araştırmaya başlarız. Araştırmakla da doğruya ulaşırız..’’

İnsan gittiği zaman şüpheye düşer..

Çünkü yaşamda ki soru sormanın tek adresidir şüphe..

Kendimiz olmaktan ve kendimizi yansıtmaktan korktuğumuz anların tek adresi olan şüphe..

Ve gitmeden soramazsın..

Ya kendi hayatının senaristi olursun..Ya da başka hayatlarda senaryo…

Seçim senin..

Ya dengede yaşarsın..

Yada o ipe hiç tutunmadan düşmüş olduğun boşluğu..

Çünkü denge, devamlılığın esasıdır….

 

 

SİTEDE ARA

Go to top