Kucağımda 9 aylık kızım. Van’dan İzmir’e geliyoruz. Kıbrıs Çıkartması var. Ortam gergin. Uçağımızın iniş takımları arızalı, inemiyoruz. İşte o gün kapmıştım bu nezleyi. Uzun yıllar uçak ve ben birbirimizden hiç hoşlanmadık.

Film-dizi su benim için, hava benim için. Aile-arkadaş olmuşlar bana. Sound of Music. Bilirsiniz. Neşeli günler. Açılış sahnesi rüyalarıma giriyor. Kamera dağlarda gezinir, göllerde, Alpler’in tepelerinde gezinir ve müthiş bir çayırlıkta, rahibe adayı Maria’nın şarkı söylemesiyle filme girilir. Off derdim, off of, ben de görsem ya buraları. Maria’nın gezdiği sokaklarda yürüsem, Salzburg pazarından ben de domates alsam. Kale yolundan aşağı bir koşu da ben tuttursam. O parklarda otursam da merdivenlerinde şarkı söyler gibi yapsam.

 
Maria'nın Çayırları

Tarih 20 yıl önce. Henüz Prag-Budapeşte-Viyana veya Roma-Floransa-Venedik klasikleri konkenci teyzelerin gündemine girmemiş. Sosyete komünist olduğunu daha keşfetmemiş ve Küba’yı komşu kapısı yapıp, CHE hayranı olmamış. Vietnam’ı görmeden yaşanmaz da dememiş.

Kafa bir arkadaşıma "var mısın?’’ dedim.’’Varım’’ dedi. Plan-program sislerin arasından hayal-meyal görünüyor. Tek kesin olan uçak yok. Otobüs var.Uzun ve zorlu bir macera yani. İlk durak, sefer olan ilk Avusturya şehri Viyana. Topkapı otobüs terminalinde bekliyoruz. Gelen yolcu profilini değerlendiriyoruz. ’’Bu hatun kesin Avrupa yolcusu. Şıklığa baksana" diyoruz. Diyoruz da o şık ve zarif insanlar bir bir otobüslerine binip, veda ettiler. Sonuçta yeşil takım elbiseli, pala bıyıklı, bel arkasında şişkinlik olan hoş bakışlı beyefendiler ve pazar torbaları ıspanak dolu bir şalvarlı hanımefendi kaldı. Avusturya’da ıspanak yok demek ki diye düşünürken, sınır görevlileri ıspanaklar altında kaçak sigara getirmenin pek de ayıp olduğunu belirterek biraz bizi üzdü. Yeşil takım elbiseli beyefendiler de yolluk olarak bize krem esrar ikram etti. Biz nezaketlerine teşekkür edip, henüz 5 çayımızı almadığımızı, daha sonra belki dercesine bakışımızı attık. Sonuçta önce 2-3 gün Viyana ve sonrasında da Salzburg’a vardık. Şok. Meğer 1965 yılından bugüne filmin geçtiği mekanları gezdiren local tura katılmak, vatani göreve gitmek kadar kutsal ve zorunluymuş.

Turumuz başladı.Hem de nereden biliyor musunuz? Tur otobüsümüzün başlangıç durağının arkasından Mirabel Bahçeleri. O muhteşem çocuklarla parkta koşturmalar falan filan durağın arkasındaki avuç içi parkta geçiyor. Parkın hemen yakınında bir bina. Saraymış, şimdi ne bilmem. Onun etrafındaki çiçekli bölüm ve merdivenler.


Maria'nın Evlendiği Kilise


Yola çıktık sonunda. Otobanda gidiyoruz. Şoför sağa çekti. Filmi anlatmaktan nefret boyutuna geçmiş rehberimiz, arızalı bacağıyla, topallayarak yolun karşısındaki çimenlere gitti. Kollarını açarak Maria pozuyla anlattı. "İşte sayın seyirciler burası Maria’nin muhteşem dağı. Şarkısı bitince koşarak 12 km uzaktaki manastıra duaya yetişecek’’ diyerek ilk hayranlığımızı kazandı. Sonraki durağımız Captan Von Trapp’ın konağı. Bahçede müthiş güzel camlı bir kameriye. Lisesl ile Friedrich ilk aşk dansında tahta sıralar üstünde uçarcasına dans edecekler Sıra o sahnenin canlandırılmasına gelmişti. Ama hakkını verelim iyi kalpli rehberimiz sakat bacağı ile 20 cm yükseklikteki sıraların altına yattı. Elinde kamera varmışçasına sıraların altından nasıl uçma sahnelerinin çekildiğini anlattı. Çook mutlu olmuştuk. Adam nefret ediyor filmden. Bizim de nefret etmemizi istiyor. Ama diyoruz ama biz sadece hayallerimizin peşine düşüp buralara geldik. İmana gelmiyor sevdiceğim. Ve tur Maria’nın evlendiği kilisede bitiyor. Peki ya dağlar? Dağları görememiştik ama... Sahi neden görememiştik? Sorduk. Öyle bir tur daha varmış filmden bağımsız. Lakes and Mountais tour. Olmaz dedi rehberimiz. Gördünüz işte. Hepsi aynı. Boşuna para. Olmaz dedi.

Yolculuğumuz uzundu. Paris’e geçtik. 8 gün kalıp sıkıldık. İki kafadar "Ne yapalım? Nereye gidelim?’’ beyin fırtınasına başladık. Aynı anda ikimizin de aklına aynı fikir geldi. Salzburg’a geri dönelim. Ne karışıyor bize o adam. Lakes and Mauntains turunu neden göstermemişti bize?

Döndük. Gittik. Aşık olduk. 20 yıldır hemen her yıl mutlaka o dağlara ve o göllere gider olduk. Sonuçta filmin bize kazandırdığı Aşk böyle başladı. Devam etmekte. Edecek gücümün yettiği yıla kadar. Ben alıp başımı Alpler’e, Bavaria göllerine, köylerine ve özellikle Sankt Wolfgang köyüne hep gideceğim. Dağın tepesindeki Koonigsee’de tekne ile yine dolaşacağım. Kaptan en uygun noktada trompetini çıkarıp bir melodi tutturacak. O melodi dağlara çarpıp, bize geri dönecek. Çam ormanları arasında süzülerek gideceğiz. Ve tabii gözyaşlarımızı tutamayacağız.

Sevgi ile kalın.



St. Wolfgangsee


Von Trupp Villası


Digital yok o zamanlar fotolar soldu


Süzülürken



Koonigsee


Dağlarım












SİTEDE ARA

Go to top