Depresifim dedim ya! Melatomin bulamadığımdan veya bulduklarım da işe yaramadığından, çok gece uyuyamam. Uyuyamadıkça yorulurum ve canım otel çeker. Evet bildiğiniz otel. Bırakın beni bir otel odasına, yabancı duvarlar, uyuyamadığım geceleri hiç bilmeyen yatak, hemen uykumu getirir.

Plansız, programsız, sadece otel bakarım. Avrupa’nın herhangi bir köşesinde benden hoşlanan fiyatlar, kahvaltı, iptale uygunluk filtrelemesi yaparak aramaya başlarım.

Münih’te bir otel var.Çok beğenirim. O beni beğenmez. Buluşamayız ama ümidimi asla kaybetmem. Günlerden bir gün mucize bu ya! Sadece 2 gün için, bilemem hangi nedenle, %80 indirim yapmış. Hayallerim hazır. Müthiş manzaralı terasında oturacağım. Antika döşeli kahvaltı salonunda krep yiyeceğim. Otele geldim. Yatağıma yattım ve ertesi gece uyandım.





---
Gloucester’da bir han buldum.VIII.Henry devrinden kalma. Eski yıllarda bizim Henry’nin adamları buraya atlarını bağlarmış. "Ne tarih… Kasaba da güzel. Katedrali de var. Harry Potter Sırlar Odası filminden hatırlarsınız, Ginny duvarlara yazı yazmıştı kanla, Voldemort’un etkisi altındayken. "Onu da görmem gerek mutlaka’’ diye kendimi de ikna edip, yola düştüm.Hana vardığımda kapıda bir yazı. ’’Kapalıyız’’. Nasıl yani heyyy booking... Yumrukladım kapıyı. Açtılar ve sabah yangın çıktı. Pardon dediler. Ortada yangına dair bir ipucu yok. Bence yeterli müşteri bulamadıklarından kafaladılar beni. Yine hayallerim suya düşmüştü.




---
Leipzig’de gönlüme göre bir otel bulmuştum. 2 gecem güzel geçti. Şeytanın bacağını kırdım derken, uçak mikrobu beni yatağa serdi. 3 gün 3 gece hasta yattım. Otel görevlilerinden ilaç istedim. Almadı kalpsizler. Facebook sayfama bugün bile reklam gönderirler. Ben de hiç atlamam, basarım kalayı.

---

Köln yakınlarında Linz diye güzel bir minik köy var. Nehir kenarında bir otel. Müthiş. Odamda nehir manzaralı jakuzim var. İçini yastık doldurmuş ve oturup kitap okumuştum. "Lazın jakuzisi olmuş, içini yastık doldurup oturmuş’’ demiştim. Gece pencereyi açtım. Tel vardı camlarda. Sabah kalktığımda simsiyah bir ince sinek bulutu tüm odayı kaplamıştı. Beni ikaz etmedikleri içn bu kez gerçekten oteli başlarına yıkmıştım. Yetmemiş, benden para istedikleri için Turizm Polisi’ne şikayet etmiştim.

 

---
Sound of Music yazımda bahsettiğim maceralı yolculukta olanlar tam Law and Order SVU. Salzburg’da bir oteldeyiz. Bir Türk kadın çalışıyor ve bizimle çok ilgileniyor. Evine kahve içmeye davet etti. Gittik. Kalkmak istiyoruz, kadında bir telaş, bizi bırakmıyor. "Oğlum gelecek gitmeyin’’diyor. Hali bir tuhaf. Başımız dertte belli. Oğlu gelecek de ne olacak? Kaçmayı başardık ama aradan geçen onca yılda yaptığımız bu yanlış, kabusumuz oldu. Bin senaryo yazdık bu konuda. Hepsi de oscarlık yani. Ertesi sabah otelden ayrılırken, bize göre değerli eşya dolu sırt çantamızı çaldığını gördük. Polisi, Türk Konsolosluğunu bilgilendirdik. İşe yaramadı. Ülkeye dönünce Avusturya Konsolosluğu’nu can evinden vuran bir mektup yazıp, zararımızın miktarını bildirdik. Tam 1 yıl sonra, tam da yine Avusturya’ya gideceğim gün tüm zararımızı gönderdiler.

Depresifim dedim ya…Bu yazı da öyle oldu galiba. Bir günüm bir günüme uymuyor işte. Güzel vakit geçirdiğim, muhteşem göl veya nehir manzaralı otel fotoğrafları koyayım bari. Kahve keyfi yaptığım nice güzel otel balkonundan selam sizlere.

Sevgi ile kalın
























 

 

 

SİTEDE ARA

Go to top