Hello,

Bu yaşta kırmızı giyilir mi? Bizim yaşımıza gelince anlarsınız. Bu yaşta nasıl cesaret ediyorsun? Tövbe, tövbe ya kaybolursan? Olur mu canım, millet ne der? Artık yaşımızı başımızı aldık…

Yok arkadaşlar. Keyif benim. Yaşımı da, başımı da almıyacağım. Siz alın isterseniz, ha sağlık sorunları başka bir konu. Gence de gelir, büyümüşe de. Kolum kırılmıştı bir tarihte. Alçılı. Sağ kolum hem de. Ama bir seyahat programım var. Doktoruma alçıyı çıkar dedim. Olmaz dedi. Daha 10 gün var. Adalet gider o zaman. Program bir duraktan sonra uzuuun otobüs yolculuğu. Kolum ağır, ben şişko, matrak bir sürücümüz var. Sırp. ’’Kes şu alçımı, sende alet vardır" dedim. Kesti. Tülbentle bağladım. Geziye devam.

Günlerden bir gün, kuafördeyim. Önüme bir konkenci kadın mecmuası koydular. Hep derim ya algıda seçicilik diye. Gözüm bir ilana takıldı. ’’Asla geç değildir. Dil eğitimi alın. ’’Tamam. Daha yaşım o zamanlar 64. Kurutun bu saçları da ben gideyim şu eğitimi almaya dedim. Aynı gün akşam eve geldiğimde valizimi yapıyor buldum kendimi.

Evvel zamanlardan birinde Yüzüklerin Efendisi kitabını okurken "Ahh ah gidiversem Tolkien’in Oxford’da ders verdiği koleje. Kapısının önünde oturup, hem kitabımı okusam. Hem de ağlasam. Ruhuna bir Fatiha okuyup,teşekkür etsem’’ demiştim. Zaten derdim dil eğitimi falan değil. Perfect tense yerine past tense de kullanıp, idare edip gidiyorum işte. Audiobooklar sağolsun. Devamlı kulağımda olduğundan, kıvırmışım bu işi. Maksat Oxford’da öğrenci olmak.

Önce hayal et, sonra eyleme geç. Oturduğun yerden öyle hayal-meyal ile olmaz bu işler. Kaldıracaksın mabadı. Artık ben bir Oxford koleji öğrencisiydim. İyi de kimse beni tanımıyor. Öğrenciliğin tadı kollektif çıkar diye biliyoruz. Ben buraya dil öğrenmeye mi geldim? Hayırr. Önce bir Tolkien’in odasına git. Oku. Ağla. Hayalini gerçekleştir. Sonra belki arkadaş bulursun. Öğrenci kartım cebimde Exeter College’den içeri gireceğim, kapıcı ‘’turiste kapalı,giremezsin’’ dedi.Hemen silahıma sarılırcasına öğrenci kartıma sarıldım ve çektim. Aha da benim kartım. Şu rahmetlinin müze olan meşhur odasını göster de kapısında yapmayı hayal ettiğim şeyler var dedim. Sonunda bu da oldu ya. Artık gam yemem. (ne demek ise?) Okudum. Fatiha da okudum harbiden. Ağladım da. Biraz ısmarlama oldu ama olsun bir iki damla damlattım işte.

Sonra ne mi oldu? Ne olmadı ki. Lecture dersinde öğretmen artık şans mı, yoksa ben mi tüm İngiliz dizilerini yutmuşum bilemem artık, İnspector Morse dizisini konu almış. Bir bölümü anlatıyor. Ortada feci bir cinayet var tabii. İpuçlarını veriyor. Katil kim olabilir ve cinayeti neden işlemiştir? Soruyor ki zil çaldı. Sınıf kalabalık. Millet merakta. Cahiller, kendi dizilerini bile bilmiyor durumdalar. Prof çekti gitti. Vicdansız. Henüz arkadaşım olmayan isimsiz yüzlere baktım. Yazıkkk dedim. Ve seslendim.’’İsteyen varsa gelin devam edelim. Ben katili de, nedeni de, nasılı da biliyorum’’ dedim. Ahh demez olaydım mı desem bilemiyorum. İşte o gün en az 20 kankam oldu. Bir o kadar da takipçim. Çook eğlendik çok. Aradan geçen yıllar içinde bugün bile devam eden ve İstanbul’a gelip, bende kalan arkadaşlarım var. Adım Crazy Justice.

Sevgi le kalın,


















SİTEDE ARA

Go to top