Bir şeyler oluyor
Benden ona,
Ondan bana,
Bir şeyler dokunuyor.
Ben açıldıkça açılıyorum,
O da uzanıp bana dokunuveriyor. 

Ben çekiyorum,
O da benimle geliyor.
“Gel…” diyorum “Rüzgâr olalım”,
“Tamam!” diyor.
“Gel…” diyorum “Toprak” olalım,
“Tamam!” diyor.
Tıpkı bir kadın gibi akıyor deniz gözlü kadın!

 Ama yoookkk, ilgisini canlı tutuyorum,
Soldurmuyorum öyle yüzünü deniz gözlü mavi kadının!
Hep bir şeyler oluyor,
Hep bir şeyler akıyor,
Deniz gözlü mavi kadınla aramızda…

Son günlerde daha da sık görüşür olduğum yoga eğitmeni bir arkadaşımın işi çıkınca bana devrediyor derslerini. Tam da elimdeki projeler bitmiş, işlerimi oturduğum bölgeye toplamaya çalışırken, “Tamam” diyorum, “Tabii ki dersleri ben veririm, ne güzel haber!”. Nasıl devredelim ilk dersi derken, arkadaşım; “Akıştayız hocam ya. Bakalım yani. Spontane. Beraber yaparız son dersi…” diyor.

Benim akıl tabi hemen fren yapıyor bu fikre! Önce koca bir; “Neee? Akıştayız derken? Nasıl yani beraber? Nasıl olacak şimdi spontane? Ne spontanesi ya! Olur mu canım öyle şey!” derken, bir bakıyorum, benim devreler yanmış, arızaya geçiyorum. Kafamda eviriyorum, çeviriyorum, döndürüyorum. Ama yok, olmuyor. Bir türlü iki hoca aynı anda spontane dersi düşünemiyorum. “Mutlaka bir plan olmalı, en azından planın spontanesi olsun ya, kargaşa olur yoksa!” diyorum. Gülüyorum sonra. “Aha! Yakaladın beni mavi gözlü kadın.” diyorum. “Sevdim bunu.” Sonra bırakıyorum kendimi akışa. “Tamam.” diyorum, “Mavi gözlü kadının bir bildiği vardır…

Günler günleri kovalıyor. Zaman gelip çatıyor. Devir için buluşuyoruz. Ben tabii her türlü olasılığa hazırım artık. “Akışmış, spontanlıkmış, kim korkar! Hah! Yansın dünya ya! Tamam, Yogiyim ben, üstesinden gelirim. Anda kalırız, hallederiz. “ modundayım. Evrene güvenim tam. Peki, bu kadarla yetindim mi? Hayır. Tabi ki de bir B planım var. Kafamda dersi hazırlamışım bile. Hani olur da akamazsak diye yani. Asla korktuğumdan değil hani. Profesyonelim ben kafaları.

Mavi gözlü kadını görür görmez başlıyorum –biraz da espri ile-anlatmaya;

Ya hocam, sen geçen benim devreleri yaktın. İçimden dedim ki; “dalga mı geçiyor, bu nedir ya? İki kişi plansız programsız ders mi verilirmiş. Ama sonra “Hım… Yok ya… Bak ne güzel… Zorladı beni… Ben varım.” dedim.”

Sana ve ana bıraktım hocam kendimi. Ne dersen tamamdır. Haydi yapalım.” Diyorum.

Bir kahkaha atıyor. Oda masmavi oluyor mavi gözlü kadının kahkahasıyla. “Hadi ya, öyle mi dedim? Yok, hocam ya, sen ver dersi, hem ben de senin dersine gireyim, yoga yapayım “diyor.

Sen verdin ben verdim derken, kırmıyorum mavi gözlü kadını, “Tamam.” diyorum, “Zaten hazır ders benim kafamda” diyorum bıyık altından gülerek. “Tamam, yani, yakaladın beni, kaygımı korkumu bıraktım ama tabi ki de boş gelmedim, o kadar da değil” diyorum kocaman sırıta sırıta.

Mavi gözlü kadınla el ele kol kola giriyoruz derse.

Sınıfa anlatıyor mavi gözlü kadın. “Bu son. Gidiyorum bir süreliğine” diyor. Bir nevi veda ediyor. Kimi gözler üzgün. Kimi gözler meraklı. Saat doluyor. Akış bitiyor. Çok güzel geçiyor ders. Mavi gözlü kadının gözünden yaş geliyor. “Oh” diyor, “Ne iyi geldi.

Ben alıyorum sazı elime sonra. Kısa bir devir teslim konuşması yapıyorum. Mavi gözlü kadının gidişi tam anlaşılmamış olacak ki sınıftan “Aaa gidiyor musun hocam?” sesleri geliyor. Mavi gözlü kadının gidişi o zaman ağırlaşmaya başlıyor. Bir laf dönüyor sonra uğultu gibi; “Güler yüz. Güler yüzünüz.” Güler yüzle kurulacak kaç cümle varsa sanki hepsini aynı anda kuruveriyorlar. Takılıyorum bu söze. Döndürüyorum kafamda. “Güler yüz!” Yazıyorum kafama “Mavi gözlü kadın! Güler Yüz!

Aynı hafta bir gün aradan sonra ikinci ders vakti geliyor. Bu sefer tekim, mavi gözlü kadın yok. Gece zaten hep rüyalarımda güler yüz kovalamış beni. Bu nedenle, biraz yorgunum. Sınıfa giriyorum. Kendimden eminim. Başlıyorum anlatmaya. Yeni gelenler var. Önce kısa bir girizgâh yapıyorum. Uzun lafın kısası; “Mavi gözlü kadın yok artık ben varım” diyorum. Ve sonra güler yüzle akşamki kovalamacamızı anlatıyorum:

Arkadaşlar merhaba. İlk dersimize başlıyoruz. Şimdi size bir hikâye anlatacağım. Dersten sonra eve gittiğim andan dün akşam dersinize hazırlanana kadar geçen sürede biraz heyecanlıydım. Hafif kafam karışık ve biraz da huzursuz gibiydim. En çok aklıma takılan şey şuydu. Hocanızın en çok güler yüzlü oluşundan bahsediyordunuz. Onu çok sevdiğiniz, gidişine de üzüldüğünüz için sanki bana alışmanız beni sevmeniz için- daha beni tanımanıza bile izin vermeden- onun gibi olmam gerektiği yani sanki olduğum halimden bile daha da güler yüzlü olmaya çabalamam gerektiğini düşündüm. Tam bu tuzağa düşmek üzereyken kendimi yakaladım ve ayıldım.

Bir dakika ya, o zaman benim bu dersleri vermemin ne anlamı kaldı? Benim terapistliğim, kendime yaptığım onca öz değer, özgüven seanslarına ne oldu?” dedim.

Hani hepimiz sadece var olduğumuz için değerliydik? Hani ben biriciktim, kimseye benzemek zorunda değildim, olduğum halimle değerliydim?

Neyse ki düştüğüm tuzaktan çabuk çıktım. Hemen toparlandım ve bu farkındalıkları bugün sınıfta anlatmak üzere büyük bir huzurla kendim olabilme cesaretimi geri alıp bu kaygı enerjisinden kurtuldum.

Bugünün öğretisi de bu. Herkes biricik ve tektir. Hepimizin doğuştan getirdiği farklı farklı hediyeleri vardır. Birisi güler yüzlüdür, diğeri sakin ve dingindir. Birinden huzuru öğrenirsiniz, diğerinden coşkuyu. Siz yeter ki size verilen hediyeleri almaya açık olun. Ben şimdi tamamen size kendi bilgi ve deneyimlerimle yogayı aktaracağım. Son derece rahatım ve huzurluyum. Ben yalnızca benken bana verilen ışığı size yansıtabilirim. Ve şunu asla unutmayın. Yogada en çok istenmeyen ve insana en çok acı vereceği söylenen davranışlardan biri kendini başkalarıyla kıyaslamadır. Lütfen kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın. Hepiniz biriciksiniz. Özel ve değerlisiniz. Kimse size benzeyemez. Özgünlüğünüzü kabul edin ve kucaklayın. O zaman gerçek mutluluğu bulacaksınız ve parlayacaksınız.

Böylece ilk yoga felsefesi dersimi veriyorum…

Herkesin gözler ışıl ışıl. Başlar evet anlamında sallanıyor. Aramızda ilk bağlarımız kuruluyor… Derinleşiyoruz, bir oluyoruz…

İkinci hafta koşa koşa gidiyorum derse. Kafamda gene bir ders planı var. Bel ağrıları çalışacağız bugün diyorum. Herkes onaylıyor. Başlıyoruz derse. Ağırlıklı olarak matta sırt üstü uzanarak çalışıyoruz. Restoratif yoga, yoga terapi, tantra, yin yoga, bhakti yoga, mantra, nefes, müzik, hepsini harmanlıyorum. Ben ben değilim sanki. Ders kendi kendine akıyor, sözler ağzımdan çıkıveriyor. Kafamda tek bir hedef var. O da “doku düzeyine inen derin stresleri yüzeye çıkarıp sağaltmalarını sağlamak”.

Bel, pelvis, kasık, bacak derken konu kadınlığa, dişiliğe geliyor. Grubumuz ağırlıklı kadın. O gün de tüm öğrenciler bayan. Ne verirsem alıyorlar. O kadar açıklar ki. Daha da cesaretlendiriyorum. Başta ne yapacağımızı da anlatmışım. Bir oluyoruz. Derin kazı yapıyoruz. Dersin sonuna doğru değişik enerjiler hissetmeye başlıyorum. Artık gözlerimiz açık bile değil. Ben zaten bırakmışım kendimi kozmik güçlere. Bana, benden onlara, bir sürü şeyler akıyor. Hepimize bir şeyler oluyor. Sonra duruyoruz. Vakit geliyor, bitiriyoruz. Teşekkür ediyorlar. Ben diyorum asıl teşekkür ederim. Bu kadar kadın bir arada bana size hizmet etme şansı, sizinle, kadın gücüyle, enerjisiyle buluşma, beslenme fırsatı verdiğiniz için. Biri var ki çok derine inmiş, bir sürü şey yüzeye çıkmış, şifalanmış. Çok ağlamış. Gözlerinden yeniden yaşlar boşanıyor. Yeniden teşekkür ediyoruz. Ve ben o gün ders sonrası tüm işlerimi iptal edip direkt olarak eve dönüyorum.

Yol boyunca dersin etkisinden çıkamıyorum. O kadar huzurlu, o kadar mutluyum ki. Sanki binlerce annenin sevgi ve şefkatiyle sarmalanmışım. Sanki sonsuz bir huzurla doluyum. İçimden sürekli ama sürekli şükrediyorum. Eve bile yürüyerek, hoplayarak, zıplayarak insanlara laf atıp, çocuklara gülümseyerek dönüyorum.

Sonra, eve geldiğimde bir de bakıyorum ki, son zamanlarda taşınma, iş güç, projeler derken koşuşturan ve 2 aydır geciken menstürasyonuna seans bile yapamayan ben normal döngüme kavuşmuşum.

O kadınları şifalandırmaya çalışırken Ben, O kadınlar tarafından şifalandırılmışım. Birden dersteki kendi sözlerim geliyor aklıma. Mırıldanıyorum kendi kendime; “Kadın şifacıdır. Rahmindeher şeyi dönüştürür, şifalandırır.” Gözümden iki damla yaş geliyor. İçimdeki kadın uyanıyor. Uzanıp içimdeki kadına dokunuyorum. Bir de, “İyi ki…” diyorum, “iyi ki mavi gözlü kadın!”

Namaste!

Go to top