Ben 11 yıl kurumsal hayatın kapı eşiğini sabah 9 akşam güya 6 aşındırdıktan sonra yoga eğitmeni oldum. Yoga eğitmeni olmak bir kaçış değildi benim için, yoga hayatıma girdiğinden beri vazgeçemedim bir sevgili gibi olmuştu.

İkisini birlikte yürütememek de değildi olan. Olan; birinin iyi gelmesi öbürünün artık iyi gelmemesiydi sadece.

Ben “hayatımın anlamını buldum” gibi büyük büyük cümlelere inanmayanlardanım. Yaşayıp, deneyimlemeden bu böyledir diyemeyenlerdenim. Diyenlerin lafına da aldırmayanlardanım. O yüzden belki de Yoga eğitmeni olmak güzel oturdu üstüme. Bence tabi :) Benim için her zaman yaşadıklarımın içindeki hislerim gerçeğimi oluşturmuştur. Gerisi kitaplardaki cümlelerden ibaret. Aynı zamanda bir şeyi en iyi öğreterek öğrenenlerdenim. O yüzden sadece Yoga uygulamak yetmedi belki de. Dolup boşalmak, yeni deneyimlere yer açmak için paylaşmak gerekti her zaman. İşte herkesin fikrini bir giz gibi kendine sakladığı, paylaşmanın, yardımlaşmanın ve hatta duyguların bile olmadığı kurumsal hayatı ardımda bıraktım.

İşte bu yüzden aldığım Yoga eğitmenlik eğitimlerindeki Yoga ile ilgili kitap tanımları etkili gelmiyor sanırım. Önemli olan Yoga’nın o kitapçıklarda yazdığı gibi ne olduğu değil, asıl mesele Yoga’nın senin için, benim için ne ifade ettiği. Yoga benim için ne ifade ediyor? Hangi hislerim var yoga’ya dair? Bana neler öğretti?

Yoga pratiğimde kaldıkça benim için hislerimi dinleme alanı oldu. Gözlemci olabilecek kadar yavaşlayabilmem için alan oldu. Ve evet böyle bir şey varmış değil mi? Yavaşlamak... Gözlemlemeye içimden başlamam gerektiğini öğretti, öğretmen oldu, yol gösterici oldu. Dışardaki arayışımın beyhude olduğu gerçeğini gösterdi. Zorluğu gösterdi, zorluğu tanımlayanın zihin olduğunu buldurdu. Zor olmazsa kolayın da olmayacağını...

Göz yaşlarının kötü olmadığını, baktığın yeri değiştirirsen iyi ve kötünün de kaybolduğunu ve bu kayboluşun içinde var olunduğunu anladım zamanla. Cesaret demek benim için Yoga. Yapmaya cesaret edemeyeceğim şeyleri –yoga asanalarından bahsetmiyorum- yapmak için atılması gereken ilk adım oldu. Duruşumu değiştirdi hem fiziksel hem de hayatın içindeki... ve bu öyle kendiliğinden oldu ki topuklu ayakkabılarla rahat ediyorum taklidi yapmak gibi zoraki olmadı.

Kendimle ilgili bilmediğim şeyleri gösterdi, onların su yüzüne çıkması için içten, derinden gelen güç oldu benim için. Mesela yalnız kalmayı aslında ne çok sevdiğimi, yalnız kaldığımda yaratıcılığımın ortaya çıktığını, yalnızlığımda yazabildiğimi ve sonra yalnız kalmak istediğimde gerçekten yalnız olmaya ihtiyacım olmadığını da... Kendimi döven sopayı kırdırdı, kendimi yargılayan, azarlayan ego parmağını birazcık eğmeye bükmeme yardım etti.

Mutluluğun basitliğin, sadeliğin içinde gizlenmiş olduğunu gördüm zamanla. Ne kadar kalabalıksa gündelik hayatım zihnim de o kadar karışık oluyor. Zihnim ne kadar çok dala atlarsa bedenime de yansıyan bu oluyor. Bir acelecilik, bir yetişme telaşı. Yavaşlamak ve hatta durmak oldu yoga benim için. Ama aynı zamanda da dinamizmin içindeki dinginlik... Artık yapamıyorum dediğim noktada açılan kapı oldu oldu karşımda. İnsanların kalbindeki, içindeki dualiteleri gösterdi, aydınlık ve karanlık yanları, nereye odaklanmam gerektiğini de öğretti. O en derinlerdeki bendekiyle aynı olana bakmaya çalışmayı. Gerektiğinde bırakabilmeyi, gitmelerine izin verebilmeyi...Kendi karanlığımla, kendi gölgemle barışmayı da aynı zamanda...

Sabrı öğrendim, beklemeyi, yoldan ayrılmadan devam etmeyi, vazgeçmemeyi... anladım ki kendimizi çok önemli sanıyoruz, oysa dünya kimsenin çevresinde dönmüyor. Ben olmasam da dönüyor. Benden büyük, muhteşem bir evren var dışarda, mükemmel bir sistem işliyor. İstesem de istemesem de. Bakmayı değil de baktığın yerdekileri görmeyi, daha derinlerde olan biteni izlemeyi, farkında olmayı öğrendim zamanla...

Duygularımla barıştım sonra. Öfkemi kucakladım, korkumu sevdim. İyi ki varsınız dedim onlara, kızdığım ve bunu yaşamaya izin verdiğim için kutladım kendimi. Öyle anlar oldu ki mutluluğumdan bile vazgeçmem gerekebileceğini, benim dediğim herşeyin bir sabun gibi kaygan olduğunu aslında hiç bir şeye sahip olamadığımızı gördüm. Sanki çevremde yarattığım tüm herşey yıkıldı ve çıplak kaldım bir anda. Ve aslında anladım ki çıplak kalmak gerekiyormuş ölmek için ve doğmak için...Osho’nun dediği gibi o kadar hazırmışım ki “Ölmeden önce ölmeye” Bir zaman geldi kendimi öldürdüm ben de ve sancılarla doğurdum sonra. Ve aslında tüm bunlara aracı olan pek çok şey ve pek çok kişi oldu. Yoga da bunlardan biri oldu... Öğrenci hazır olunca öğretmen gelirmiş misali...

Daimi öğrenci olmanın hazzı ile hayatımda bana öğretmen olan her şeye ve herkese şükran ile...

 

 

Go to top