Bazı sorulara, bazı sözlere benim gibi takılır mısınız? Ya cevabı yoktur ya da kötüye kullanılmıştır. Adamı yerden yere vur. Sonra da "teşbihte hata olmaz’’ de. Olmaz tabii. Öyle herkesi her şeye benzetme serbestliği değil ki sözün aslı. Benzet de, benzetirken sakın hata yapma demektir.

"Sen kimsin de benimle böyle konuşuyorsun?’’ Bu soruyu duyduğumda soranın karşısındaki şahsı oradan hemen alırım. Yerine geçer ve sorarım: "Kim olursam seninle böyle konuşma hakkına sahip olabiliyorum? Tabii hayalen. Tabii hep bunu yapmak istemiş ama yapamamışım. Bir gün!! Soracağım.

Bir arkadaşımın babası trafikte dalaşıyor adamın biriyle. Adam bağırıyor "Sen benim kim olduğumu biliyor musun?’’ Babası tuttuğu gibi adamı, kenara koyuveriyor ve yoluna devam ediyor. Eve geldiğinde yanındakilere dönüp soruyor: "Kimdi o adam sahi?’’

"Lafın gelişi’’ sizi de şaşırtmaz mı benim gibi? Laf neden doğrudan gelmez. Neden gelirken saçma sapan yerlere uğrar, yolu uzatır da uzatır ve bu yolculuk sırasında söyleyeceğini unutur. Yetmedi anlamını da saptırır ve bazen de kendini arı sanarak sokar. Laf olduğu için içi de boştur sözden farklı olarak. Üflesen yanlış yola gider. Ama işte sonuçta geçerli bir mazereti vardır. Özel bir "gelişi’’ vardır. Sonuçta geldi ya, affedeceksin işte.

Sevimsiz örnekleri es geçiyorum. Güldüğüm örnekleri seçiyorum.

Karadeniz insanı işte. Sürmene’ye gitmişim ve yolda eski bir arkadaşımı görmüşüm. Söze nereden başlasam ki? Yıllar geçmiş. "Beni unuttun mu?’’ diye sordum. "Ne dersun, ahırda ineğumi unuturum da seni unutmam’’ dedi. Şükür ineğinin önüne geçmiştim de yine de "sevineyim mi şimdi?’’ diye sordum. Lafın gelişi dedi. Al işte laf yine doğrudan gelip de "seni asla unutamam’’ diyememiş. Ahıra uzanmış, ineğe derdini anlatmış. Karnı tok-sırtı pek mi emin olmuş ve bugünlük önem sırasını eski bir dosta vermeye razı etmiş ve yanımıza gelmiş.

Bir arkadaşım vardı. Karısının istekleri emir sayılırdı onun için. O gün sevgili eşi gravyer peyniri istemişti. "Ama yerinden al, her yerin güzel olmuyor’’ demişti. Bize geldi ve "arkadaşlar eşim gravyer istiyor, yerinden al dedi. Gelin desem benimle gelir misiniz?" Tamam dedik ve havaalanında buluştuk. İlk durak Münih. Oradan gölller, köyler geçerek, Lichtenstein’a geldik. Schaffhausen’de tonlarca suyun kükreyişine şahit olduk. Achensee’de müthiş bir yemek yedik. Kanyonlarda korku dolu tırmanışlar yaptık. Luzern’de ahşap köprüye bayıldık. Zurich-Lozan derken grevyar peynirini bulduk. Ben çok sevdim. Dağın tepesinde bir köy. Surla çevrili. İçine girince kendini masal diyarında sanıyorsun. Bir avlu, ortada çeşme, etrafta küçük peynir dükkanları ve yolun sonunda köyün ağasının küçük şatosu. Öylesine kaptırmışım ki kendimi şatoda bir sandalyenin arkasına "Lancelot’’ yazıyordu. Gerçek zannettim. Sanki Lancelot gerçek bir karakter de ben de onun sandalyesine bakıyorum sandım. Bu hissi bir kez de "Sherlock Holmes’un gençlik yılları’’ filmini bulduğumda yaşamıştım. "Alayım bu filmi, zira Sherlock’un gençliği hakkında fazla bilgim yok’’ demiştim. Sonra da kendime çok gülmüştüm. Sherlock o 1-2 saniye benim için gerçek karakter oluvermişti. Neyse konumuz bu değil Gruyére. Yani bizim dilimize gravyer olarak geçen peynirin imal edildiği kasaba. Adı da oradan geliyor zaten.

Arkadaşımızın karısının emirleri başımız üstüne idi. Peyniri aldık ve döndük. Karısı "lafın gelişi’’ yerinden al demişti. Biz de lafı bu kez İsviçre’ye kadar göndermiş, peyniri alıp getirtmiştik.

Siz, siz olun da "SÖZ’’e güvenin, "LAF’’a güvenmeyin. İçi boştur. Gelişi de şaibelidir biraz.

Güzel sözlerle kalın.

 


Sürmene'de Evim


Komşu Ev


İneğin Evi


İsviçre bankası böyle bişey...


Linchenstein



Aachensee


Aachensee yemek beklerken


Köprü - Luzern


Luzern ahşap köprüsü


Luzern'de yağmur


Ağanın Şatosu


Alp manzaraları


Sosyete inekler Alplerde


Schaffhausendeben


Kanyona giriyorum


Oradaydım valla!


Gravyer peyniri alalım


Gruyere meydanı


Gruyere'den bakış


Lancelot'un sandalyesi








 

SİTEDE ARA

Go to top